‘Cehalet ayrıcalıklı sınıfların ustaca kullandığı bir silahtır’

***

Erdoğan-Şimşek Planı olarak da adlandırılan OVP 5 Eylül günü açıklanacakmış. Yeni plan 2027-2029 yıllarını kapsayacakmış. OVP uygulaması 2022 yılı sonlarında başladı ve bu günlere geldi. Planın özü; yüksek faiz, değerlenen Türk lirası, kredi sınırlamaları, iç talebin baskılanması, , ücret artışlarının kontrol altına alınmasına dayanıyordu. Uygulanan bu politika sonucu açlık, derin yoksulluk, işsizlik, enflasyon, hayat pahalılığı gündemden hiç düşmedi. Merkez Bankasının enflasyon hedefleri hiç tutmadı. Ama asgari ücretlilere, emeklilere TÜİK’in manipüle edilmiş enflasyon rakamları (mahkeme kararı olmasına rağmen TÜİK enflasyon sepetini açıklamıyor) ile Merkez Bankasının hiç tutmayan ‘hedeflenen enflasyon’ rakamları doğrultusunda zam yapıldı. Sermayeye krediler, teşvikler, vergi indirimleri ve süspansiyonlar sağlanırken işçilere, emekçilere, emeklilere, esnaflara, üretici köylülere yoksullara ‘kaynak yok’ deniliyordu.

İşçilerin vergi yükü artarken, patronların vergi yükleri azaldı, bütçe gelirleri ise faiz ödemelerine aktı. Evrensel, Birgün, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan haberlerde Hazine ve Maliye Bakanlığının Temmuz ayı raporlarına göre; bütçe gelirleri 1 trilyon 412.4 milyar lira olurken, giderlerin toplamı 1 trilyon 790,5 milyar lira oldu. Bütçe 378 milyar 105 milyon lira açık verdi. Çalışanların ödediği gelir vergisi bir önceki yıla göre %47,9 artarken, patronların ödediği kurumlar vergisi %69,8 azaldı. AA’nın haberine göre 2025 yılında bütçe giderleri 1 trilyon 120 milyar 775 milyon lira iken 2026 yılı temmuz ayında %59,8 artışla 1 trilyon 790 milyar 815 milyon lira olmuş. 2026 yılı Ocak-Temmuz döneminde faiz giderleri %43,7 artarak 1 trilyon 791 milyar 13 milyon liraya çıkmış. Açık olan şu ki bütçede pastanın büyüğünü patronlar ve faiz lobileri yemiş.

Vergide adaletsizlik de artarak devam ediyor. 2026 yılı Ocak-Temmuz döneminde Evrensel Gazetesinin haberine göre Katma Değer Vergisi (KDV) %39,6, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) 7,9, Banka ve sigorta muameleleri vergisi %37,6, İthalde alınan katma değer vergisi %29,8, damga vergisi %52,2, harçlar %71,5, ve diğer vergi gelirleri %26,9 arttı. Verginin bütün yükünü başta çalışanlar (işçiler, kamu emekçileri) olmak üzere yoksul halk (emekliler, esnaflar, üretici köylüler vb.) ödedi.

Sağlık ve eğitim alanında da harcamaların yükü yine her zaman yapıldığı gibi çalışanların, emeklilerin, sırtına yıkıldı. Cepten harcamaların payı sağlık harcamalarında 22 yılda %210 arttı.

Eğitimde de durum üç aşağı beş yukarı aynı. Ailelerin bütçesi son üç yılda eridi. Cumhuriyet Gazetesi Elif Özge Yalçın’ın haberine göre eğitimde, gıdada, kirada, çocuk bakımında giderler %555 artmış.

Sonuç olarak; AKP’nin ve sonraki yıllarda MHP’nin desteklediği 25 yıllık iktidarları dönemi sermayeye hizmet dönemidir. Bu dönem işçilere, emekçilere, emeklilere, üretici köylülere, esnaflara ise açlık ve derin yoksulluk getirmiştir. İktidara gelmeden önce 3 Y’yi (yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) ortadan kaldıracağız diye yola çıkanlar, daha çok derin krizlerin yaşanmasına neden oldular.

2002-2010 arası dönem AKP’nin ‘AB reformları’, ‘Vesayetle Mücadele’ dönemi’ adı altında neo liberal politikaların uygulandığı dönem oldu. Özelleştirilmeler hız kazandı. Yeni sermaye gurupları yaratıldı.

2011-2018 arası otoriterleşmenin arttığı yıllar oldu. Gezi Direnişi sonrası toplumsal muhalefete yönelik baskılar giderek arttı. Yargı, emniyet, silahlı kuvvetler içlerinde iktidar ile FETÖ arasında çatışmalar şiddetlendi.

2018 VE SONRASI; 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL şartlarında ‘Cumhur4başkanlığı Hükümet Sistemi’ adı altında ‘Tek Adam Rejimi’ kurumsallaştırıldı. Bu dönemde enflasyon patladı, halk yüksek enflasyon altında ezildi ve dış borç artmaya başladı. İşçilerin milli gelirden aldığı pay % 50 düştü. Dış borç 124 milyar dolardan 500 milyar doların üzerine çıktı. AKP döneminde 25 yılda 23 grev ‘milli güvenlik’ gerekçesiyle yasaklandı. İSİG Meclisinin raporuna göre bu döneminde 33 bin işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Sözcü Gazetesinin 2025 yılı sonunda yayımladığı haberine göre Kamu İhale Kanunu 206 kez değiştirildi. Bu dönemde kişilere veya kurumlara yönelik nokta atışlı ihalelerin yapıldığı haberleri gazete köşelerini süsledi.

Ek olarak; 2010 referandumu sonrası mülakat sistemiyle yargı mekanizması iktidara tabi kılındı. AHİM ve Anayasa Mahkemesi kararları Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Tayfun Kahraman örneklerinde olduğu gibi uygulanmadı. Soma, Ermenek, Kozlu, Karadon, Şirvan, Dursunbey son olarak da madenci direnişlerine rağmen iktidarın özelleştirdiği Ankara’nın Nallıhan ilçesindeki maden kazaları sermayenin aşırı kâr hırsları sonucu oldu.

Bu soygun ve yağma düzeni değişmelidir. Bu kara düzeni değiştirecek tek güç halkın örgütlü, kararlı ve birleşik mücadelesidir. Bu düzeni değiştirmek için demokrasiden yana bütün güçler ortak talepler etrafında bir araya gelmeli ve taleplerini halka anlatmalıdır. Halkın ortak iradesi karşında hiçbir güç duramaz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz.

1 ETLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ KUTLU OLSUN!

SAVAŞI ZENGİNLER ÇIKARIR, YOKSULLAR İSE ÖLÜR!

YAŞASIN BARIŞ-BİJİ AŞİTİ!