‘Yedi İzmirli Pürmüz’ müzikal oyunu için, Çeşme Açıkhava
Tiyatrosu’ndayız.
Sahneleyen, ‘İzmir Aşkına Derneği…
Bir toplum çabası ,bir sosyal amaç için sahnelenen her oyunları gibi bu da ücretsiz…
Hangi amaç hedeflenmiş ise onun için bağış yapabiliyorsunuz…
Geçen sene aynı sahnede seyrettiğimiz, ‘Sokağın Kadınları’ oyununun amacı ve çağrısı : ‘Çeşme’ye Bir Sakız Ağacı da Sen Dik’ idi.
Bu yıl Çeşme’ye geldiğimde Alaçatı’da, ‘İzmir Aşkına Derneği Sakız Ağacı Korusu’ levhasını ve dikilen sakız ağacı fidanlarını görünce sevindim.
Bu yıl ki oyun da;
‘Bu Gece Bir Alkış da Bir Bağış da Patili Dostlarımız Için’ çağrısıyla, Çeşme’de yapımı süren,İzmir’in en büyük hayvan barınağı projesine destek olmak içindi…
Daha önce de;
SMA’lı bebekler için de oynamışlardı…
Meme Kanseri Derneği’ne destek için de…
Çeşitli Eğitim Dernekleri’ne katkı için de oynamışlardı…
Otizm Derneği için de…
Her oyun şarkılarıyla başlıyor:
“Beraber çıktık bu yola
İzmir Aşkına
Heyecan ve coşkuyla
İzmir Aşkına…”
Derneğin kurucusu ve başkanı sevgili Filiz Güleç’i, düzenlediği bir gezi turunda tanımıştım.
“Yaşadığımız şehir İzmir’e olan borcumuzu ödemek için oluşturduk ‘İzmir Aşkına Derneği’ni…” demişti…
Tamamen gönüllülerden oluşan amatör bir topluluk…
Amatör ama profesyonellere taş çıkartan bir performans…
Az buz değil…
Her gösterilerinde, sahnede 70’in üzerinde bir kadro…
Doktoru da var,avukatı da…
Öğretmeni de var,iş insanı da…
14 yaşında olanı da var,ruhu genç 70’ini aşanı da…
Bu, sahneledikleri beşinci müzikal oyun…
Kolay değil…
Kendi uzmanlık alanlarından ayırdıkları zamanda, ki bazen haftada beş gece çalıştıkları da oluyor, bu müzikal oyunları hazırlıyorlar…
Senaryoyu yazan da onlar,sahneye koyan da…
O muhteşem kostümleri dikip hazırlayan da onlar,oyun dekorlarını düzenleyenler de.
Dans koreografilerini yaratıp güzelim dansları yapanlar da onlar,müzikleri hazırlayıp seslendirenler de…
Yola çkıp anlattıkları İzmir…
“Tamam,Çiğdem’de bizim,’Boyoz’da…
Ama İzmir sadece bunlar değil…8500 yıllık kültür de bizim…Homeros’ da bizim…
Biz hepsinin mirasçılarıyız…Çok zengin bu kültürel birikimden kesitler sunarak kent belleğimizin zenginleşmesine küçük de olsa bir katkımız olsun istedik…”demişti sevgili Filiz…
Nasıldı şarkılarının bir dizesi?
“Symirna,Kadıfekale,
Agora’dan Efes’e…
Gökyüzünden denize
İzmir Aşkına…”
Sadık Şendil’in, 1800’lerin İstanbul’unu,Taşkasap da yaşayan Hürmüz’ün renkli yaşamından kesitlerle anlatan
‘Yedi Kocalı Hürmüz’ oyunu gibi; ‘Yedi İzmir’li Pürmüz’de de,bir adamın gençliğe adım attığı günlerden yaşlılığına dek, kalbine dokunan Izmir’li kadınlardan yola çıkarak;
İzmir’de iz bırakan roman mahallesinden levanten semtlerine…uzanan bir yaşam yolculukluğu ile anlatılıyor İzmir…
Gönüllü çabalara çok saygı duyuyorum…
Şehir, içinde yaşayanlar için sadece bir barınak alanı mı?..
Nefes aldığı;gülüp ağladığı, sevinip üzüldüğü,çalışıp çabaladığı…bir yaşam alanı…
İnsanların yaşadıkları kente gönüllülük bilinciyle,tutkuyla bağlı olmaları ve o kente sahip çıkmaları, kentin de nefes alıp yaşamasını ve yarattığı mirasları gelecek kuşaklara aktarmasını sağlıyor…
Kentin geçmişinin izlerini ve kültürel mirasını; kitap ve şiirleriyle,sanat etkinlikleriyle bugünlere taşıyanlar, ufkumuzu genişletiyor…
Bellek alanımızı büyütüyorlar.
Şehirlerine sahip çıkan bu gönüllülerin çabaları; o kenti paylaşan insanlar arasında bağlar oluşturarak, aidiyet duygusunun oluşmasına da yardımcı oluyor…
Bu çabalar; unutulmaya yüz tutan değerleri bize yeniden anımsatıp,içselleştirmemize ve kültürel zenginleşmemize katkı sağlıyor…
Bir kentin ruhu nedir?
Geçmişten günümüze aktarılan bu kültürel birikim…
Ve her kent,içinde yaşayan insanlarla,onların öyküleriyle yaşar…
Oyunun sonunda sevgili Filiz’i kucaklayıp,şahsında oyuna emek veren tüm arkadaşlarını kutlarken bunları düşündüm…
İzmir Aşkına Derneği ‘ne çabaları için teşekkürler…
İzmir’i seviyorum…