‘Cehalet ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır.’
***
Yorar, ortada devasa bir emek hırsızlığı olduğu için yorması da gerekiyor. ‘Emek en yüce değerdir.’ Emekçilerin yaşamları belli bir ücret karşılığı sattıkları emek üzerine kurulmuştur. Kapitalistler tüm zenginliklerini emekçilerin emeğinden kazandığı artı-değer üzerine kurarlar. Bir işçi, 1 veya 2 saat geçimini sağlayacak ücret için çalışırken geri kalan saatleri patronu için çalışır. Ekonomi biliminde buna artı-değer denir. Artı-değer sömürüsü ne kadar fazla olursa kapitalist te o oranda zenginleşir. K.Marx; ‘ Artı-değer, emeğin sistematik bir şekilde sömürülmesinin sonucudur,’ der ve devam eder. ‘Sermaye ölü emektir. Ancak vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir. Ne kadar çok emek emerse, o kadar çok yaşar.’ Kapitalistin zenginliğinin kaynağı da vampir gibi emdiği artı-değer denilen emek hırsızlığından kaynaklanır.
Bloomberg’in aktardığı bilgilere göre; dünyanın en zengin 500 kişisi bir günde servetlerine 336 milyar dolar katmış. Bu para Türkiye’de 46.3 milyon asgari ücretlinin bir yıllık çalışarak elde ettiği gelire eşittir. Oxfam’ın, Fransa’da düzenlenen G-7 zirvesi öncesi hazırladığı rapora göre; 2020’den bugüne milyarderlerin serveti yaklaşık 10 trilyon dolar artmış. G-7 ülkesine mensup 41 enerji şirketinin serveti ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasından bu güne 23.5 milyar dolar fazlalaşmış. Enerji sektöründeki 41 patron, saniyede 3.472, bir göz kırpmada ise 1000 dolar kazanmışlar. Sormazlar mı? Nasıl züğürdün çenesi yorulmasın? Üreten, değer yaratanlar enerji işçileri, servetlerine servet katanlar ise enerji patronları.
Oxfam Uluslararası Direktörü Amitabh Bahar, ‘Çatışmalar ülkeleri yıkıma uğratıyor ve sayısız hayata mal oluyor., ancak bazıları için olağanüstü derecede kârlı. Bu, serveti yukarıya doğru, işçilerden hissedarlara, en yoksullardan en zenginlere, en az güce sahip olanlardan zaten fazlasıyla güce sahip olanlara doğru yeniden dağıtan acımasız bir sistemdir. Bizler grotesk (gülünç ve abartılı) bir milyarderler patlamasına tanıklık ediyoruz,’ diyerek vahşi kapitalist sistemin acımasızlığını belirtmiştir.
Türkiye’de üç aşağı beş yukarı aynı durum yaşanıyor. İSO’nun (İstanbul Sanayi Odası) açıkladığı 2025 yılı 500 sanayi kuruluşunu içeren rapora göre; işçi ürettiği değerden 1 alırken, patron 1428 alıyormuş. 500 şirketin toplam kârı 1 trilyon lira olmuş. Enerji ve savaş sanayi tekellerinin kârları katlanarak artmış. Her 100 TL’lik gelirin sadece 7 kuruşu işçiye verilmiş. ISO raporuna göre; Tusaş’ın kârı %662,34, Tüpraş’ın kârı % 91.98, Aselsan’ın kârı %50.03 artmış. Ne güzel adalet(!). Patronlara cennet, işçilere ise cehennem hayatı. Nasıl züğürdün çenesi yorulmasın?
İşçi ve emekçi cephesinde durum ise işler acısı bir haldedir. Birleşik Metal-İş Araştırma Merkezi Haziran 2026 raporuna göre; açlık sınırı 36 bin 42 TL, yoksulluk sınırı ise (4 kişilik bir aile) 118 bin 404 TL çıkmış. En düşük emekli aylığının 20 bin, asgari ücretin ise 28 bin 075 TL olduğu bir dönemde kiraların asgari ücrete eşitlendiği hatta arttığı, temel gıda fiyatlarının el yaktığı bir dönemde yaşa yaşayabilirsen. Adı konulmamış olsa da IMF programına hizmet eden Erdoğan=Şimşek Orta Vadeli Programına (OVP) göre; Üç yılda faize 5 trilyon TL gitti. TÜİK’in güvenilir olmayan rakamlara göre bile resmi enflasyon %30’ların altına düşürülemedi. Enflasyon resmi rakamlara göre %32.61 oldu. Bu yılın ilk beş ayında asgari ücretle çalışanın maaşı 4 bin 663 TL, en düşük emekli aylığı alanların maaşı 3 bin 332 TL, en düşük memur maaşı ise 10 bin 280 TL eridi. Patronlar kârlarına kâr katarken, işçiler, emekçiler, emekliler, üretici köylüler, esnaflar yaşam savaşı veriyorlar. Disk-Ar raporuna göre 2024 yılında %26 olan geniş tanımlı işsizlik oranı 2026 Nisan ayında %30.1 yükseldi. TÜİK’e göre ise işsizlik oranı %8.2 olarak açıklandı. Züğürdün çenesi nasıl yorulmasın?
Bu yaz yine ucuz gıdaya ulaşılamayacak. Çünkü tarımsal üretimde maliyetler arttı. Gübrede %62.77, yakıtta (enerji) %48.44 fiyatlar arttı. Artan maliyetler hem üreticiyi hem de tüketiciyi vurmaya devam ediyor. Geçmişte tarımda kendi kendine yeten yedi ülkenin içinde yer alan Türkiye, bugün Kanada, Rusya, Çin, Ukrayna gibi ülkelerden tarım ürünleri ithal eden ülke konumuna getirildi. Hububat ithalatı ise katlandı. Çiftçi maliyetlerin artması sonucu ürettiği ürünü maliyetlerin altında satmak zorunda kaldığı için tarladan koparıldı.
Avrupa’da doğal gaza ortalama %2.5 zam yapılmış iken bu oran Türkiye’de % 102.4 çıkıyor. Elektrik ise çarpmaya devam ediyor. 2026 yılı nisan ayında konutta oturanların elektrik maliyeti %25 zammıyla katlandı. Krizin yükü zamlarla, dolaylı ve dolaysız vergilerle işçinin, emekçinin, emeklinin, esnafın, üreticilerin sırtına yükleniyor. Patronlara ise vergi indirimleriyle, teşviklerle, vergi silmelerle kıyaklar geçiliyor. Yurtdışında para getirenlere kaynağın nerden geldiğinin sorulmayacağı ve 10 yıl vergi alınmayacağı torba yasa tasarıları meclise getirilirken, dolaylı ve dolaysız vergilerin artırılmasıyla işçinin, emeklinin, üretici köylülerin, esnafların ödediği vergiler katlanarak artıyor. İşçilerin ödediği vergiler holdinglerin ödediklerinden daha fazla. İşçiler (2024 yılında) 1.5 trilyon lira vergi ödemişken, şirketlerin ödediği vergi miktarı 890 milyar lira. Emekçiler sermayeye göre 1.7 kat daha fazla vergi ödemişler. Temmuz ayında mutlaka ara zam yapılmalıdır. Asgari ücretle çalışanların, emeklilerin, kamuda çalışanların enflasyonla kaybettikleri ücretleri insanca yaşanacak yani açlık sınırının çok üzerinde bir seviyeye çıkarılmalıdır. Züğürdün çenesi nasıl yorulmasın?
Tek Adam İktidarı Erdoğan-Şimşek programı kapsamında krizin bütün yükünü emekçilerin sırtına yıkmaya devam ediyor. İktidarını kaybetmemek için de her yola başvuruyor. Hukuku siyasallaştırarak ‘Mutlak Butlan’ kararlarıyla muhalefeti etkisizleştirerek seçimleri kazanmak istiyor. Her gün CHP’li belediyelere operasyonlar düzenleniyor, belediye başkanlarını veya bürokratlarını tutuklanarak algı operasyonu yaratılmak isteniyor. 2020 yılındaki kongrede seçimlere hile karıştırıldığı gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) onayladığı, seçilen merkez yöneticilerine mazbata verdiği CHP Genel Merkezine kayyım atanıyor. Siyasi iktidarın otokrasiyi sağlamlaştırma, faşizmi kurumsallaştırma dümen suyunda giden ‘Mutlak Butlancılar’ ise ‘devlet aklı’ zırvaları adı altında bir mahkeme kararına dayanarak kendilerine verilen görevleri utanmadan kabul ediyorlar, demokrasiye darbe vurmanın son örneklerini sergiliyorlar.
Ak koyunun, kara koyunun belli olduğu günlerden geçiliyor. Yoksullaşmanın arttığı, sermayenin palazlandığı, yer altı ve yer üstü kaynaklarının emperyalistlere ve işbirlikçilerine peşkeş çekildiği, 7-8 Temmuzda savaş örgütü olarak bilinen NATO zirvesinin Ankara’da yapılmak istendiği günlerden geçiliyor. Gün birlik olma günüdür. Gün, NATO’ya ve ülkedeki askeri üslere hayır deme günüdür. Gün; açlığa, yoksulluğa, yasaklara, savaşlara, zorbalığa karşı demokrasiyi, barışı, insanca yaşam hakkını savunma günüdür. Gün; işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin demokratik haklarını kullanarak biz de varız diyerek ayağa kalkma günüdür.
Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.