Dün İstanbul’da,Aston Villa ve Freiburg arasında oynanan ve kupayı İngiliz takımının aldığı UEFA Avrupa Ligi final maçının ardından gelin bugün futbol yazıp konuşalım…
Türkiye liglerinde de şampiyonlar, çıkan ve düşen takımlar belli oldu.
Süper Lig’de şampiyon Galatasaray…
Yazı öncesi şunu belirteyim, ben de futbolu severek seyredenlerdenim.
Çocukluğum Göztepe maçları ile geçti…
Metin Oktay’la birlikte Galatasaray taraftarı oldum.(Futbolu bıraktıktan sonra kendisini tanıma,sohbet etme,tavla maçları yapma mutluluğunu da yaşadım.)
Futbol’a farklı yaklaşımlar var. Yazayım, yorum sizin…
Yaygın bir terimdir: “Futbol toplumların afyonudur.”
Marks’ın bir cümlesinin içindeki, “Din toplumların afyonudur.” sözüne izafeten üretilmiştir…
(Oysa,Karl Marks’ın cümlesinin aslı:
“Din,baskı altında ezilen insanın iç çekişi,kalpsiz bir dünyanın kalbi ve ruhsuz koşulların ruhu,halkın afyonudur.”)
Portekiz’in faşist diktatörü Salazar’ın da; “Ben ülkeyi üç F ile yönettim :
Fado,Futbol,Fatima
(Müzik-Şölen,Futbol,Din)”
dediği söylenir…
Bu düşünceyi savunanlar
futbolu, insanları ekonomik ve sosyal gerçek sorunlarından uzaklaştıran ve uyutan bir araç olarak görüyorlar…
Oynanacak maçtan üç gün önce maçın analizini yapma,maç günü maçı konuşma,maçtan sonraki üç gün de maçı yorumlama…(Herkes en iyi antrenör ya da maç analisti!)
Ne ekonomik kriz,ne işsizlik,ne açlık ve yoksulluk ne de isan hakları ihlalleri ve hukuksuzluk!..
Kitleleri meşgul eden,insanları toplumsal sorunlardan uzaklaştıran en önemli gündem maç!..
Her yıl olduğu gibi bu yıl da,
şampiyonluk sonrası binlerce,
onbinlerce insan,yalnız İstanbul’da değil,ülkenin dört bir yanında sokaklara döküldü,başta Taksim olmak üzere meydanları doldurdu…
Ne karışan,ne görüşen…
Oysa…
1 Mayıs’da Taksim Meydanı’na çıkmak mı?..
Ekonomik demokratik hakların için…
Ulusal değerlerine sahip çıkmak,doğayı korumak için…
Haksızlığa,hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı sesini yükseltmek için…
Gözaltına alınan ya da tutuklanan işçi,öğretmen,
gazeteci,yazar,aydın,
sendikacı,siyasetçiye
destek için…
Yürüyüş ve miting yapmak,
sokakları,meydanları doldurmak mı?..
Sonuçlarını görüyoruz…
(İthal ettiklerimiz arasında biber gazının da önemli bir yeri var mı?!..)
Ayrıca bugün futbol,spordan öte çok büyük paraların döndüğü bir endüstri haline geldi.
Sportiflikten endüstriyelliğe evrildi…Başta hisse senetleri piyasası,hayatın en önemli alanlarına yayılan bir işkolu oldu…
Benim de kendimi yakın bulduğum diğer görüşe gelince…
İngiltere de sanayi devrimi dönemi…
İşçi sınıfı ağır çalışma koşullarında yoksul bir hayat sürüyor…
Ve emekçi sınıfın eğlencesi olarak doğuyor futbol….
İngiltere’de ilk klüpleri, liman ve fabrika işçileri kuruyorlar.
İtalya’da Komünist Parti’nin doğduğu kent Livorno’da,
liman işçilerinin kurduğu ve simge olarak orak-çekiç’i kullanan Livorno klübü gibi…
Taraftarlar her maçta ‘Kızıl Bayrak(Bandiera Rossa)
marşını söylerler:
“İleri işçiler,yoldaşlar ileri
Kızıl bayrağımız sınırlar aşıyor…
Bayrağımız önde yürüyoruz
Hedef sosyalizm ve hürriyet..”
Adana’da demiryolu işçilerinin kurduğu Adana Demirspor gibi…
(Anımsıyorum, Adana Demirspor kardeş takım Livorno’yu davet etmiş ve Adana’da bir dostluk maçı oynamışlardı.Galiba dostlukla,
golsüz beraberlikle bitmişti…)
İki taştan yapılma kale…
Meşini,plastiği yoksa bezden yapılma bir top…
Böylesi basit bir ekipmanla,
bir tesise gerek duymadan;
sokakta,tarlada herkesin eşit şartlarda mücadele ettiği bir oyun değil mi futbol?..
Bireyselliğe karşı ortak hareket ederek, hedefe odaklanmayı gerektiren;
özünde işbirliğine dayanan,yardımlaşma ve dayanışmanın sonuca götürdüğü bir spor değil mi futbol?..
Benim gibi çocukluğu gecekondu semtinde geçenler anımsarlar.
En büyük eğlencemiz mahalle maçları değil miydi?..
(Gazozuna!..)
O yaşlarda hangimizin formalı takım fotoğrafımız yok ki…
(Tenis kortu,golf sahası vardı da biz mi oynamadık!..
Havuz vardı da biz mi su topu
maçı yapmadık?..)
Ne diyor Che Guevara?
“Futbol sadece basit bir oyun değildir; o kitleleri eğitmek ve devrimci bir disiplin aşılamak için kullanılan kollektif bir araç ve devrimin silahıdır…”
Peki İtalyan felsefeci ve siyaset teorisyeni sosyalist filozof Antonio Negri ne diyor?
“Devrim yapmayı da,futbol oynamayı da seviyorum…”
Ayrıca tribünler ve yeşil sahalar antik demokratik uygulamalar; baskı,zulüm ve faşizme karşı direniş alanları olmadı mı?..
Stadyumlar, insanların tepkilerini kollektif olarak yansıtabildikleri arenalar haline gelmiyor mu?..
Özellikle baskının yoğunlaştığı dönemlerde kitlelerin toplu ses verebildikleri kanallardan biri de futbol sahaları değil mi?..
“Her Yer Taksim, Her Yer Direniş!..”
“Özgür Filistin!”…gibi sloganlar tribünleri dolduran seyirciler tarafından
atılmadı mı? Atılmıyor mu?..
Ulusal Bayramların coşkuları tribünlerde de hayat bulmuyor mu?..
Ezcümle…
Futbolu seviyorum.
Sydney’de,saat farkı nedeniyle -Nuran çok kızsa da- gece saat 3 ya da 4’de kalkıp Türkiye’deki maçları seyrediyorum…
Üst üste dört yılı bir kez daha olmak üzere, 26. kez şampiyon olan Galatasaray’ı ve diğer liglerin şampiyonlarını kutluyorum…