Finliler ülkelerine Suomi diyorlar.Anlamı:
Bataklıklar Ülkesi…

Turku’dan Helsinki’ye gidiyoruz.
(Dilleri de aynı gruptan olan Türklerle Finlilerin aynı soydan geldikleri yaygın bir kanı demiştim.
‘Turku’ isminde bunun da etkisi var mı bilmiyorum ama ilginç bir gözlemim de,bizde olduğu gibi çoğu tuvalette taharet musluğu görmem oldu.)

Finlandiya’ya ikinci gelişim.

Her seyahatte yaptığım gibi, gidiş öncesi o ülkeyle ilgili bilgilerimi tazelerim.
Bu kez de gitmeden önce kitaplığımdaki iki kitabı
(boyutları da küçük olduğu için) hızla okudum:
İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nden mezun olan ilk Türk kadını, şair,yazar ve kadın aktivisti Şükufe Nihal’in,1932’de yaptığı geziyi anlatan ‘Finlandiya’ ve G.Petrov’un ‘Beyaz Zambaklar Ülkesi’ kitapları…

Helsinki’ye vardığımızda,
Şükufe Hanım’ın 94 yıl önce yazdıklarına bugün de bir kez daha tanıklık ettik:

“Helsinki’ye ayak basan her ecnebinin üzerinde bıraktığı ilk tesir,şehrin temizliği ve sokakların intizamıdır…Yollarda yerine konmamış bir tek taş,bir avuç toprak yok.
Ağaçlar,bahçeler,köyler,
ekinler hepsi bir insan özeniyle düzeltilmiş,şehirde köyde her ev boyalı…”

Şükufe Hanım, “pırıl pırıl güzel,güler yüzlü insanlar..”
diyor…

Doğru.

Nuran ile şehirde dolaşıyoruz.
Bir de baktık ki,her Finli gibi beyaz tenli,boylu poslu,akımlı güzel mi güzel bir grup kadın şen şakrak dolaşıyorlar.
Galiba bir film setine geldik diye düşündük.
Üzerlerinde ağır,gösterişli,
görkemli kıyafetler…
Bir kasnak üzerine oturtularak kabartılmış kalın kadife etekler ve üzerinde de yoğun dantelli,fırfırlı yine kabartılmış canlı,parlak renklerin her tonunu barındıran bluzlar…

Hayır!
Ne bir film seti ne de baloya giden kadınlar…
Bunlar günlük kıyafetleriymiş.

Kimmişler?
Fin çingeneleri…
Çingeneleri severiz,
Finlandiya’da daha da sevdik…

Dostlarla limanda bir restoranda yemek yiyoruz.
Güzel Finli kızımız güler yüzle öyle tatlı servis yapıyor ki, hem zarif ilgisi için teşekkür ettim hem de güzelliğine vurgu yaptım.
“Servis için övgülerinizi kabul ediyor ve ben teşekkür ediyorum ama güzellik iltifatınızın muhatabı ben değilim” diyerek mutfaktaki şefi gösterdi: Beni doğuran kadın,Annem…
İltifatınızı onun adına kabul edebilirim…”
Konuşmaları duymayan ama kendisine baktığımızı gören anne bize gülümsedi,biz de el salladık…

Finliler 600 yıl İsveç,
ardından 100 yıl Rusya esareti altında yaşadılar.
1917 Ekim Devrimi sonrası bağımsızlıklarını kazandilar,
1919 yılında da Cumhuriyeti ilan ettiler…

Hemen hemen bizim Kurtuluş yıllarımız. Cumhuriyetlerimiz de neredeyse yaşıt…

O yıllarda çok fakir,okuma oranı düşük,cehalet içinde bir ülke.

Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra kısa sürede cehaleti de,
fakirliği de geride bırakıyorlar.

Nasıl?

Ne diyordu Atatürk’ün vefatı üzerine taziyeye gelen Fin delegasyonu başkanı Onni Talas?
“Atatürk devrimlerini ilgiyle takip edip örnek aldık…”

Onlar bu örneği geliştirip bugünlere geldiler…

Ya biz?..

Finliler, akılcı bir Aydınlanma Devrimi ile demokrasilerini de geliştirerek özgür yurttaşlar yetiştirdiler…

Eğitimi ve öğretmen yetiştirmeyi öncelediler…

Ne diyor 1932’de Şükufe Nihal?
“Şehirde yaşayanların değil,bir köylünün bile rafında hiç olmazsa sekiz on kitap bulunur…”

Aydınlatmayı başlatanlardan Snellmann ne diyor?
“ Karanlık,ücra noktalarda kalmış yerlerde kandiller yaktık…”

Onlar aydınlanma kandillerini yakarken…
Biz ne yaptık?

Yakılan kandilleri söndürdük.
Onların da örnek aldığı Köy Enstitülerimizin kapılarına kilit vurduk!..

Onlar eğitimi bağımsız düşünme ve sorun çözme temeli üzerinde yükseltirken biz ezberciliği öne aldık…

Dün bir sohbette genç bir kızımız:
“90 yıl geriye, devrim günlerimize gitsek acaba geriye mi gitmiş yoksa bugünlerle kıyaslarsak ileriye mi yol almış oluruz?”
diye soruverdi…

Haksız mı?..

Finliler ise bağımsızlık sonrası bir karar aldılar.
“Biz doğaya ve insana,
öncelikle de eğitime yatırım yapacağız…”dediler.

Topraklarının yüzde 80’i ormanlarla kaplı ve 200 bine yakın gölü,bir o kadar da adası olan ülkede en büyük hakların başında ‘Doğa’ya Erişim Hakkı’ geliyor…
Deniz,göl,orman…bu alanların tamamında siz özgürce dolaşım hakkına sahipsiniz…

Ya biz ne yaptık?

Artvin’in Şavşat ilçesinin Bazgiret Köyü’nden Muğla’nın Akbelen köyüne…ülkenin dört bir yanında “biz bu topraklarla beslendik şimdi onları korumak için mücadele ediyoruz.Doğamızı yok ederek sadece toprağımızı değil,tarihimiz ve kimliğimizi de yok ediyorsunuz…”diyen ve ormana,suya,ağaca,
zeytine sahip çıkmaya çalışan köylülerin başına gelenleri anımsayın…
(Yediğimiz biber gazını unutmadık.)

Eğitim mi?

Bütçeden en büyük payı ise eğitime ayırdılar.
Öğretmenler için mükemmel bir eğitim proğramı hazırlandı.
Öğretmenlik en saygın meslek haline geldi.

Eğitim ana okulundan üniversiteye fırsat eşitliği temelinde ve okul öncesi eğitimden üniversiteye değin tamamen ücretsiz hale getirildi.

Tüm çocuklar aynı kalitedeki okullara gidiyorlar.
Her çocuğun öğrenme hızı ve yeteneği farklı kabul edilerek eğitim,çocukların bireysel becerilerini geliştirme üzerine kurulu…

Tüm okullarda çocuklara ücretsiz sağlıklı gıda,ücretsiz sağlık ve diş tedavisi…
Okul malzemeleri bedava…

Bunlar var ama…
Eğitimlerinde neler yok?

Sınav sistemi,test yok!
Mukayese yok!
Dershane,özel okul,özel öğretmen yok!

Öğrenciler birbirleriyle değil,kendi eğitim süreçleriyle ilgileniyorlar.

Sonuçta Finlandiya, yıllardır küresel en iyi eğitim sıralamasında başı çekiyor…

Ya biz?.
Öğretmenlerimiz?

Finlandiya yılın önemli bir kısmını karanlıklar içinde geçiren bir ülke…

Yine de…

“Dünyanın En Mutlu Ülkeleri”
sıralamasında son 9 yıldır birinciliği kimseye kaptırmıyor…

Nedir bu endeksin kriterleri?

Kişi başına düşen gelir…
Sağlıklı yaşam…
Sosyal hakların düzeyi..
İnsan hak ve özgürlüklerinin konumu…
Gelişmiş hukuk ve adalet sistemi…
Kendini güven içinde hissetme…

Finlandiya Cumhurbaşkanı A.Stubb bu konuda ne dedi?
“Bunu başarmamızın ilk adımı güvenlik,özgürlük ve eşitlik gibi temel haklara sahip olmamızdır…”

Bizde mi?..
Sonuç?
94.sıradayız..
Küçümsemek için yazmıyorum; Mozambik,
Venezuela,Bolivya bile bizim üzerimizde…

Finlilerin başı çektikleri başka alanlar da var:
Basın Özgürlüğü Endeksi’de ilk sıradalar…
Kırılgan Ülkeler Endeksi’nde,en sağlam ülkeler arasındalar…
Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’nda en eşitlikli ülkelerin başında yer alıyorlar.
(Kadınlara oy hakkı tanıyan ilk Avrupa ülkesi)

Kişi başına düşen milli gelir de yılda 50 bin doların üzerinde…

Nuran ile, yola birlikte çıkan Finlandiya ve Türkiye’yi konuşurken,kendimizi limanda Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde buluverdik…
Yanındaki bina Saraydan daha heybetli…
Sanırım onlar da itibarı başka alanlarda aramışlar…

Baktık,saat geç de olsa,
Finlandiya bayrağı Sarayın çatısında dalgalanıyordu.
Demek çalışıyor…
(Cumhurbaşkanı çalışmaya başlayınca göndere çekiliyor,istirahate çekilince de indiriliyormuş.)

Finliler kendilerini ‘Sisu’ diye bir sözcükle ifade ediyorlar.

Anlamı mı?
Hoşgörü,cesaret,azim ve zorluklar karşısında sarsılmaz kararlılık…

“Atalarımızın, yılın büyük bölümü soğuk ve karanlık içindeki bu bataklıklar ülkesinde geçirdikleri zorlu yaşam mücadelesinden bize kalan bir miras bu SİSU sözcüğü “ diyorlar…

Sözcüğün hakkını verdiklerini
düşünüyorum…

Bakalım sıradaki ülkeler Estonya,Letonya,Litvanya ve Polonya’da neler görüp yaşayacağız…