Çocukluğumun unutulmazlarındandır Hıdırellez…

Şafak vakti, İzmir-Konak’ta körfezi dolduran yüzlerce kayık ve suya bırakılan dileklerdir çocukluğum…
(Arap fırınının arı gibi çalışması, oradan alınan gevreklerin kapış kapış satılmasının sevincidir…)

Ailece,komşularla Kadifekale’ye pikniğe gidiştir…Mutluluktur…

Mahallede yakılan ateşler ve üzerinden atlamalardır…
Türküdür,şarkıdır,manidir Hıdırellez…

Nedir öykü?
Hızır ve İlyas kutsal suyu bulur,ölümsüzlüğe kavuşurlar.
Artık sonsuza dek İlyas denizde, Hızır karada zora düşenlerin yardımcısıdırlar…

Nedir artık Hızır ve İlyas?
Hızırilyas, giderek Hıdırellez…

Yılda bir kez buluştukları 6 Mayıs günü; doğanın sevinci,
uyanışıdır.
Çoşkudur Hıdırellez.
Sarılıp kaynaşmadır…
Şifadır, sevinçtir…

İlk topluluklardan beri insanlık
doğanın uyanışını kutsar ve kutlar…

‘Su’ dur Hıdırellez.
Arılıktır su,yaşamdır…
Su kıyılarına gidilir,mümkünse o sabah el yüz akan dere suyuyla yıkanır…

‘Hava’ dır Hıdırellez.
Nefestir hava,yaşamdır…
O sabah ‘Hıdırlık’ dediğimiz,
havadar yerlere gidilip eğlenilir…

‘Ağaç’tır Hıdırellez.
Ölümsüzlük ‘hayat ağacı’dır…
Ağaç dallarına dilekler asılır…
Gül fidanı dibine dilekler gömülür…

‘Ateş’tir Hıdırellez.
Işıtandır ateş….
Yaşamdır…Güneş’tir…
Ateşler yakılır,üzerinden atlanır,dans edilir…

‘Toprak’tır Hıdırellez.
Berekettir…
Toprağın uyanışı insanın da umuda uyanışıdır.

Umuttur Hıdırellez.
İnançtır…
Masumiyettir…

1972’nin, 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gecesi aldılar masumiyetimizi elimizden…

O gecenin şafağında astılar
Deniz, Yusuf ve Hüseyin ‘i…
Üç fidanı…

Hayatın baharında,güzel aydınlık bir geleceğin hayalini kuran; kötülüklere,
haksızlıklara isyan eden, Anadolu toprağında iyiliğin adaletin, özgürlüğün fidelerini büyütmek isteyen tazecik üç fidan…

Hüseyin 23, Yusuf ve Deniz 25’indeydiler…

Darağacına çekilen yalnızca onlar değildi…
Masumiyetimizi de öldürdüler üç fidan ile birlikte…

Eskimeyen,giderilemeyen bir sızıyı da gömdüler yüreğimize…

“Delikanlım!
İyi bak yıldızlara
onları belki bir daha
göremezsin.
Belki bir daha
yıldızların ışığında
kollarını ufuklar gibi açıp
geremezsin…”
(Nazım Hikmet -Delikanlım)

O karanlık gecenin ardından ülkenin geleceği de kapkara oldu…
12 Mart yetmedi…
12 Eylül faşizminin karanlığı çöktü ülkenin üzerine ve bu günleri hazırladı…

(Mamak’ta yatarken duvarlarda onların zincir seslerinin yankısını duydum hep…)

Ne diyordu Deniz,babasına yazdığı son mektubunda?

“İnsanlar,doğar,büyür,yaşar,
ölürler.Önemli olan çok yaşamak değil,yaşadığın süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.
…Kardeşime özellikle tembih et,onun bilim adamı olmasını istiyorum.Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak bir yerde insanlığa hizmettir…”

Ve babasına teslim edilen cep defterinden çıkan şiiri:
“…
Ben ki en güzel güneşlere gömülen
Ben ki
En güzel çocukları seven
Ben ki
En güzel yarınları kuran
Gelip dayanmışsam darağacına
Yenilmişsem
Elim kolum bağlı
Dudaklarımda yarın
Gözlerim yarınlarda…”

Bize bir emanet bıraktılar.
Neydi emanetleri?

Emperyalizme,faşizme,
sömürüye,baskıya,zulme karşı duruş…
Tam bağımsız Türkiye…
Eşitlik…
Özgürlük…
Adalet…
Demokrasi ve Sosyalizm için direniş…

Neydi Hıdırellez?..
Umuttu…
İnançtı…

Bu inançla emanetlerine sahip çıkacak umutlarını yaşatacağız…

(Bu yazı 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gecenin şafağında yazıldı…)