Türkiye güzel ülkem…
Türkiye zor ülkem…

Öğretmenler haklarını istedikleri için yine saldırıya uğruyor,ters kelepçe ile gözaltına alınıyorlar…

Sanatçılar düşüncelerini açıkladıkları için tutukluluk istemiyle gözaltına alınıyor,tutuklanıyor ya da ev hapsine maruz kalıyorlar…

İşçinin,emekçinin,madencinin alınteri ve hak mücadelesi…

Bütün yıl,ürününü yetiştirmek için canını dişine takarak zor koşullarda çalışan köylünün mahsulünü yok pahasına satmak zorunda kalmasına isyanı…

Halkın doğasına,toprağına,
zeytinine,suyuna sahip çıkma uğraşı…

Ve tümünde karşılaştıkları baskılar,saldırılar;yaşanan haksızlık ve hukuksuzluklar…Gözaltı ve tutuklamalar…

Gündüz el feneriyle aranan adalet ve demokrasi…

Öte yanda korkunç pahalılık ve geçim sıkıntısı…
Hele de emeklilerin hali pür melali…Çarşıda pazarda biraz ucuzunu bulabilmek için umutsuz çabaları…

Yetebildiğine yetişmeye çalışıyor,yetemediğinin üzüntüsünü yaşıyorsun…

Bir de belli bir yaştan sonra hızlanan,dostların aramızdan ayrılmalarının hüznü ve yalnızlaşma duygusu…

Acı,üzüntü…
Gerginlik…
Türkiye yoruyor insanı…

Bir de…

Tek adam ya da payrimonyal sultanlık rejiminden kurtulmanın ve -şöyle ya da böyle de olsa- demokratik parlamenter rejime geçmenin-işte asgari müşterek-yeğane şartı olan muhalefet birlikteliğinin sağlanması çabalarını iktidarın baltalanma uğraşları ve ana muhalefete atanan butlancıların girişimleri…

Yetmiyormuş gibi…

Dev bir senfoni ve koro eşliğinde İzmir Marşı’nı okuyan bir sanatçının,ülkenin yaşadığı deprem acısını sarmak için girişim ve toplanan paralar ile ilgili yarattığı güven duygusu kırıklığı…

Yaşattığı hayal kırıklığı,
kırgınlık,kızgınlık ve öfkeyi ben de hissediyorum.
Yalnız yurt içi mi?
Yurt dışından da duyarlı insanlarımızın gönderdiği yardımların çoğu,bu kişinin yarattığı güven duygusuyla oluşturduğu derneğe gitti!..

Bu ülke hiç kimseden çekmedi,çıkarı uğruna Atatürk’ü kullananlardan çektiği kadar…

Atatürk’ün,bu topraklarda,
insanca onurlu,bağımsız
yaşama savaşımına ve devrimlere ilk darbe kurduğu partiden gelmedi mi?..

Aydınlanma ışığı Köy Enstitüleri, yaratıcıları Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç CHP tarafından görevlerinden alınarak,faşist eğilimli Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer tarafından işlevsiz hale getirilmedi mi?..

Ne diyordu dönemin Cumhurbaşkanı İnönü,gazeteci adaşım Muammer Erten’le yaptığı mülakatta?

“Aslında o zaman bir sürü olaylar oldu.Kutultaylarda Enstitüler aleyhine cereyan başladı.Bakanlar içinde Köy Enstitülerine karşı vaziyet çoğaldı.Genelkurmay Başkanı Çakmak ‘bu komünist yuvası ne zaman kapatılacak?’ diye soruyordu.Bu konuda bütün organlarda gücümü kaybetmişim.Ordunun üst kademesinde huzursuzluk başlamış…Milli Eğitim Bakanı Yücel’le,Genel Müdür
Tonguç ‘u onların gönlünü alarak bir süre için bu şimşekleri bu olay üzerinden uzaklaştırmak istedim…Bir an geldi artık Köy Enstitülerini eski gücüyle,eski ruhla devam ettirmek olanakları benim elimden çıktı…”
(Topraktan Parlamentoya-
Muammer Erten-sayfa:271)

Tabuta son çiviyi de;
bağımsızlığı yok ederek ülkeyi yeniden ABD emperyalizminin kucağına düşüren;başta laiklik tüm devrimleri iğdiş eden,dini siyasete alet eden tüm kapıları ardına dek açan Bayar ve Menderes’in Demokratik Parti’si çaktı ve Köy Enstitülerini tümden kapattı…

Tüm bunları yaparken de ne yaptı anımsıyorsunuz değil mi?
“Atatürk aleyhinde işlenen suçlar hakkında kanun”u çıkarttı!…

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 faşist darbelerini yapan ordu, bu darbeleri ‘Atatürkçülük’ adına yapmadı mı?..

İlhan Selçuk taa 9 Eylül 1966’da YÖN’de yazmıştı.
Gel de anımsama:

“Türkiye’de hiç kimse gardrop Atatürkçülük kadar Atatürkçülüğe zarar vermedi..
Hiç kimse gardrop Atatürkçüsü kadar devrimleri kemirmedi…”

Bir acı da şair Ahmet Telli’nin aramızdan ayrılması oldu.
Yazı onun anısına,güzelim dizeleriyle bitsin:

“Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de,çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde…”