Sydney Konservatuarından geleceği parlak,pırıl pırıl bir gencimiz:
Teoman Ayhan Özbakır.
Avustralya Türk Müzik Derneğimiz ATME’nin de,
kültürümüzü geleceğe taşıyacak gençlerimizden…
Uzun süredir yaşadığı semt Rockdale orkestrasının şefliğini yapsa da ilk kez, Sydney’in müzik kalelerinden City Recital Hall’de Richard Wagner’in ‘Das Rheingold’ operasının ek şefliğini yapacak…
Dün akşam, Nuran ve ben onun mutluluğunu ve heyecanını paylaşmak için
şehir merkezindeydik.
Salona giderken yolu uzattık,gizli kalmış gizemli ara sokaklara daldık…
Denizin kokusunu da getiren ılık rüzgarın esintisinde,
güzel bir sonbahar akşamı.
Yine her zamanki gibi hareketli bir atmosfer;
çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu şen şakrak bir kalabalık…
Paylaşılan kahkahalar, her yer cıvıl cıvıl, sanki bir festival havası…
Gençlik aşısı gibi, şehrin
enerjisi ve bu atmosfer bizi de sarıp sarmaladı…
Ve tam bir kültür sentezi…
Dünyanın dört bir yanından gelip buraya yerleşmiş insanların rengarenk görüntüleri…
Ne kadar gerçek,içlerini bilemem ama görünen;
yapmacıksız, samimi, rahat ve gerilimsiz bir yaşamın koklanan havası..
Bu kentteki sayısız opera ve tiyatro binalarından biri olan City Recital Hall’un önünde ve fuayede, bu kez gençlerin yerine büyük çoğunluğu orta ve üzeri yaşlardaki, ruhları gençlerden oluşan bir kalabalıkla karşılaştık…
Dünyanın bu ortamında,
Wagner’in bir eserine bu ilgiye biraz şaşırdım.
Biliyorsunuz,Almanya’nın büyük bestecilerinden Wagner, dünyanın da en büyük müzik dehalarından birisi …
Ama seveni kadar sevmeyeni de çok…
Nedeni de yazdığı yazılarda Yahudi karşıtlığını,Yahudilerin Alman kültürüne yabancı ve toplum için tehlikeli olduklarını açıkça belirtmesi…
Gerçi 2. Dümya savaşının başlamasından 56 yıl önce öldü ama anti semitik düşüncelerinin, Hitler’in Nazi ideolojisine kültürel temel hazırladığı yaygın kanıdır…
Eşimle ürpererek, acı içinde ziyaret ettiğimiz Dachau toplama kampında ve diğerlerinde Wagner’in müziğinin çalındığı ise bir gerçek…
Müziği, o dönemde gamalı haç gibi sembollerden biriydi…
Oyun bir anlamda;
güç mü ? sevgi mi?
sorusunu irdeliyordu…
Ren nehrinin dibinde, üç su perisi tarafından korunan altınlar vardır.
Bölgenin cüce, çirkin kralı, bu su perilerine aşıktır. Neşe içinde güle oynaya dans edip şarkılar söyleyen perilerin yanına gelir ve her birine aşkını ilan eder ama periler bu aşka karşılık vermek yerine kendisiyle alay ederler…
Nehrin dibindeki altınları görüp sorunca, periler de kendisine bu altınlardan bir yüzük yapıp parmağına geçiren birinin sınırsız güce erişeceğini söylerler.
Bunu duyan kral, aşkı da sevgiyi de bir yana itip altını çalar ve yüzük yapar…
Güç hırsı aşka üstün gelmiştir.
Bu arada baş tanrı, kendisine gücünün sınırsızlığını gösterecek görkemli bir kale yaptırmak ister.
Bu kaleyi yapacak iki dev kardeşe de karşılığında,
tanrıça karısının kızkardeşi olan gençlik ve güzellik tanrıçasını vereceğini söyler.
Kale yapılır.
Baş tanrı söz vermiştir.
Devler tanrıçayı almak için gelirler ve kızkardeşi tanrıçanın ve fırtına tanrısının bütün karşı koymalarına karşın, gençlik ve güzellik tanrıçasını alırlar…
Alırlar almasına ama ortada bir sorun vardır…
Gençlik ve güzellik tanrıçası sarayın bahçesinde altın elmalar yetiştirmektedir ve tanrıların ölümsüzlüğü de bu elmalardan gelmektedir.
Elmalar olmayınca tanrılar da ölümsüzlüklerini yitirecekler ve insanlar gibi yaşlanıp öleceklerdir…
Eşi tanrıça ve tanrılar baş tanrıdan devlerin elindeki tanrıçayı geri almasını isterler ama ortada bir ‘tanrı sözü’ vardır…
Çareyi ateş tanrısı bulur ve devlere,tanrıçanın karşılığında cüce kralın elindeki büyük güç veren yüzüğü teklif eder…
Onlarda kabul edince baş tanrı ve ateş tanrısı hile ve zorla cüceden yüzüğü alırlar…
Cüce kralın acı içindeki tiradı ve lanet okuması operanın en etkili bölümlerindendi…
Yüzük devlere verilir, tanrıça ellerinden alınır, tanrı ve tanrıçalar yeniden ölümsüzlüğe kavuşurlar ama yüzüğün laneti başlamıştır…
Yüzük için iki dev kardeş birbirine girer, biri diğerini öldürür…
Geleceği gören yer tanrıçası, artık lanetli kötü günlerin başladığı gerçeğini dile getirir…
İlk gösterimi 1856’da yapılan operanın konu özetini niçin anlattım?
Bugün ile karşılaştıralım diye…
Görkemli çok heybetli kale…
Saray…
Bunun için her söz verilir,
her şey yapılır!..
Tüm kavga, güç ve iktidar için…
Bu yüzden kardeşler bile birbirini öldürebilir!..
Aşk, sevgi de ne?
Önemli olan gücü elinde tutman!..
Tanrı da olsan söz, sözleşme seni bağlar bağlamasına ama bir yol bulunur; hile, güç devreye girebilir!..
Yeter ki ölümsüzlük,sonsuz iktidar sürsün…
Oyun sonunda Teoman’ın da alkışlatılması, gelecekteki büyük bir şefimizin ilk alkış sesleri, ayak izleriydi…