Günübirlik de olsa bir kez daha, İsveç’in başkenti sevdiğimiz şehir Stockholm’deyiz.
Akşam gemi ile Finlandiya’ya geçeceğiz…

Adını, üzerine oturduğu birbirine köprülerle bağlı 14 adacık ve su yollarından alıyor: Kütük Adası…
Ama yaygın benzetmeyle,
Kuzeyin Venedik’i…

Sabahın erken saatleri…

Neredeyse hemen hiç modern binanın görünmediği,
günümüze korunarak gelen ve sizi Ortaçağ’a ışınlayan mimarisiyle, Eski Şehir’de (Gamla Stan) dolaşıyoruz.

Kraliyet Sarayı önüne geldiğimizde,siyah bir araba içeri giriyordu.
Görevlilerde hafif bir hareketlilik görünce sorduk;
İsveç Kralı imiş…

Arabayı kendisi kullanıyor!
Tek başına!..
Arkasında yalnızca bir siyah araba daha var, o kadar!..

Nuran ile birbirimize baktık,
içimizden eminim ayni soru geçti…
Koca kralsın…
Nerede onlarca arabalık konvoy?..
Nerede iİtibar?..

Kaldı ki İsveç, Olof Palme acısını yaşamış bir ülke…
(İsveç Başbakanı Olof Palme 40 yıl önce, korumaları olmadan,eşiyle birlikte
sinemadan çıkıp yürürken katledildi…)

Yanımızdakilerle sohbet ettik.
Kralı alışveriş ederken de,
yürüyüş yaparken de yanınızda görebilirsiniz dediler!..

Kraliyet Sarayı’nın dış avlusunda gerçekleştirilen geleneksel nöbet değişimi törenini seyrederken şanslıydık; atlı askeri bando takımı da seremoniye katılmıştı…

Akşama vakit vardı ve şehri adacıklar arasında süzülerek tekne ile dolaşmak istedik.
Ama ani bastıran yağmur buna izin vermedi ve çareyi Nobel Müzesi’ne sığunmakta bulduk…

Hiç şaşırmadım,
Avustralya’da da öyle…
Öğrenciler,öğretmenleri ile müzeyi doldurmuşlar…

Müzeyi gezerken düşüncelere daldım.
Ödülü reddedenleri anımsadım…

Ne demişti Fransız yazar ve filozof Jean-Paul Sartre ödülü reddederken?

“Benim gibi yaşlı bir devrimciye böyle bir ödül vermek,kapitalizminin intikam alma girişiminden başka bir şey değildir…”

Ya, 2005 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan İngiliz yazar Harold Pinter’in, rahatsızlığı nedeniyle ödül törenine katılamadığı için gönderdiği ve törende okunan mektubu?

“Amerika,II.Dünya Savaşından bu yana bütün sağ diktatörlükleri destekledi ve dünyanın her köşesinde aşırı sağ diktatörlükleri kendi eliyle kurdu…
Amerika’nın desteklediği diktatörlükler derken şunları kastediyorum:
Yunanistan,Uruguay,Brezilya,Paraguay,Haiti,Türkiye,
Filipinler,Guatemala,El Salvador ve Şili tabii ki…”

Ve bu diktatörlüklerin insanlık dışı uygulamalarını,
işkencelerini sıralıyordu…

İtibardan söz ettik ya…

Avrupa Aydınlanması’nı erken yakalayan ve nüfusu Türkiye’nin yüzde onundan az, 10 milyonluk İsveç’in, dünya devi şirketlerinden hepinizin bildiği bazıları:

Ikea, Volvo, Ericsson,
H&M, Skype, Saap,Spotify ve
sayısız firma…

Hukukun üstünlüğü,sağlık sistemi ve sosyal haklar mı?..
İtibar bu ise İsveç en ön sıralarda…
Zamanınızı almamak için sadece birkaç örnek:

Anne ve babalar çocuk başına 480 gün ücretli ebeveyn iznine sahip…
Eğitim okul öncesinden üniversite sonuna değin tamamen ücretsiz…
18 yaş altı çocukların sağlık ve diş bakımı ücretsiz…

İtibar…

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla sıralamasında dünyanın en zengin 7. ülkesi…
Kişi başına düşen milli gelir 2025 verilerine göre 62 bin ile 70 bin ABD doları…

Darısı başımıza…
Diye mırıldanıp, bizi Tutku’ya götürecek gemiye biniyoruz…

Gelecek yazı,İsveç’ten Finlandiya’ya..

8Fc09461 3321 42Cb 932C 1F9800222D36