(İlgi duymayacak dostların zamanını almamak için bilgilendirme; birkaç yazı doğrudan politika ile ilgili olmayacak…)
Çocuklar,torunlar ve konukları uğurladıktan sonra Nuran ile kendimizi yollara vurduk.
Birkaç izlenimimizi paylaşmak istedik…
Canım Anadolu.
Uygarlıkların beşiği diyoruz.
Niçin?
Kıtaları (Avrupa Asya,Afrika) birbirine bağlayan bir konumda olduğu için,nice uygarlığa ev sahipliği yapmış.
Birkaçı:
Hatti,Akad,Asur…
Luvi’lerden Hitit’lere…
Lidya,Likya,Frigya,İon…ve Pers’lerden Büyük İskender’e.
Roma ve Bizans’tan;
Selçuklu,Osmanlı ve günümüz Türkiye Cumhuriyeti’ne…
Yontma Taş(Paleolitik) devri de burada: Karain…
Cilalı Taş (Neolitik) devri de burada: Çatalhöyük…
Tunç çağı’da(Bronze Age) burada: Alacahöyük,Troya,
Kültepe…
Kaldı ki Göbekli Tepe’nin keşfinden sonra artık Anadolu’ya ‘tarihin şekillendiği topraklar’da deniyor…
Ne diyordu Ahmet Arif’imiz:
“Beşikler vermişim Nuh’a,
Salıncaklar,hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk
sayılır,
Anadolu’yum ben.
Tanıyor musun?..”
Fethiye’ye gidiyoruz.
İnanın, bırakın bildiğimiz var olanları; gerekli kaynak bulunup başlat kazı çalışmasını, yola çıktığımız Çeşme’den gideceğimiz yere dek kazma vurulan her yerden yeni bir antik yerleşim yeri çıkar…Çıkıyor da…
Fethiye’ye yaklaştığımızda, Sarıgerme civarında, yanan ormanların acısı yüreğimizi dağlıyor…Konuştuğumuz köylüler,ağaçlarla birlikte yitirilen hayvanlardan söz ederken gözyaşlarını tutamıyorlar…
Orman içinde ilerlerken,ilk müdahalede yardımcı olunması için,sık aralıklarla yol kenarına yerleştirilmiş su bidonlarını gördük…
(Ne acı ki bunlar bile -çalınıyormuş sözcüğünü kullanmak istemedim- alınıp götürülüyormuş!..)
Orman yangınları,depremler,
sel felaketleri…
İtibar ve tasavvur deniyor ya!
Sanırım uygarlıkların beşiği bu topraklarda asıl itibar,
bu felaketlere karşı gerekli önlemleri zamanında almak olmalı!..
Fethiye…
Son gördüğümüzden bu yana iyice büyümüş…Orman içleri bir yana,dağlardan gelen suların akış yeri olduğu aşikar yerlere bile siteler kurulmuş…
Tekne ile koyları gezerken Nuran kaptana, “bu güzelim koylara sahip çıkın!” dediğinde aldığı yanıt:
“Sen ne diyorsun abla,nasıl sahip çıkalım,son dönemde hepimizin malı olan üç koy daha halkın elinden alınarak satıldı!..” oldu…
Şehre girdiğimizde,dağın yamacından bizi selamlayan kaya mezarlarından en görkemlisi dev sütunlarıyla, Likya kralı Aminthas’ın mezarı…(m.ö 4.yy)
Likya…
Lik kökeninden geliyor: Işık.
Işık ülkesi…
(sözcük günümüze dek gelmiş: Almancası Licht,
İngilizcesi Light…)
Likya’nın batıdaki en büyük şehrinin o dönemdeki adı:
Telmessos…
Bugünün Fethiye’si…
Adının kısa mitolojik öyküsü:
Tanrıça Leto,çapkın baş tanrı Zeus’tan hamile kalır…
Zeus’un karısı Hera çılgına döner ve Leto’nun çocuğunu doğurmasını engellemeye çalışır…
Leto’da doğum için Kaunos şehrine gelir gelmesine ama tanrıça Hera’nın gazabından korkan Kaunos’lular Leto’yu kente sokmazlar.Tanrıça Leto’da daha sonra adıyla anılacak olan Letoon’a gelir ve ikizleri,ay tanrıçası Artemis ve güneş tanrısı Apollon’u burada doğurur…
Apollon’da Finike kralının kızından olan oğluna Telmessos adını verir…
Kurduğu şehir de oğlunun adıyla anılır…
Osmanlı’dan 1934 yılına kadar ki adı ise Meğri…
Yani… ‘Uzak. Erişilmesi zor…
(Şehirde bu ismi kullanan dükkanlara rastladık.)
1934 yılında,Atatürk’ün istemiyle şehrin adı Fethiye olur…
Niçin?
1914 yılında Osmanlı hükümeti,cesaret göstergesi olarak, ‘Kıtalararası Hava Seferi’ denemesi kararı alır.
Fethi Bey kumandasındaki küçük uçak İstanbul’dan havalanır.Şam üzerinden İskenderiye ve Kahire’ye ulaşacak ve üç kıtada,
Avrupa,Asya ve Afrika’da uçmuş olacaktır.
Uçağın ismi de,
‘Muavenet-i Milliye’dir.
(Ulusal Dayanışma)
Şam’a başarılı bir şekilde iner ama İskenderiye yolunda düşer…
Göklere önem veren Atatürk’de Meğri şehrinin adının,ilk hava şehidimiz olan Fethi Bey anısına Fethiye olmasını ister…
(Fethi Bey Şam’da Selahhattin Eyyübi türbesinde yatıyor.)
Ölü Deniz ve Kaya Köy ile devam edeceğiz.