Bilsem ya da bilmesem de sözlüğe sık bakarım.
Okuduğum kitap üzerine, “politika” sözcüğü için TDK sözlüğüne yeniden baktım.

Mecazi olarak bir anlamı da:
“Bir ereğe varmak için karşısındakilerin duygularını okşamak,zayıf noktalarından ya da aralarındaki uyuşmazlıklardan yaranmak gibi yollarla iş yürütme…”

Okuduğum kitap mı?

Dünyadaki son gelişimler üzerine, G.Orwell’in,’1984’ romanını yeniden elime alıp, altını çizdiğim yerleri
-bazılarını paylaşacağım-anımsayarak hızla okudum.

Bakalım sizler günümüz dünyasına uyarladığınızda neler hissedeceksiniz…

1984, bildiğiniz gibi distopik (insanlarda umudun ve yaşama isteğinin kalmadığı karanlık bir gelecek)
bir kitap. Roman, Büyük Birader’in; (führer-önder, duce-reis,el caudillo-lider,
o chefe-şef, conducator-rehber…diye algılayabilirsiniz) yönettiği Okyanusya ülkesinde geçer.

Sınırsız bir güç ve süresiz bir iktidarın elindeki parti-devlet yönetimi…

Toplum üç bölümden oluşuyor:

İç Parti: Zenginliği elinde toplayan,güzel evlerde oturan,keyifli bir yaşam süren devleti yönetenler…

Proletarya: Yoksul işçiler ve halk…Hiçbir şeyin farkında olmamaları,gerçeği görmemeleri,sorgulamamaları hatta düşünmemeleri için herşey yapılır…
Peki bir umutları var mı?
Var…
Piyangoyu kazanıp zengin olmak…

Dış Parti: Parti-Devlet’in politikalarını yürüten ve uygulayanlar…
Olanın bitenin farkında olabildikleri için sürekli gözetim ve denetim altında tutulurlar…

Bu iktidar nasıl sürdürülecek?

Totaliter,baskıcı bir yönetimle.

Toplumu kontrol altında tutmak mı istiyorsun?
Onları manipüle edeceksin…
İnsanların sorgulama,mantık yürütme yetilerini yok edeceksin…
Onları,yalanı gerçekten ayıramaz hale getireceksin…
İktidarı elde tutmak için her yol mübah…
Yalansa yalan,iftiraysa iftira…
Baskıysa baskı,zulümse zulüm,zindansa zindan…

“Hiçbir şey artık yasadışı değildi çünkü artık yasa diye birşey yoktu…”

“Bazı şeyler geri gelmiyordu,
insan bir daha geri dönemiyordu. İnsanın içinde bir şeyler ölüyor,yanıp kül oluyordu…”

“ ‘Çürüyorsun’ dedi, ‘parça parça dağılıyorsun…Sen nesin biliyor musun? Bir pislik torbası…’ “

Halkın gerçeğe ulaşması mı?
Zinhar önlenecek…
Halkın sorgulamasına yol açacak araçlar mı?
Ya yok edeceksiniz ya da ele geçirip kendi söylediklerinizi yayan bir araca dönüştüreceksiniz…

Tüm bu sistemin tıkır tıkır işlemesi için bakanlıklar vardı.

Örnek mi?

Gerçek Bakanlığı…
Romanın kahramanı W.Smith bu bakanlığın arşiv bölümünde çalışıyor.
Görevi?
Gerçeği çarpıtacaksınız…
Geçmişi,geçmiş belge ve bilgileri şefin,partinin güncel çıkarlarına göre yeniden dizayn edeceksiniz…
Tarihi yeniden yazacaksınız…
İnsanları manipüle ve hipnotize edeceksiniz…
Onları mutlak kötülük dünyasında iyi yaşadıklarına inandıracaksınız…
İnsanlar ne kadar az sorgularsa o kadar az kaos…

Varlık Bakanlığı…
Görevi?
Halk yoksulluk altında inlerken zenginliği belli ellerde toplamak…

Sevgi Bakanlığı…
Görevi?
Halkı sürekli gözetim altında tutmak…Şüpheli bir hareket mi gördün ya da sezdin?
Düşünce Polisi iş başına!
Tehlikeli unsuru bakanlığın
‘Sevgi’ dolu kollarına teslim edeceksin!..

Başka?
Barış Bakanlığı…
Görevi?
Sürekli bir savaş ortamı,dış düşman tehlikesi yaratmak,
böylece bir yandan
içerideki sorunları göz ardı etmek,öte yandan düşmana karşı halkta birlik duygusunu pekiştirmek…

Özgürlük köleliktir…
Sen,sana ne yapacağını söyleyen lidere inan,onun dediğini yap…
Al sana özgürlük…
Özgür yaşayıp da ne olacak?
Kendini şefe ve partiye teslim et yeter!
Sistemin gücünün parçası olduğunu hisset! Rahat yaşa!
Buna kölelik mi diyorlar?
Kölelik sana güç verecektir!..

“Özgür sözcüğü ‘siyasal özgürlük ‘ ya da ‘düşünce özgürlüğü’ kalmamıştı;bu nedenle kavram bile olsalar artık onları adlandırmak gereksizdi…”

Cehalet güçtür…
Halkın cahil bırakılması,
hafızasının ortadan kaldırılması, şefin ve partinin gücünü daim kılar…
Nasılsa kitle iletişim araçlarının neredeyse tamamı senin kontrolünde…
Anlar gerçeğin ne olduğunu…

Gerçek ne mi?
Gerçek şefin söylediği…
Sen buna İnan yeter!

Gerçekleri dile getirenler mi?
Onları da söyleyemez hale getirirsin olur biter!
Nasıl olacak?
Yalan ve iftira ile at içeriye!
Görsün gününü…
Ya da bir yolunu bul,
al yanına!..Sistemin parçası haline getir!..

“Biz zorla boyun eğdirmekten hoşlanmayız.Bize kendi isteğinle uymalısın.Biz bize başkaldırıları yok etmeyiz;
akıllarını ele geçirip değiştirir, yeniden biçimlendiririz.
Ondaki tüm kötülüğü yok eder, onu yalnız görünüşde değil,tüm gönlü ve ruhuyla kendi tarafımıza çeker,sonra öldürürüz…”

Hafta sonunuzu distopik bir romanla karartmamak için yazıyı, baskı ne kadar büyük olursa olsun,insan ruhunun tamamen ele geçirilmeyeceğine ve gerçeğin yok edilemeyeceğine inanan romanın önemli kahramanlarından O’ Brien’in sözleriyle sonlayalım:

“…Ama proleterler, bir kez kendi güçlerinin bilincine varabilirlerse…sadece ayağa kalkıp silkelenivermeleri yeterdi, tıpkı bir atın üzerindeki sinekleri kovalamak için silkinmesi gibi…”

“Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde buluşacağız…”

“Gerçeğin var olduğu ve yapılanın geri alınamayacağı bir zamana: Selamlar…”