Çocukları ve torunları az önce uğurladık.
(Hem Easter-Paskalya- tatili hem de hafta sonu.)
Nuran ile balkonda tatlı yorgunluğun tadını çıkarıyoruz. (İki gün önce çıktı hastaneden,çok iyi.)
Güneş bulutların arasından sıyrıldıkça, sıcacık ışınlarını serpiyor üzerimize…
Çevremizdeki ağaçlarda kuşların dinmeyen cıvıltıları…
Ötelerden, kookaburraların
(yalı çapkını cinsi, ötüşü kahkahayı andıran kuş)
kıkırdayarak başlatıp giderek koyverdikleri kahkahaları, kuşların şarkılarına eşlik ediyor.
Ve önümüzden geçen her tekne ve vapurun yarattığı minik dalgaların, kıyıya ulaştıklarındaki şıpırtıları ve çıkardıkları bembeyaz köpükcükler bu senfoniyi tamamlıyor…
Yaşamın ve doğanın bize bahşettiği bu güzelliğin içinde biz; ABD-İsrail emperyalist-faşist haydutluğunun İran’a saldırısı özelinde savaşı,
savaşları,acı çeken insanları,
insanlığı konuşuyor,
onların çektikleri acıları yüreğimizde hissediyoruz…
Yurtsever bir halkın, emperyal haydutlara karşı anayurdunu nasıl koruduğunu İranlılar bize bir kez daha gösteriyor…
Kurtuluş Savaşımızda halkımızın yaptığı gibi…
Vietnam halkının ve benzer halkların yaptıkları gibi…
Bırakın ülkelerini terk etmeyi,
ülkelerini korumak için yurtdışında yaşayan İranlıların bir kısmı-ki aralarında rejim karşıtları da var-yurtlarına geri dönüyorlar…
Molla rejiminin en büyük karşıtlarından İran Komünist Partisi(Tudeh)de,
emperyalist saldırıya karşı anayurdu koruma savaşına destek veriyor…
Savaşlar yalnız ölüm getirmiyor.
Hele de çocukların ölümü…
(ABD-İsrail haydutları, bırakın sivil insanların konutlarını bombalamayı; anaokullarına,
okullara, üniversitelere,
hastanelere, su ve enerji kaynaklarına füze yağdırabiliyor.)
Ölenler bir yana,savaş sonrası birçok insan yaşamı sakat olarak sürdürmek zorunda kalıyor…
Savaşın yıkıntıları, milyonlarca insanı evsiz barksız bırakıyor…
İnsanlar yerlerinden yurtlarından ayrılmak zorunda kalıyorlar…
Göç ve sığınma acıları,
çaresizlik…
Doğanın tahribatı…
Ekonomik çöküntü…
Ve açlık, yokluk, yoksulluk…
Nuran’la bir kez daha sorguluyoruz:
Başka bir dünya mümkün mü?..
Savaşların,silahların olmadığı…
“Silahları yandırın,
arşa çıksın tütsüsü
Her obada her bir evde
kanat açsın sulh sözü…”
Sömürü ve eşitsizliklerin sona erip, insanların yeterli gıdaya ulaştıkları, açlık ve yoksulluğun ortadan kalktığı…
Adalet ve hakça paylaşımın gerçekleştiği…
Hırsın yerini dayanışmanın,
nefretin yerini sevginin aldığı…
Sınıf farklılıklarının ortadan kalktığı, insanların eşitlikçi bir toplumda huzur içinde yaşadığı…
Adil bir dünya mümkün mü?..
Doğanın kanunu bu!
diyen de var…
Adem ve Havva’nın iki oğlundan Kabil’in Habil’i öldürdüğünü söyleyip,
o gün başlayan kavganın,
savaşın bugün ve yarın da süreceğine inananlar da var…
Diyalektik ve tarihsel materyalizmi benimseyenler ise neyi görüyorlar?
İnsanlık tarihi, sınıf çatışmalarının ve savaşların tarihi…
Savaşlar, kapitalist-emperyalist sistemin sigortası…
Kaynaklar sınırlı, üretim arzusu sınırsız oldukça…
Artı değer sömürüsü,
kapitalizmin çok yönlü yapısal krizleri, sermaye birikimi süreci, doğal kaynaklara erişim ve pazar paylaşım hırsı, silah tekellerinin ölüme endeksli kar çılgınlığı sürdükçe…
Savaşlar da sürüyor…
1789 Fransız Burjuva Devrimi
neyi amaçladı?
Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik…
Gerçekleşti mi?..
1917 Sovyet Sosyalist Devrimi neyi amaçladı?
Sınıfsız sömürüsüz bir dünya…
İki sistemli bir dünyada, görece bir denge oluşmuştu.
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla bu denge de çöktü…
Sosyalist sistem, emperyalizmin doğrudan ya da dolaylı saldırı ve işgal girişimlerine karşı bir güç idi…
Tek kutuplu küresel dünyada azgın sömürü, çatışma ve savaşlar aldı başını gitti…
Şimdilerde emperyalist haydutluğun patronu ABD, Çin’in yükselen gücü ve BRİCKS (Brezilya,Rusya,
Hindistan,Çin,Kazakistan,
Güney Afrika ile başlayıp,yeni katılan ülkelerle sürekli artan birliktelik) ve benzeri birliktelikler,Asya,Avrupa ve Afrika’yı birbirine bağlayan ‘Kuşak Yol’ projesi ile doların egemenliğinin giderek sınırlandırılması karşısında iyice hırçınlaşıp saldırganlığını pervasızlaştırdı…
Uluslararası hukuku da evrensel insan haklarını da tınmıyor,parçalayıp atıyor…
İran’da bozguna uğrarsa bunun etkilerini yaşayıp göreceğiz…
Yeniden başlıktaki soruya dönersek; Emperyalist-kapitalist sistem sürdükçe, savaşların da süreceğini yaşam bize yaşattığı acılarla gösteriyor…
Bu sistem, azgın sömürü,
otoriter-faşist yönetimler;
ölüm,yıkım ve yoksulluk demek…
Sovyet sosyalizmi çöktü.
Ama sosyalizm inancı yaşıyor.
Özünü koruyarak, teknolojik devrimin üretim güçleri ve ilişkilerini yeniden şekillendirdiği günümüzde nasıl bir tasarım,nasıl bir sosyalizm olabileceğini yaşamın dayattığı deneylerle göreceğiz…
Savaş’ın karşıtı Barış…
Ona erişebilmek de ancak, savaşı yaratan bu sistemi ortadan kaldırmak için yürütülecek savaşımla mümkün…
Ütopik görülebilir…
Ben bir gün gerçekleşeceğine inanıyor ve hala bu inanç için mücadele ediyorum…
Bugün uzağımızda duruyor görülebilir…
Yarın ya da mutlaka bir gün kötülük yenilecek iyilik kazanacak…