Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında…
Türkiye,bir asırdan fazladır Cumhuriyetini yaşatan ender ülkelerden…
I. Dünya Savaşı başladığında, Avrupa’da bağımsız cumhuriyet olarak yönetilen kaç ülke vardı?
Sadece üç!..
(Fransa,İsviçre,San Marino)
Bir kısmı,kral ya da kraliçenin yetkilerinin meclis tarafından kısmen sınırladırıldığı monarşik ülkelerdi…
(Birleşik Krallık,Norveç,
Danimarka,İsveç,Hollanda, İtalya,Yunanistan…gibi.)
Büyük çoğunluk ise, hükümdarın mutlak gücü elinde tuttuğu İmparatorluklardı.
Alman,Avusturya-Macaristan,
Rus…imparatorlukları gibi.)
Padişahın yönettiği Devlet-i Aliye-yi Osmaniye mi?
Avrupa’nın hasta adamı…
Böylesi dünya koşullarına perişan bir ülkede Cumhuriyeti kurmak?
Kolay mı?
Padişah Saltanatı ve giderek çürüyen Osmanlı İmparatorluğu’nda yürütülen
Balkan ve I.Dünya Savaşları…
5 milyon insanını bu savaşlarda yitirmiş, yenilmiş,
işgal edilmiş perişan bir ülke…
Ve ardından Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde verilen bir başkaldırı ve direniş…
Kurtuluş Savaşı’mız…
Ve 1923’de kurulan Türkiye Cumhuriyeti’miz…
Akıl ve bilimin yol göstericiliğinde açılan ‘Aydınlanma’ kapısı…
Ümmet’den Millet’e,
Tebaa’dan Yurttaş’lığa geçişin; onurlu bir ulus olmanın atılan temelleri…
Genç Cumhuriyet döneminde atılan devrimci adımlar ve yapılanlar bu yazının boyutunu aşar…
Zaten biliyorsunuz.
Bugünün sorusu şu?
Özü:
Özgürlük ve bağımsızlık…
Anti emperyalizm…
Çağdaşlık ve uygarlaşma…
Yurtta barış dünyada barış…olan Cumhuriyetten;
Atatürk sonrası başlatılan geriye gidiş süreciyle, bugünlere gelindiğinde ne kaldığı?..
Bir asırdan fazladır ayakta kalabilen Cumhuriyete nasıl sahip çıkılacağı?..
Demokrasi ile geliştirilerek nasıl korunup kollanacağı?..
Yanız Türkiye de değil…
Dünyanın bir çok ülkesi hızla demokrasiden uzaklaşıyor,
otokratikleşmeye başlıyor..
Soru bunun önüne nasıl geçilebileceği?..
Dietrich Bonhoeffer bir papaz ve din bilimcisiydi…
Hitler faşizmine karşı direniş örgütünde aktif çalıştı,
gestapo tarafından 1943’de tutuklandı,savaşın sonlarına doğru da bir toplama kampında idam edildi…
Hapishane de uzun uzun düşündü:
Bu kadar bilim insanı,
düşünür,sanatçı;yazar,şair, müzisyen…yetiştiren;
üniversiteleri ve eğitim sistemiyle;bilim,kültür ve teknolojideki gelişmişlik düzeyiyle o günkü dünyanın en önemli ülkelerinden birisi olan Almanya’nın; eğitimli ve donanımlı halkı nasıl oldu da Hitler gibi bir diktatörün peşinden sürüklenebildi?..
Bulduğu sonucu yazarak hapisten dışarıya çıkarabildi:
Ona göre bu sorunun yanıtı kötülük değil aptallık idi.
“Aptallık kötülükten daha tehlikeli bir durumdur,
kötülüğe karşı argümanlarla mücadele edebilirsiniz ancak aptallığa karşı savunmasız durumdayız…”
Ona göre baskıcı,totaliter rejimler,bireylerin bağımsız düşünme yetisini ellerinden alabilirler…
Yüksek entellektüel birikime sahip insanlar bile aptallaştırılabilir…
Kitleler, gücün cazibesine kapılarak kendi iradelerinden vazgeçebilirler…
Otoriter liderler aptallığa gereksinim duyarlar…
İktidarlarını böyle sürdürebilirler…
(Baki Karaçay:Aptallığın Teorisi-Bonhoeffer’in Mektuplarından)
Almanya halkı,II.Dünya Savaşı’nda bu sürüklenişin bedelini ağır ödedi;
yirmi milyondan fazla Alman yaşamını yitirdi,ülke yakılıp yıkıldı,harabeye döndü…
Savaş sonrası kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı (şansölye) olan ve 1949’dan 1963 yılına değin 14 yıl aralıksız Başbakanlık yapan Hristiyan Demokrat Konrad Adenhouer’in yaşanan bu acı sonrası şunları söylediği (kaynak bulamadım)yaygın bir kanıdır:
“Umarım bir daha İsa bile gelse tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız.”
(4 yaşındaydım.
Rahmetli babam Fuar Göl Gazinosu’nun şefiydi.
Konrad Adenhouer,
1954 yılındaki Türkiye ziyareti sırasında İzmir’e de gelmiş ve Göl Gazinosu’nda onuruna bir yemek verilmişti.Babam yemek sonrası,iki ülke arasındaki dostluğu simgelemek üzere, dondurmadan yaptığı bir beyaz güvercin heykelinin içine canlı beyaz bir güvercin yerleştirmiş,ve hızla yapılan servis sırasında dondurma heykeline yaptığı kapı açılınca beyaz güvercin dışarıya uçuvermişti…
Şansölye Adenhouer babamı tebrik için çağırdığında,
babam mutfağın maskotu olan benim elimden tutmuş ve başbakanın yanına birlikte gitmiştik…
Çocukluğumun herhalde etkilendiğim için unutamadığım ilk silik anılarındandır…)
Cumhuriyetimizi kuran Atatürk ve arkadaşlarını saygıyla anıyorum…
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun…