Ortaçağı yaşamak mı istiyorsunuz?
Işınlanmaya da zaman makinesine de gerek yok.
Estonya’nın başkenti Tallinn’e gidin…

Yüzyıllardır aynı konumunu koruyor…
Film seti gibi bir şehir…
(Zaten o dönemi yansıtan filmlerin birçoğu burada çekilmiş…)

Bana o duyguyu yaşatan başka şehirler de oldu:
Siena, Bruge, Prag, Rotenburg, Dubrovnik, Sakız’da Mesta…gibi.

Ama birinciliği, tüm görkemiyle 12. yy’dan bugüne ayakta kalmış, Kuzey Avrupa’nın en iyi korunan,
masalsı atmosferiyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Talllinn’e verdim.

Bu yüzden de liman her gün,
yan yana dizilmiş Cruise gemileriyle dolu…

Müzeye gerek yok!
Şehir olduğu gibi açık hava müzesi…
Üçgen çatılı rengarenk evler…
Dar arnavut kaldırımlı sokaklar…
Bu sokaklara açılan iç avlular…
Taş surlar ve kuleler…
15. yy’da, 159 metre yüksekliğiyle bir zamanlar Avrupa’nın en yüksek yapısı olan Aziz Olaf Kilisesi…

Eski Şehir’e o günkü gibi dimdik ayakta, devasa iki gözetleme kulesinin içinden geçerek girdik…

O dönemde şehri çevreleyen 2.5 km. uzunluğundaki surların neredeyse tamamı,
üstleri kiremitle örülü sivri konik çatılı görkemli kuleleriyle birlikte bugün de ayakta…

Düşünün…
Avrupa’nın en eski eczanesi, 1422 yılından bugüne şehir meydanında…
Hala eczane olarak çalışmaya devam ediyor; ayni zamanda o yılların tedavi yöntemlerinin sergilendiği bir müze olarak hizmet veriyor…

Şehir ikiye ayrılmış:
Alt ve Üst şehir…
Eskiden bu iki kısmı ayıran bir iç kapı da varmış,şimdi yok.
Hafif bir tırmanma ile üst şehre çıkıyorsunuz.

Üst şehir Katedral Tepesi:
Toompea…
Soylular ve varlıklılar bu bölümde yaşıyorlarmış…
O gün de bu gün de merkezi otoritenin yürütüm yeri burası…
Estonya Meclis Binası da hala burada…
Alexander Nevsky Katedrali de…

Altta,halkın yaşadığı bölüm: All-Linn…
Şehrin meydanı burada…
1404 yılında yapılmış, Avrupa’nın en eski Belediye Binası meydana bakıyor.
622 yıldır aynı amaçla kullanılıyor. Bugün de Belediye Binası olarak hizmet vermeye devam ediyor…
Tepesinde de 600 yıldır orada duran rüzgar gülü…

Nuran ile Cathrerine Geçidi denen ve 13. yy’dan bu yana hizmet veren,zanaatkar atölyelerinin bulunduğu dar ve büyüleyici sokakta bunlardan birine girdik ve yine kendimizi geçmişe ışınlanmış hissettik…

Estonya…
Harika doğasıyla, 1.300 milyon nüfuslu küçücük bir ülke…
Her tarafı ormanlarla kaplı,1000’den fazla gölü ve 1500’den fazla adasıyla,
“Avrupa’nın Ulusal Parkı” diye tanımlanıyor.

Ulusal Marşı’nın fon müziği,
sözler ve dil farklı olsa da,
Finlandiya ile tamamen aynı.

Bayrağı, yukarıdan aşağıya eşit büyüklükte mavi,siyah ve beyaz yatay şeritlerden oluşuyor.

Anlamı mı?

Mavi : Gökyüzü.
Yani? Özgürlük…
Siyah: Ormanlar.Toprak.
Yani? Ülke ve halk…
Beyaz: Karla kaplı doğa.
Yani? Ülkenin aydınlık,parlak geleceği…

Bu küçük ülke,dünyanın en yüksek okuryazarlık oranına sahip ülkelerden: % 99.9
Başkent Tallinn ise, ‘Intelligent Community Forum’un araştırmasına göre, dünyanın en bilgili insanlarının yaşadığı 7. şehir…

Çünkü Estonya, dünyanın en eski üniversitesitelerine sahip ülkelerden…
Tartu Üniversitesi 1632’de kurulmuş…
Ülkede tüm üniversiteler lisans ve master eğitimi veriyorlar…

Bürokrasi yerini tümüyle dijital sisteme bırakmış…
Kağıt kullanımı neredeyse ortadan kalkmış…
Skype’nin doğduğu ülke.
(Ücretsiz,kablosuz internet vatandaşlık hakkı olarak görülüyor…)

Eğitimde devrim gerçekleştiren ülkelerden…
Bu yüzden de bakanlığın adı: “Eğitim ve Araştırma Bakanlığı…”

Nuran ve ben öğretmen olarak eğitim sistemini merak ediyoruz.
Eşi Estonyalı olan,burada yaşayan ve üç çocuğu da okula giden rehberimiz Seçkin ile sohbet ediyoruz…

Eğitimin amacı öncelikle okul ve sınıfta mutlu olmak,
öğrenmenin keyfini çıkarmak.
Eğitim çocuğu zorlayıcı olmamalı…Sıkıcı olmamalı…
Sırada mı sırada,masada mı masada,yerde uzanarak mı yerde…
Bırak çocuğun isteğine…

Estonca atasözünü söyledi anlamı şu:
“yaşlı ayı dans öğrenemez…”
Yani bizim atasözümüzle,
“ağaç yaşken eğilir…”
Çocukları çocukken eğiteceksin…

Eğitim neyi hedefliyor?
Özgür,eleştirel düşünceye sahip bireyler yetiştirmek…

Bu sistem sonucu; en güçlü inovasyon şirketlerini kuracak bir nesil yetiştirtirmeyi başarmışlar.

Örgün eğitim 16 yaşına dek zorunlu.
Üniversite dahil tamamen ücretsiz…
Anaokulundan itibaren eğitimin her aşamasında ücretsiz okul yemeği veriliyor…

Yine anaokulundan itibaren öğrencilere ‘bilim okuryazarlığı’ bir oyun gibi sevdirilerek öğretilmeye,
robotik dersler verilmeye başlanıyor…

Giderek, eğitimin her aşamasında öğrencilerin içselleştirdikleri bilginin,
sorun çözme becerilerinin bir parçası haline gelmesi sağlanıyor…

‘Yaratıcılık’ eğitim sistemlerinin en önemli bileşeni…

1990 yılında aldıkları bir kararla,tüm okullara bilgisayar laboratuvarları kurmuşlar…
Bu uygulamanın adına da
“Kaplan Sıçrayışı” demişler.

Yalnız teknoloji mi?

“Demokrasi” dersi de eğitimin her aşamasında müfredatın önemli bir parçası …

Müfredat deyince…
Merkezi olarak hazırlanmıyor.
Okulların otonomluğu var.
Müfredatın içeriğini yerel ve kültürel gereksinimlerine göre öğretmenler tasarlayabiliyor…

Tahmin edebileceğiniz gibi; ‘öğretmenlik’ Estonya’da da yüksek sosyal statüde bir meslek…

Bir küçük bilgi daha:

Estonya, dünyada genel nüfusa oranla ‘ateist’lerin en çok olduğu ülke…
Araştırma sonuçlarına göre,nüfusun neredeyse tamamına yakını,
% 85’i tanrıya inanmıyor…

Gelin yazı bir kıssadan hisse ile bitsin…

1994 yılında Estonya büyük bir acıyı yaşar.
Tallinn’den Stockholm’e giden bir Estonya feribotu batar ve 852 kişi boğularak hayatını kaybeder.
Sadece 137 yolcu kurtulur.

Kurtulanların anlattıklarına göre,gemi su almaya başlayınca insanlar korkarlar ve tahliye edilmek isterler.

Ama geminin kaptanı vardır…

“Korkmayın,panik yapmayın,kaptanınıza güvenin;feribotumuz çok güçlüdür,batmaz…” der…

Gemi yan yatmaya başlayınca
korku paniğe dönüşür…
Kaptan yine sahnededir…
“Panik yapmayın,geminin alt bölümü su alsa bile,gerekli önlemler alınıp ara kapılar kapandığından su üst kata çıkamaz,gemi batmaz,bana güvenin…” der…

Sonuç?

Kaptana güvenmeyip gemiyi terkeden 137 yolcu kurtulur.

Güvenenler?..
Gemi batar ve 852 yolcu boğulur…””

Gemi su alıyorsa…
Gemi yan yatmaya başlıyorsa…
Kaptan hala “gemimiz atakta,güçlüyüz…” diyorsa…
Ve büyük çoğunluk hala kaptana inanıyorsa…

Dünya da bu durumun adı:
“Estonya Feribotu Sendromu…”

***

(Ekteki fotoğraflar sırasıyla:
Eski şehir girişi,
bir sanatçı atölyesi,
1422’den beri ayakta olan ve hala hizmet veren eczane,
622 yıldır hizmet veren Belediye binası ve meydanı,
Üst şehirden alt şehire bakış,
Estonya bayrağını yansıtan bir doğa fotoğrafı…)

01-62

02-30

03-27

04-24

05-23

06-21