Hayır,Letonya ve başkenti Riga’yı atlamıyorum ama ilgimi çekenleri öncelediğim için sıralama yapmadım.

(Kaldı ki içinden nehir geçen kentleri severim, bir de Riga gibi denize yaslanıyorsa daha da severim…
Hele de yine Riga gibi görkemli Ulusal Kütüphaneleri olan şehirleri…)

Gezi boyunca ilk kez denizi bırakıp,Ankara’mız gibi bir kara başkenti olan Litvanya’nın başkenti Vilnius’a geçiyoruz.

Sevmemek mümkün mü?
İçinden bir değil iki nehir akıyor…
(İkinci büyük kentleri Kaunas’da iki nehrin birleştiği çatalda kurulu…)

Türkler ve Litvanyalılar.
Ne ilişki?
Demeyin…

İlki…
Kurt ve Demir…

Kent girişindeki ‘Vilnius’ yazısının altında bir kurt var.
Demir Kurt şehrin sembolü…

Efsaneye göre, 13.yy’da Litvanya Büyük Dükü Gediminas Vilnius yakınlarında avlanırken uyuyakalır.
Rüyasında uluyan demir bir kurt görür.Rahibin rüyayı yorumlamasını ister.
Rahip de:
“Düküm,buraya büyük bir kale içinde öyle görkemli bir kent kuracaksın ki ünün bu kurdun uluması gibi tüm dünyaya yayılacak…” der…

Ve Dük Vilnius ‘u kurar…

(Onun gibi ‘Büyük’ lakaplı İskender’in,Pagos Dağı’nda
(Kadifekale) uyuyup gördüğü rüya üzerine İzmir’i kurduğu anlatımı gibi…
Ya da yine mitolojiye göre, Roma’yı kuran ikiz kardeşler Romulus ve Remus’un dişi bir kurt tarafından emzilirmesi gibi…)

Bildiğiniz gibi, Ergenekon Destan’ında Türklerin, etrafı aşılmaz dağlarla çevrili ve çıkışı olmayan vadiden, demiri eriterek çıkışlarında onlara rehberlik ederek çıkışlarını sağlayan da bir kurttur…

Kurt, Türkler de yeniden varoluş ve evcilleştirilememe özelliğiyle de özgürlüğün sembolü.
Litvanyalılarda da Demir Kurt, gücün ve kararlılığın simgesi.
(Litvanya Silahlı Kuvvetlerindeki en önemli birliğin arması da Demir Kurt imiş…)

İkinci bağ ise…
Litvanya’da yaşayan Tatar ve Karay Türkleri…

Tatar Türkleri ‘Kırk Tatarlar’ köyünde yaşıyorlarmış.
Köyde birkaç camileri de varmış…
Varmış diyorum,çünkü ne yazık ki gidip göremedik…

Ama,artık onlu rakamlara düşseler de Karay-Karaim - Türklerinin yaşadığı,Trakai kasabasına gittik…

Trakai,birkaç gölün ortasında,Galve Gölü’ne yaslanmış büyülü bir güzellik…
Karaya da bağlantısı olan,gölün içindeki adaya kurulmuş kırmızı tuğlalı muhteşem kalesiyle birlikte bir doğa cenneti…

Türklerle ilgisi?..

1323 yılına dek,Litvanya Dükalığının başkenti olan Trakai’nin korunması için 13.yy’da Litvanya Dükü, Kırım’dan-bir anlamda paralı asker olarak-Karay Türklerini getirtip yerleştirmiş…

Karay Türkleri bugün az sayıda olsalar da Litvanya dışında,Polonya,Romanya ve Türkiye’de de yaşıyorlar…

İstanbul ‘da Karaköy’ün isminin oradan,Karayköy’den geldiği söylenir…
(Yazar Refik Halit Karay’ın soyadı da Karay Türklüğünden…)

İlginçtir,Litvanya’daki Karay Türkleri ‘’ Müslüman’ değil…
Yahudi…

Yahudilikleri de diğer yahudiler gibi değil!..
(Sanırım Yahudiler de Karayları Yahudi olarak benimsemiyorlar!..)

Anladığım kadarıyla Yahudiliğin tasavvufi bir yorumu…
Orta Asya’daki Şaman inançlarını Yahudilikle iç içe geçirmişler…

Tevrat’ı kutsal kitapları olarak görüyorlar ama Talmut’u reddediyorlar.
Nedir Talmut?
Tevrat’a sonradan eklenen ve Tevrat’ı yorumlayan ek bölümler…

Sinagog ya da Havra yerine
ibadet yerlerinin adı:
Kenesa…
İbadet öncesi bizdeki abdeste benzer bir ritüelleri de varmış…
Hala Gök Tengri’ye inanıyorlar.

Dilleri mi?
Bir’den On’a bizim gibi sayıyorlar…
Geçmişteki kıyafetleri de Türklerin geleneksel giyimi…

Evleri rengarenk,doğaya tamamen uygun ahşap yapılar…
Evlerinin önündeki üç pencerenin anlamı da şu imiş:
Tanrıya inanç…
Aile…
Misafir…

Trakai’ye bayıldık…

Başkent Vilnius…
Neris ve Vilnia nehirleri kıyısında kurulu kent adını nehirden alıyor…

Şanslıydık.
Geldiğimiz gün şehrin festivali vardı ve cıvıl cıvıldı…
Otel de merkezi yerde,kentin en büyük meydanı olan Katedral Meydanı’ndan şehri bölen nehri geçer geçmez ulaşacağımız bir yerdeydi.
Bu yüzden de şehri yayan gezebildik…

Köprüyü geçince karşıda, Vilnius’un simgesi olan Gediminas Tepesi üzerinde,şehre yukarıdan bakan kale ve kırmızı tuğlalı kulesi…

Hemen altında bembeyaz görkemli katedrali ve kulesiyle ile Katedral Meydanı…
Ortada kentin kurucusu Büyük Dük’ün heykeli…

Litvanyalılar ağırlıklı olarak katolik…Şehir barok ve gotik tarzlarda kiliselerle bezenmiş…

Eski şehri(Old Town) gezmeye başladık.
Bir kafede Nuran ile yorgunluk kahvesi içerken servis yapan delikanlı ile de sohbet ediyor ve kiliselerin çokluğundan söz ediyoruz…
Delikanlının yanıtını ilginçti…
“Öyledir ama ben dahil büyük çoğunluk göğün değil,evrimin yaratıcılığına inanırız…”

Akşamımızı renklendirecek olan festivale kadarki serbest zamanımızda eşimle ilk işimiz,ününü gelmeden önce duyduğumuz Uzupis semtine gitmek oldu…

Bizi nehrin öte yakasındaki semte (semtin adı da ‘nehrin öte yanı’ anlamına geliyormuş.) ulaştıran köprünün ortasında bir pano ile karşılaştık:
“Uzupio Res Publika”
Yani?..
Uzupis Cumhuriyeti…

Cumhuriyet içinde Cumhuriyet…

Eskiden burası yoksulların yaşadığı,yıkık dökük bir fakir mahallesiymiş…
Evler de çok ucuz…
Sanatçı ve entellektüeller evleri alıp restore etmeye başlamışlar ve olmuş sanatçılar,yazarlar,şairler semti…

1997’de Cumhuriyetlerini de kurmuşlar!..
Anayasaları da var!,,
Çok dilli olarak Anayasa maddelerini duvara yazmışlar…
11 kişilik de bir orduları var!..
En ilginci de Parlamento Binası…
Semt girişindeki bir pub..
Yani bar!..
Bu yüzden de Parlamento değil…
Publamento!..Yani?
Barlamento!..
Cumhurbaşkanları da bir şair…

Anayasalarından birkaç maddeyi not aldım:

“Hiç kimsenin şiddet uygulama hakkı yoktur.”(m:2)

“Herkesin sıcak suya,kışın ısınmaya ve başını sokacak bir yere sahip olma hakkı vardır.”(m:3)

“Başkalarına zarar vermediği sürece özgürlüğe son verilemez…Herkesin mutlu olmaya halkı vardır.”(m:16)

“Herkes sahip olduklarını paylaşabilir.”(m:28)

Son üç madde ise:

“Yenilme…”(m:39)
“Kavgaya karşılık verme…(m:40)
“Teslim olma…”(m:41)

Her 1 Nisan’da (1 Nisan şakası gibi) bağımsızlıklarını kutluyorlar!..

Litvanya üç Baltık Ülkesi’nin en büyüğü…
Diğerleri gibi kısa sürede gelişmiş bir ekonomi ve refah ülkesi…
‘Baltık Kaplanı’ olarak tanınıyor…
Londra’dan sonra Avrupa’nın en büyük finans-teknoloji merkezlerinden…

Diğer iki ülke gibi,doğa ile iç içe yemyeşil;huzurlu,sakin bir yaşam…

Suç oranları bu üç ülkede de öylesine düşük ki Estonya,
hapishaneler boş kaldığı için,
para karşılığı diğer Avrupa ülkelerinden tutuklu ithal ediyor…
Şaka gibi!..
Değil mi?..

Akşam,festival için trafiğe kapatılmış,şehrin en önemli caddesi Gediminas’da festival için kurulmuş bir platformun önünde Litvanya şarkıları dinleyerek bu güzel kente veda ettik…

***

(Ekte fotoğraflar sırasıyla:
Trakai’de göl içindeki kale,
Karay(Karaim)Türklerinin köydeki ibadet yeri:Kenesa,
Karay Türklerinin geçmişteki giyimleri,
Köyde Türklerin yaşadığı caddedeki Türk evleri,
Başkent Vilnius’taki kale ve Vilnia nehri,
Katedral meydanında kentin kurucusu Gediminas’ın kurt figürli heykeli,
Meydandaki Katedral ve kulesi,
Uzupis Semti girişi,Uzupis Cumhuriyeti…)

Q1

Q2

Q3

Q4

Q5

Q6

Q7

Q8