Avustralya:
Dünyanın en küçük kıtası.
Ama…
Dünyanın en büyük adası.

Sydney.
Doğal güzelliğin ve kültürel zenginliğin bileşkesi…
Karanın ve suyun içiçe geçerek sağladığı kusursuz uyum.
Kilometrelerce uzanan,girintili çıkıntılı labirent gibi kıvrılan sahiller,maviden larciverde geçişen sular.

Nerede olursanız olun,
kendinizi kısa bir zaman diliminde okyanus ya da içeriye giren kollarından birinde bulabilirsiniz.
Sırtını dayadığı ağaçlıklı yeşil alanlar ve parklarla,
incecik,bembeyaz kumlarıyla-bazen de deniz kabuğu kırıntılı- sayısız plaj…

Yılın büyük çoğunluğunda sizi selamlayan güneş ve mavi gökyüzü…

Doğal olarak,dünyanın en yaşanılır kentleri arasında genellikle ilk sıralarda…

Sydney’i yürüyerek keşfetmek gerek…

Bu yürüyüş rotalarının en ikonik olanlarından birisi,
Bondi plajından,Tamarama,
Bronte,Cooge plajlarına uzanan sahil yolu…

Kıyı boyunca inişli çıkışlı,
kayaların altından ve üzerlerinden yaptığınız bu yürüyüşte,solunuzda genellikle okyanusun hırçın dalgalarının dik yarlara vurarak metrelerce yükselen sularının yüzünüze vuran zerreciklerini hissedersiniz.

Önünüzde ve arkanızda,
güneşin doğuş ve batış anlarındaki ışınlarıyla beyazdan altın sarısı rengine bürünen kumsallarıyla ünlü plajlar…

İşte bu güzelim güzergahta,
Bondi ve Tamarama plajları arasındaki yaklaşık iki km.ilk bölüme yerleştirilen,
dünyanın en büyük açık hava heykel sergisi:
Sculpture By The Sea…

30 yıl önce birkaç sanatçının başlattığı girişim,bugün dünyanın en önemli sergilerinden birine dönüştü…
Bu yılda, dünyanın 20’ye yakın ülkesinden sanatçıların, 100’den fazla eserinin,
güneş altında sergilendiği harika bir sanat galerisi oluşturuldu…

Ve ücretsiz…

Yarın sona erecek sergiyi şu ana dek yarım milyon dolayında insan gezmiş…

Dün, Nuran ve ben de o insan seliyle birlikte bu güzelliğin içindeydik…

Heykel…
İnsanlığın ilk günlerinden bugünlere ulaştırdığı sanat…
Beyaz mermerle yaratılan güzelliklerden hangimiz etkilenmedik ki…

Ne diyordu,dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından Michelangelo:
“Mermere sıkışmış bir melek gördüm ve onu özgürlüğüne kavuşturana dek mermeri oydum…”

Mermer ilk ve ortaçağda öne çıktı ama özellikle günümüzde sanatçılar,
bronzdan bakıra; ahşap,kil ve seramikten cam ve plastiğe…çok çeşitli malzemeler kullanıyorlar.

Ve siz yol boyunca,devasa kumtaşı kayalıkların rüzgar ve okyanus dalgalarının aşındırmasıyla milyonlarca yılda oluşmuş,doğanın yarattığı sanat eserinin içinde yürürken,dünyanın dört bir yanından sanatçıların eserlerini seyrediyorsunuz…

Büyüleyici…

Hangileri daha çok ilginizi çekti derseniz,ayırım yapmam zor ama,okyanus kıyısında dalgaların içinden çıkıvermiş gibi birden karşımıza çıkan Andre Braun imzalı “Beyaz El”figürü,; okyanusa bakan çimenli tepede,kadına yönelik şiddeti dile getiren estelasyon
(düzenleme-yerleştirme),
okyanus önünde yürüyen yeşil metal figür,Hintli sanatçının ahtapota benzeyen ‘Ananta’ isimli eseri ve ırkçılığı kınayan,uçakla gökyüzüne yazılan ‘Love’ isimli eser…

Doğanın nimeti güzellik,
Sydney’de sanat ve kültürle daha da güzelleşiyor…
Bu güzelliği sizlerle de paylaşmak istedim…

(Ekte çektiğim fotoğraflar…)

1-1

2-1

3-1

4

5-1

6

8

9

10-3

11-5

12-2

13-2

14-3

15-3

16-3

17-2

18-3