‘Cehalet ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır’
***
Mutlak butlan mı, mutlak sultan mı ,yoksa mutlak mücadele mi? Bu yaz çok sıcak geçecek.
***
Saray Rejimi, Türkiye tarihinde görülmeyen bir ilke imza attı. Çünkü ne olursa olsun iktidarını devam ettirmek istiyordu. CHP; ilçe, il ve genel merkez kongrelerini Seçim Kurullarının gözetiminde yapmıştı. Yapılan kongreler, Yüksek Seçim Kurulu tarafından onaylanmış, seçilenler mazbatalarını almışlardı. Aradan bir-iki yıl geçtikten sonra bazı CHP genel merkez delegeleri seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla Asliye Hukuk Mahkemesine dava açmışlardı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi 21 Mayıs 2026 günü yetkisi olmamasına rağmen ‘Mutlak Butlan’ var diyerek CHP genel merkez seçimini iptal etti. Anayasaya göre seçimlerde tek yetkili kurum Yüksek Seçim Kurulu (YSK) dır. Asliye hukuk mahkemeleri eğer bir usulsüzlük varsa ve bunlar kanıtlanırsa sadece o kişilere ceza verebilir, seçimleri iptal edemez. ‘Ben yaptım, oldu’ anlayışıyla hareket ederse Anayasanın ve YSK’nın açık hükümlerini ihlal etmiş olur.
Daha önce HDP, DEM Parti örneklerinde olduğu gibi birçok belediyeye ‘kayyım’ atanmıştı. O uygulamalar bir yılı aşkın süredir CHP’li belediyelere uygulanıyor. CHP’li yüzlerce belediye başkanı, meclis üyesi ve çalışanı tutuklandı. Bir yılı aşkın cezaevinde tutulanlar var. Şimdi de CHP Genel Merkezine ‘Mutlak butlan’ kararı gereği ‘kayyım’ atandı. Seçimleri kaybeden eski genel başkan K. Kılıçdaroğlu CHP Genel Merkez binasına polis zoruyla, gaz bombaları eşliğinde girebildi. Seçilmiş genel başkan Özgür Özel ve binada bulunan CHP milletvekilleri, partililer zorla dışarı çıkarıldı. CHP üyesi olsun veya olmasın binlerce vatandaş yoğun yağan yağmurun altında yapılanları protesto etmek için TBMM ne yürüdü.
Başta CHP üyeleri olmak üzere, yoksulluk ve açlık pençesinde kıvranan emekçiler, siyasi parti, sendika, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve üyeleri demokrasinin, siyasi iradesin gasp edilmek istenmesine karşı birleştiler. Yapılan hukuksuzluğa, haksızlığa karşı ülkenin her bir köşesinden seslerini yükselttiler. Bazı aklı evveller, dar kafalı düşünenler, tek adam iktidarının kayığına binenler, ufak çıkar peşinde koşanlar ‘Bu CHP’nin iç meselesidir. CHP üyesi olmayanlar niye bu duruma karşı çıkıyor’ gibi sudan nedenlere sarılarak yapılan hukuksuzluğu, haksızlığı, siyasi irade gaspını savundular. Ama bir avuç olmaktan öte gidemediler. Çünkü halkın akan coşkun seli karşısında duracakları güçleri yoktu. Bu kavga, kurumsallaştırılmak istenen faşizme karşı, tek adam iktidarına karşı hürriyet kavgasıydı. Çünkü halk direniş yolunu seçmişti. Mutlak butlana karşı, mutlaka mücadele diyordu. Özgürlük, adalet, barış ve eşit yurttaşlık talebini haykıran on binlerin, yüz binleri sesi demokrasiyi ve adaleti katletmek isteyenlerin yüreklerine korku salmaya devam edecek gibi görünüyor. Çünkü birleşmiş, örgütlü bir halkın karşısında hiçbir gücün duramadığı görülmüştür. ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz’ sloganı ‘Mutlak butlancılara’ korku salmaya devam ediyor.
Yapılan bu hukuksuzlukların bir nedeni de tek adam iktidarının yanlış ekonomi politikaları sonucu derinleşen ekonomik krizin bedelini işçilere, emekçilere, emeklilere, üretici köylüklere ve esnaflara ödetmek istenmesidir. Ekonomik kriz her geçen gün derinleşiyor. Mehmet Şimşek Ve Merkez Bankası başkanı kapı-kapı gezerek kaynak arıyorlar. Sıcak para bulmak için çalmadıkları kapı kalmıyor. En son İngiltere’de faiz lobileriyle toplantı yaptıkları sırada ‘Mutlak butlan’ kararını duyan lobi temsilcilerinin odayı terk ettiğini basın organları yazdı. Mutlak butlan kararını duyan Bank of America 20 milyar TL kaçırdı. Kapanan şirket sayısı bir ayda %70.5 arttı. Kredi kartı borç tutarı 3 trilyon TL’ye ulaştı. Borçlu kişi sayısı ise 147 milyonu buldu. Kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşenlerin sayısı 4.2 milyona, icra işlemi görenlerin sayısı ise 24 milyonun üzerine çıktı. Türk-İş’in verilerine göre; Nisan ayında açlık sınırı 34.587, yoksulluk sınırı ise (4 kişilik aile) 112.661 TL’ye çıktı. En düşük emekli aylığının 20 bin, asgari ücretin ise 28 bin lira olduğu bir zaman da geçin geçinebiliyorsan? Halkın sırtına yüklenen dolaylı vergiler devamlı artarken işverenlerin ödeyeceği vergiler devamlı düşürülüyor. Üstüne üstlük sermaye sahiplerine teşvikler veriliyor veya vergileri siliniyor. Asgari ücretlilere, emeklilere kaynak bulamayanlar enerji patronlarına ( Enerjisa, Cengiz enerji, Aksa Enerji, Enka Elektrik) milyarlık ‘kapasite’ kıyağı çekilebiliyorlar. İthalata bağımlılığın artması devam ediyor. Üretim yavaşlıyor, tarım ve hayvancılık bitme noktasına getirildiği için gıda ve barınmada artışlar cep yakmaya devam ediyor. Çıkarılan ‘Varlık Yasası’yla ülkeye getirilecek paraların kaynağının sorulmayacağı söyleniyor. Türkiye kara para aklama ülkesine dönüştürülmek isteniyor.
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun raporlarına göre, Türkiye’de çalışanların durumu en kötü ülkeler arasında. Düşük ücret, uzun ve ağır çalışma koşullarından dolayı işçiler ‘cehennemi’ yaşıyorlar. ‘Geniş tanımlı işsizlik’ atıl iş gücü oranı %31.5’e ulaştı. Patronlar ücretleri açlık sınırının altında tutarak, seslerini çıkaranları, sendikalaşmak isteyenleri ‘kapının önüne’ koymakla tehdit ediyor. Özel sektörde çalışan 15 milyon 142 bin işçinin sadece % 6.7’si sendikalı. Gençlerin %29’u boşta, ne istihdamda ne de eğitimde. İSİG raporlarına göre son 10 yılda ortalama her yıl 1970 işçi iş cinayetine kurban edilmiş. Uluslararası sendika raporuna göre en uzun çalışma saatleri ve işçi hakları Avrupa’ya göre Türkiye’de. Sendikacılar sendikacılık yaptıkları, işçilerin haklarını savundukları, gerçekleri açıkladıkları için, gazeteciler gazetecilik yaptıkları için tutuklanıyor.
Kendini dünyanın jandarması gören NATO’nun ağababası Trump ve onun sadık Siyonist işbirlikçisi Netanyahu orta Doğu’yu ve İran’ı kana bulamaya devam ediyor. Filistin ve Lübnan, İran yerle bir edilirken içinde Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO ülkeleri ABD ve İsrail’e karşı bir tek söz söyleyemediler. NATO geçmişte yaptıkları ile bir savaş örgütü olduğunu kanıtlamıştı. Savaşlar; zenginler için daha çok para, refah ve keyif çatmak demekse, yoksullar için ise; ölüm, yıkım, sefalet ve göç demektir.
7-8 Temmuz 2026 günü NATO toplantısı Ankara’da yapılacak. Hem ABD’nin hem de NATO’nun birçok askeri üssü Türkiye’de bulunuyor. Bu üsler her an bir provakasyonla Türkiye’yi de savaşa sokabilirler. Savaşlara karşı olmak, NATO’ya karşı olmaktan geçiyor. Türkiye’deki hem ABD’nin hem de NATO’nun askeri üslerinin kapatılmasını istemekten geçiyor. Meşruiyetini ABD’den aldığı söylenen saray rejimi 1.5 ay önceden NATO karşıtı gösterileri yasakladığını adı konulmayan sıkıyönetim ilan ettiğini açıkladı. Her birimizin Anayasal ve yasal hakkı olan ‘önceden izin almaksızın gösteri ve yürüyüş yapma hakkımızı’ engellemek istiyor. Bu karar bir an önce geri alınmalıdır. Bir ülkede meşruiyeti ancak ve ancak o ülkede yaşayan halklar verebilir. NATO toplantısı iptal edilsin, bir savaş örgütü olan NATO dağıtılsın, Türkiye’deki ABD ve NATO üsleri kapatılsın.
Savaşlar öldürür, barış ise yaşatır. ‘Savaşlardan geriye üç ordu kalır. Ölüler ordusu, yas tutanlar ordusu ve hırsızlar ordusu.’ B. Brecht.