İngilizcede tarih kelimesinin karşılığı olan History teriminin -bazıları tarafından -his(onun/erkeğin) ve story (hikâye) kelimelerinin birleşmesinden ‘onun hikayesi’ anlamını verecek şekilde türetildiği savunulsa da bu açıklama bilimsel olarak onay görmez. Genel kabul gören görüş; kelimenin kökeninin antik Yunancadan Historia dan geldiği ‘araştırma, soruşturma ve bilgi edinme ‘anlamı taşıdığıdır.

Son var mı?

Tarihin belli bir hedefe doğru ilerlediğini savunan görüş aslında erekbilim(teolojik) Yahudi- Hıristiyan görüşünün yansıması olarak oluşmuştur. Tarihin, belirli hedef doğrultusunda ilerlediğinin kabulü; gelişmelerin, insanın dışında, insana ait olayların; insana rağmen ilahi güç tarafından belirlendiği çıkarımını verdiğinden dini ideolojinin kendini teyit eden bir sonuca evrilir. Hedefe ilerleyen tarih(yöneliş) doğaüstü güçlerce saptanan hedefe yürür. Burada, hedefi koyan kesinlikle insan olmadığı gibi insanın sürece müdahale etme yetkinliği de yoktur. Bu belirleyici; insanı ve kâinatı var eden göksel güçtür.

Sorular

Tarih; sürekli olarak ileriye doğru akan, insan türünün yaşantısının zaman birimiyle takip edildiği serüven midir?

Tarih; tüm insanlığı kapsayan, başladığı noktadan günümüze ve sona(hedef) kısmi duraksamalar geri çekilmeler dışında sürekli ilerlemenin lineer bir çizgisi midir?

Soruların yanıtı, göksel güç tarafından saptanmış mutlak ilahi bir hedef insanlığı ileride bekliyor ve edilgen insanın, tarihe müdahale etme yetisi yoktur ise -kusura bakmayın- ben, ceketimi alıp, dükkânı kapatıyor, bir daha geri gelmeyecek şekilde gidiyorum…. Yarın dükkânı açmak isteyen arkadaş olursa anahtar paspasın altında çekinmeyin alın dükkân sizin.

Ama kazın ayağı hiçte öyle değil! Dükkânın anahtarını öyle kolayca teslim edeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sorun; dükkânı kaybetmek değil- tanıyanlar bilir, malla mülkle işim olmaz benim – derdim; söyleyecek sözü olup ta söylemeden susup köşesine çekilmek. Hayır! Bu ben değilim. Ne tarihi inkâr eder ,ne de geleceği ilahi güçlere teslim ederim.

Söylenecek sözler

Bu aşamada üşenmeyelim kapsamlı okumalar yapalım. Tarihin gelişmesiyle ilgili görüşlerini oluştururken Marx’ın 1841 tarihli Jane Üniversitesine sunduğu ‘Demokritos ile Epikuros’un Doğa Felsefeleri’ isimli tezine uğrayalım. Mark söz konusu doktora tezinde; atomcular diye adlandırılan antik Yunan filozofları Demokritos ile Epikuros’ un doğa felsefelerini karşılaştırır. Her iki filozofta doğayı atomların hareketleri üzerinden açıklar ama Demokritos’un yaklaşımı insanı yadsıyan katı determinizme dayanır. Demokritos’a göre; doğada sadece atomlar ve boşluk vardır ve her şey atomların hareketi üzerinden belirlenir. Anlaşılacağı üzere bu açıklamada insan faktörü yoktur, determinizm doğayı anlamanın tek unsurudur. Evet yukarıda değindiğimiz gibi dünya sadece zorunluluk üzerinden okunduğunda mekanik determinizmle varılır, insan edilgen bir gözlemcinin ötesine geçemez ve tarih; bizim dışımızda lineer bir doğrultuda gelişir, varacağı yere varır. Vurgulandığı gibi, her ikisi de atomcu olan filozofların karşılaştırıldığı doktora tezinde ‘Genç Hegelciler’ olarak adlandırılan gruba dahil olan Marx’ın dünya görüşünde henüz ne ‘tarihsel materyalizm’ ne de ‘sınıf mücadelesi’ kavramları vardır. Ama Marx kendini, doğanın okunmasında mekanik akışı gevşetip, sapma olgusunu işleyen ve bunun sonucunda ‘öznel moment’ tın düşünülmesini öneren Epikuros’tan yana konumlandırır. Sapma(lar) bir anlamıyla insana özgü dokunuşları içerdiğinden yazgı(kader) fikrinden ayrışmayı getirir. İlahi güç geri plana itilir, insanın kendini ve geleceği belirlemesi ön plana çıkar. Tarih, determinist bir akışla devam ederken bile insan faktörü bu akışın belirleyici unsurlarından biridir. Evet, evrende meydana gelen her şey mekanik bir nedenselliğin sonucudur ama insan, bu zorunluluğun dışında özgür iradesini kullanarak sürece etki eder. Ayrıca Epikuros doğa ve insanla ilgili olayların açıklanmasında çok nedenli ve farklı alternatiflerin göz önünde alınmasında ısrarcıdır.

Tarihin sonu

Gelin, işin bu aşamasında geleceğe doğru uzun bir sıçrama yapıp, geçmişi ve doğayı nasıl okuyabiliriz sorunsalından gelecekte insanlığı ne bekliyor sorusuna yönelelim. Bu yönelmede felsefe tarihinin -bence- en büyük terimi ‘diyalektiğin ’farklı yorumlarına odaklanalım. Diyalektik düşünce ilk kez antik Yunan’da Herakleitos tarafından geliştirilmiş ve ‘zıtların birliği ve evrendeki değişimi’ saptamasıyla kullanılmıştır. Diyalektiği ‘kavramların ve tarihin ruhsal(idealist) bir çelişki ve gelişim süreciyle ilerlediğini savunarak’ antik Yunan’dan 19.yüzyıla taşıyan Hegel’dir (Hegelci Diyalektik). Ve en son olarak Hegel’in diyalektik sistemini tersine çevirip, ‘tarih ve doğadaki ilerlemenin düşüncelerden değil, maddi dünyanın ve toplumsal sınıfların çelişkilerinden kaynaklandığını ’vurgulayarak diyalektiği materyalizmle birleştiren ‘Diyalektik Materyalizmi’ geliştiren Marx’tır.

Biz bu yazımızda diyalektik yaklaşımları üzerinden geleceği gerek Hegel ve gerekse Marx’ın nasıl okuduğuna bakalım. Bu iki yaklaşımın bizde uyandırdığı soruları sorarak şeytanın avukatlığını yapalım.

‘Sonsuz mutsuzluk’ ya da ‘sonsuz mutluluk’

Hegel, tarihi okurken geliştirdiği kuramına ‘dünya ruhu’ diye gizemli bir hava vermiş, geçmişte diyalektik zemine oturan evrimin varlığını kabul ederken gelecekte bunu ret ederek ‘sonsuz mutsuzluğa’ ulaşmıştır.

Marx ise tarihi okurken ve gelecek üzerine öngörüde bulunurken çok tutarlıdır ama yine de ‘Marx’ın proleter devriminin sınıfsız toplum nihai hedefi gerçekleştireceği yolundaki öndeyişi mantık açısından olsun, ahlak açısından olsun….sağlamdır; fakat, tarihin bir nihai amacı olduğu yolundaki on kabulün, tarihçiden çok din bilimciye yakışan bir eskatolojik bir rengi vardır ve bu bizi tarihin dışında bir hedef bulunduğu sapkınlığına geri getirir’ (1) ve bu eskatolojik renk ‘sonsuz mutluluğun’ kapsamı konusunda yanıtlanması gereken soruları aklımıza getirir.

‘Sonsuz mutsuzluk’ ve ‘sonsuz mutluluk’ üzerinden geleceği sorgulamak

Şimdi yazının bu aşamasında kendimizi geleceğe ışınlayıp Hegel ve Marx’ın tarihi okuma kriterlerinden yola çıkarak geleceği resmedelim.

‘Gelecekte bugünkü gibi para asla dizginlenemez ve sınırlanamazsa Hegel’in kötü sonsuzluk dediği şey budur: hiçbir zaman sonlanacak bir sonsuzluk formudur. Tanrının hikmeti gibi her türlü insani kavrayışı aşar. Sayısal dizi onun tipik formudur. Çünkü her sayı için daima onun ötesine geçen daha büyük bir sayı vardır. Herhangi bir altın dayanağının sıralanmasından yoksul olan dünya para arzı kötü sonsuzluktur. Sayılar setinden ibarettir. Günümüz kapitalizmi sonsuz birikim ve katlamalı büyümenin kötü sonsuzluğunda kıstırılmış durumdadır (2)

Hegel’in sürekli mutsuzluğunu para miktarı üzerinden somutlarsak, insanı boğan, nefesini kesen bir sonuca ulaşırız. Para miktarı, sürekli büyüyen, dizginlenemez bir sonsuzluk formuna döndüğünde her türlü insani kavramı aşar. Çünkü her sayının ötesinde ondan daha büyük başka bir sayı vardır ve bu sürekli büyüme ,rakamsal artış belli bir noktada artık insanın kendini konumlandıramadığı bir sonsuzluğun ortasında mutsuz sonsuzluğa ulaştırır. Bu durumun saptamasını Marx kapital de ‘tüketim hayalinin sınırsızlığı olarak tanımlar’. Kendi alternatif modelinde sonsuz mutsuzluk çıkmazına düşmemek için Marx basit yeniden üretim modeli üzerinde ‘kapitalist olmayan sıfır birikime dayalı yeniden üretim döngüsünü işler. (3)

Hegel’in sonsuz mutsuzluğuna karşı Marx’ın geliştirdiği sonsuz mutluluk kavramı da yanıtlanması zor- en azından bu aşamasında –soruları barındırıyor. Teknolojik gelişmelerin insan yaşamında ve geleceğin şekillenmesinde yaratacağı olumlu sonuçların ne olacağını şimdiden tam olarak bilemeyeceğimizden, bugünden soralım; mutlu sonsuzluk neyin üzerinde yükselecektir? Yaşamın sürekli mutluluk olarak yaşanacağı dünyada insan gelişimin aracı diyalektik çelişki(ler) bitecek midir?

Mutlak mutlu sonsuzluk, mutlak bir durağanlık mıdır? Yoksa, mutlak bir sönümleme yok oluşum kendisi midir? Evet, Marx’a göre sınıf savaşımı determinizmin dayattığı insani bir iradenin kendisidir ve sonsuz kötülüğün bilincine varılmasının sonucunda başkaldırının kaçınılmazlığını getirir ama başkaldırı sonucunda oluşacak sonsuz mutluluk ne tür bir altyapıya oturur? Yeniden üretimin çalışma mekanizması tam olarak nasıl işler? Kapitalist olmayan sıfır birikime dayalı yeniden üretimi bugünkü teknolojik seviye değil ama gelecekte ulaşacağı seviyemi mi sağlayacaktır? – ben, üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin olmadığı sistemde teknolojik gelişmenin buna imkân vereceğine inanıyorum-ama

Sorular

İsterseniz işin bu aşamasında sürekli mutluluk konusunda kafamızda oluşan, başka bazı soruları felsefi çerçeveden bakarak aykırı ses çıkarmaya devam edelim.

Büyümeyen şey ya sabit kalır ya da küçülür. Sürekli büyüme zorunluluğu ya amaçtır ya da değildir. Amaç olamayacağını Hegel üzerinden parasal büyüme örnek verilerek açıklamaya çalıştık. Sonsuza giden şey insan için ulaşılması gereken bir amaç mıdır? Hiçbir zaman ulaşılamayan bir şey amaç olabilir mi? Tam tersine büyüme değil aksine sabit kalmak ya da küçülmek amaçsa sürekli bir sabitlik var mıdır? Sürekli sabitlik canlı olmanın aksi bir durumu değil midir? Ya da sürekli büyümenin diğer bir alternatifi sürekli bir küçülme ise sonsuza kadar küçülmenin bir sonu var mıdır?

Yukarıda sorguladığımız ‘sonsuz mutsuzluk’, ‘sonsuz mutluluk’ ayrımını antik Yunan filozofu Elealı Zenon, ‘bir büyüklüğün sonsuza kadar bölünmesiyle sonsuz olması başka şeydir’ paradoksal söyleminde ayırt etmiş, matematiksel olarak ispat edemediğinden soyut bağlamda kabullenmiştir ama günümüzde matematiğin ulaştığı seviye (kalkülüs)bu sorunun yanıtını;

‘Sonsuz sayıda adımdan veya parçadan oluşmasına rağmen, giderek küçülen bu mesafelerin matematiksel olarak sonlu bir değere (yakınsak serilere)eşittir’ diyerek somut olarak vermiştir.

Sonuç

Bize göre gelecek (son); ne sonsuz bir mutsuzluk ne de sonsuz bir mutlulukla sona erecektir. İnsan, gelecekte doğanın determinist akışı sonunda yok olacaktır ama insan var olduğu sürece diyalektik çelişkiler hiç bitmeyecektir. Diyalektik çelişkiler sona erdiğinde gelecek(insan) sona erecektir. Belki de o hiçbir zaman olmayacaktır. Biz, güncelin bize dayattığı güncel uzlaşmaz çelişkilerin (antagonist) yıkılmasına dair tarihsel görevimizi yerine getirelim gerisi ileriye kalsın.

Burada, Edward Hallett Carr’nin tarih ne zaman başlar sorusuna verdiği yanıtla yazımızı bitirelim.

Tarih insanlar zamanın geçişini mevsimlerin döngüsünü insanın ömrü gibi doğal süreçlerin terimleriyle değil de insanın bilinçli olarak içine karıştığı ve bilinçli olarak etkileyebildiği belli olay dizilerinin terimleriyle düşünmeye başladığı zaman başlar’.

Evet; biz, determinist zorunluluğun bilincimizde oluşturduğu iradi tercihin birlikteliğinin geleceği oluşturma mücadelesine odaklanalım. Tarih bir gün sona erer, tarih bir gün sonsuzluğa ulaşırsa, sorun o günün koşullarında o gün yaşayacak insanların sorunudur. Aramızda kalsın, onların işi de bayağı zor görünüyor. – yerlerinde olmak istemezdim-

İnsan var oldukça sonsuzluk olmaz. Sonsuzluk ancak insan yok olduğunda olur. Onunda(sonsuzluk) insanla bir ilişkisi olmaz.

Cehennem; cennetin, sonsuzluğunda yaşarken hiçbir yere çıkmayan ara sokaklarında dolaşmaktır.

Güncel görev

Aristoteles’tin ‘mükemmel olan bir şey asla sonsuz olamaz’ savına -affınıza sığınarak- günümüz dünyasından katkıda bulunayım; katlanamaz düzeyde felaket olan bir şey asla sonsuz olamaz.

Saygılar

***

Kaynakça

(1)Edward Hallett Carr-Tarih Nedir- İletişim Yay.sayfa 176

(2)David Harvey-Marx ,Sermaye ve İktisadi Aklın cinneti Sel Yay sayfa 188

(3)Kapitalin özellikle birinci cildi

Okuma önerileri

Ahmet Arslan İlkçağ Felsefe tarihi 5 Cilt

F.Albert Lange Metaryalizmin Tarihi 2 Cilt

K.Marx Demokritos ile Epikouros’un Doğa Felsefesindeki Ayırım

Hegel Felsefe Tarihi 3 Cilt

Marıo Lıvıo Tanrı Matematikçi mi?

Derleyenler K.Gülenç,Ö.Emrah Alacakaranlıkta Hegel’i düşünmek