Dünya Kupası Öyküleri - 4

Oben

Sabah kahvaltısından sonra mayosunu giyen Erdem, havlusunu sırtına attı ve evden çıktı. Kardeşi Erhan arkasından seslendi: "Acelen ne böyle? Beklesene!" "Oğlum çabuk ol! Seni mi bekleyeceğiz? Halama gidiyorum, oraya gel!"

Arnavut kaldırımlı taş sokakta yürürken en sinir bozucu olan şey, terliğin iri bir taşa yan gelmesi ve sokağın ortasında akan su dereciğine ayağın girmesiydi. İyice ıslanan terlik, yokuş aşağı inen Erdem için zor anlar yaşatıyordu. Dikkatlice alt sokaktaki eve geldi. Bahçeden içeri girdi. Halası Nesrin, Erdem'i görünce parmağıyla sus yaptı;

-Herkes uyuyor. Gel kahvaltıya otur. Birazdan uyanırlar. dedi.

-Yok hala ben yedim. Tomas uyanmadı mı daha?

-Uyanmadı.

Nesrin'in oğlu Tunç, her yaz olduğu gibi Almanya'dan gelmişti. Gelirken oğlu Tomas'ı birlikte getirmişti. Eşi Anna ve kızı Lina bir hafta sonra gelecekti. Erdem, Erhan ve Tomas arada Gökhan'ı da alarak denize girer, akşamları top oynar, biraz Türkçe, biraz Almanca, çoğunlukla İngilizce kelimelerle anlaşmaya çalışırlardı.

Nesrin;

-Hadi yesene oğlum, kızarmış tatlı maya ekmeğin yanında Bergama tulum iyi gider. Zeytinim de güzeldir, ben yaptım.

-Tamam hala, tokum ama senin hatıran için bir lokma alayım.

- Ye sen ye, çocuksun, yakarsın.

00000A1Asd2

Tomas kapıda belirdi gözleri daha açılmamış gibiydi. Tunç da çıktı bahçeye. Yeni filizlenen asma yapraklarının gölgesi kahvaltı sofrasını örtüyordu. ‘Döktürmüşsün anne’ dedi Tunç, Erdem'in ensesinde vurdu ‘Ne haber len horozlarla bir mi uyandın?’ ‘Öğlen oldu Tunç ab’ dedi Erdem sözlerinde ileri gitmedi. Tomas biraz ayılır gibi oldu çatalındaki zeytine bakıyordu, o kadar iriydi ki yarısını ısırdı. Erdem, Tomas’a dönerek; ‘Sen, ben, Erhan Go, Gökhan'a. Sonra büyük votır (deniz)’ Tomas kafasını sallayarak onayladı. Tunç kızdı; ‘Oğlum düzgün Türkçe konuş, yoksa yanlış öğreniyor’ dedi. ‘Ama anlamıyor e yapalım Tunç abi’ dedi. Erdem. ‘Olsun sen düzgün konuş, kurallarıyla. Başka türlü bir dil çıkıyor ortaya’ dedi. O sırada bahçe kapısından içeri Erhan girdi.Tomas dili döndüğünce; ‘Gunaydın Eraan’ dedi. ‘Guten morgen’ diye cevap verdi Erhan boş gördüğü tabureye oturdu. "Al işte" dedi Tunç; "bizim oğlan Türkçe öğrenemeyecek"… Nesrin bir çatalda Erhan’a verdi devam etti; ‘Hayırdır çocuklar nereye gidiyorsunuz. Gökhan akşam sünnet olacak ya’ Tomas babasına bakarak; ‘Sünnet Papa!, Was ist sünnet?’ Gülümsüyordu Tunç gıcık bir surat ifadesiyle. Yanıt alamayınca Erdem’e baktı. Daha önce sünnet olmuşluğun tecrübesi ve gururu içinde parmaklarını makas şeklinde açıp kapatıp; ‘Kırt Kırt’ dedi. Erhan’da; "Çok değil, ucundan birazcık ama..." Sofrada bir kahkaha koptu. O sırada Tunç, Tomas’ın kulağına sünnetin ne olduğunu açıkladı. Sofraya dönerek, "Sen bebekken oldun," diyerek Türkçe tamamladı cümlesini. Erdem; "Maşallah Tomas!" dedi. Halası Nesrin, gülmeyi ve güldürmeyi çok seven esprili bir kadındı. Kahkaha attı ve konuya girdi; "Çocuklar, bu akşam akrabamız Neşe’nin oğlu Gökhan’ın Dörtler Kamp Düğün Salonu’nda sünneti var, hep beraber oraya gidiyoruz. Onlar şimdi hazırlık yapıyordur, sizinle denize geleceğini sanmıyorum." dedi.

​Gökhan ve ailesi İsveç’te yaşıyorlardı. Anneannesinin evine yaz tatili için gelmişlerdi. Burada kaldıkları bir aylık zaman zarfında Gökhan’ın sünnetini yapmayı, akrabalarla ve dostlarla güzel bir akşam geçirmeyi planlamışlardı. Neşe, eşini bir yıl önce kaybetmişti. Oğluyla birlikte yaşıyor, Türkiye’ye kesin dönüş için emekli olmayı bekliyordu.

​Hazırlanan üç kafadar denize gitmek için evden çıktı. Gökhan’ın evine geldiler. İki katlı, Rumlar döneminde yapılmış taş binada oturuyorlardı. Güzel bir bahçesi vardı. Erdem, ahşap kapıyı mandalından tutarak açtı ve itti. Kapının arkasındaki çan, ev sakinlerinin duyabileceği makul bir ses çıkardı. Gökhan balkonda göründü. "Merhaba arkadaşlar!" diye seslendi. Bakışları adeta "Alıp götürün beni başka diyarlara" der gibiydi. Erhan;

-Sünnetin varmış bu akşam. Geçenlerde bahsettiğin sünnet bugün müydü? Denize gelebilecek misin? dedi.

​— Gelemem ya, salmazlar bizimkiler.

— Akşam görüşürüz o zaman.

— Görüşürüz, dedi Gökhan arkalarından bakarak.

Güzel bir yaz arkadaşlığı oluşmuştu aralarında. Dünya Kupası maçları da ortak noktalarıydı. Erdem ve Erhan kardeşler, 1994 Dünya Kupası'nda Türkiye yer almadığından Brezilya'yı tutuyordu. Tomas, Almanya'yı; Gökhan ise turnuvaya fırtına gibi başlayan İsveç'i destekliyordu. 9 ve 10 Temmuz günleri Brezilya, Almanya ve İsveç çeyrek final maçlarına çıkacaktı. Tomas ve Gökhan, çok iyi oynayan Brezilya'nın elenmesini dört gözle bekliyordu.

00000A1Asd3

​Plaja giderlerken Roma Dondurmacısı'na yaklaştılar. Dükkanın önünde taze külah yapılıyordu. Tost makinesi gibi bir aletin içinden külah şeklinde çıkartıyordu ustası. Burunlarına gelen kokuya dayanamadılar. Erhan, Tomas'ı dürttü ve dondurmacıyı göstererek, "Ays krema şılap şılap!" dedi. "Okey, good." diyerek işaret parmağıyla şakağına dokundu Tomas. Paraları birer külah almaya yetmişti. Dondurmalarını yalayarak halk plajına geldiler. Kum oldukça sıcaktı. Terliklerini, ayaklarını düşünerek kıyıya bıraktılar, tişörtlerinin üzerine de havlularını koydular. Böylece giysilerini olası bir hırsızlık ihtimaline karşı korumaya aldılar. Erdem ve Erhan hiç düşünmeden denize atladı. Tomas geride kaldı. Suya alışık değildi. Dalga göbeğini aştıkça kıkırdıyor, yarım adım geriye atıyordu kendisini. Erdem ve Erhan, avuçları kürek gibi ıslatmaya hazır, sinsi bir hâl aldılar. "Nayn, nayn!" dedi Tomas. Ama çok geç, ıslanmıştı bile. Kısa bir süre boğuştular, yüzdüler ve denizin tadını çıkardılar. Denizden çıktıklarında, kurulanmadan kızgın kuma abandılar. Vücutlarının serinliği ile sıcak kumun buluştuğu o ilk an oldukça keyifliydi.

00000A1Asd4

Güneşlendikleri bir anda, mahalleden tanıdıkları Evren seslendi;

-Ne olur bugünkü maç?’

Erdem;

-Brezilya yener tabii. Hollanda'nın eski yıldızları yok.

-Ben İtalya'yı tutuyorum biliyorsunuz. Roberto Baggio, gol kralı olacak dedi. Evren

- Hadi oradan Romario varken o da kimmiş? Saçını atkuyruğu yapınca yıldız olunmaz dedi Erhan. ‘Klinsman, Klinsman number one’ diyerek araya girdi Tomas. Anlaşılan çeyrek final maçlarını büyük heyecanla bekleniyordu çocuklar.

00000A1Asd5

‘Un kurabiyesi, Kavala kurabiyesi, Hala 100 liraaa’ diyerek, sahilde beliren İbrahim Abi taburesini kuma koydu, üzerine de kurabiye tezgahını. Kafasında korsan temalı bandanası ve güneş gözlükleriyle Şeytan İbo yine her zamanki muzipliği ile güneşlenenlere çatıyordu. Erdem; ‘ kurabiye alacak paramız kalmadı’ dedi. Şeytan İbo, Erhan'a ‘Gel bakalım Kazım'ın Oğlan’ dedi. Yılların Fıstıkçı İbrahim'i Kazım'ın arkadaşıydı. Bazı küçük sürprizlerle çocukları sevindirmeyi bilirdi. Külah şeklindeki kâğıda ikişer tane kurabiye sarıp verdi. ‘Borcumuz olsun İbo Bey’ dedi Erhan. ‘Yürü len! Selam söyle babana’ Kurabiyeleri paketinden çıkaran Erhan, kuma oturup ortaya koydu. Tomas kurabiyeleri göstererek; ‘bu ne?’ dedi. Erdem; ‘Mama. Şüün(güzel) mama’ dedi. Tomas çok şaşırdı. ‘Mama’ Almanca'da anne demekti. ‘mama yemek yani’ dedi ağzının içini göstererek Erhan. Gülüştüler ve silip süpürdüler kurabiyeleri. Denizin tuzluluğu, kurabiyelerin çok tatlı oluşu damaklarını baydı ve çok susamışlardı. Tomas dakik bir çocuktu. Eve zamanında varmak istiyordu. Erdem’e dönerek, bileğini gösterdi. "Time," dedi. Erdem, biraz bakındı, kumda düzgün bir dal parçası buldu. Eliyle Midilli Adası'nın kuzeyini hizaladı. Diğer eliyle düzleştirdiği kuma çubuğu sapladı. Gölge boyuna bakarak, "Beş, yani fünf," dedi. Erhan, "Geç kaldık oğlum, gitmemiz lazım," dedi. Tomas da kafasıyla onayladı. "Go ev," dedi.

​Terliklerini giydiler. Ayaklarına yapışan kum yürümelerini zorlaştırıyordu. Erdem daha rahat yürümek için terliklerini eline aldı ama ayakları yandığı için koşmaya başladı. Tomas ve Erhan da bata çıka, ağızları kurumuş halde kumsalın çıkışına varmayı başardı. Burada bulunan çeşmede ayaklarını yıkadılar. Sırayla kana kana su içtiler. Evren de onlara yetişmişti. Su sırasına girdi. Beklemeye tahamülü yoktu. "Bütün ilçenin suyunu bitirdiniz, elimde yetki olsa bu çeşmeyi buradan kaldırırım" diyerek çattı.

​Erdem, "Biliyor musun Tomas, İzmir'de çeşmeden su içilmiyor, acı oluyor," dedi. Tomas anlamadı. Erdem tekrar kendi aralarındaki dile geri döndü: "İzmir'de votır çok bad. Votıra many veriyorsun, şişe alıyorsun, burada good," dedi, Evren'e bakarak.

Susuzluğunu gideren çocuklar hızlı adımlarla evlerine dağıldılar. Eve girer girmez kendilerini banyoda bulan Erdem ile Erhan yıkanıp, yemeğe oturdu. Anneleri gömleklerini ütülemiş, ayakkabılarını parlatmıştı. Erdem’in aklı akşamki maçtaydı. Hollanda-Brezilya ile karşılaşıyordu. Sünnet düğünü ile aynı saatte başlayacak bu maçı nasıl izlemeliydi?

00000A1Asd6

Güneş Midilli Adası’nın arkasına kaçmış, gökyüzünde mavinin siyaha bürünmesine kadar olan sürede tüm renkler sıralanmışlardı. Şık giyinmiş aile bireyleri Nesrin Hanımın evine doğru ilerledi. Erdem terlikten ayakkabıya geçişten dolayı mutlu değildi. Komşular bahçelerini suluyordu. Nereye gittiklerini meraklı bakışlarla izliyorlardı. Akşamın bu saatlerinde kimi evin bahçesinde çığırtma, kimisinde tavada balık pişerdi çoğunlukla. Yemek kokuları, ıslanan güller, yaseminler, kasım patlarının kokusu ile karışır yaz mevsiminin burunlardaki hafızasını oluştururdu.

Tunç arabasını yıkamıştı. ‘Nasıl yapalım dayı’ dedi. Kazım; ‘Ben ve hanım çocukları alırız kucağa, Tomas’la arkada otururuz. Ablam öne geçer, oldu da bitti Maşallah!’Gülüştüler. Tomas, Almanya Milli Takım formasını giymişti. Erdem ile Erhan gömlekli oluşlarına içerleyerek, Tomas’ın giydiği formayı gözleriyle süzgeçten geçirdiler. Erdem; ‘Sizin maç, yarın’dedi. Tomas omuz silkti; ‘Holland bizim komşu’ dedi. Anlaşılan Tomas’ın da aklında akşamki maç vardı ve tarafını belli etmişti.

Arabaya doluşan aile, bir yandan ütülü kıyafetleri kırışmasın diye çaba içindeydi. Dikili’nin taşlı yollarından ana caddeye çıkıldı. Kısa bir süre sonra deniz kenarında iki katlı bir bina olan Dörtler Kamp Düğün Salonu’na varıldı. Bu tesisin önünde plaj vardı. Düğün yapılan salona yan taraftan merdivenle çıkılıyordu. Nişan, sünnet gibi organizasyonlar için mütevazi bir alana sahipti. Alt kattaki kafenin yan bahçesi toprak bir alandı. Fesleğenlerin olduğu saksılarla sınırları çekilmiş bu bahçede tahta iskemleler ve yüksek bir yere konulmuş televizyon vardı. Daha arabadan iner inmez bu televizyon dikkatini çekti Erdem’in. Maçın izlenme planları şekillenmeye başlamıştı.

00000A1Asd7

Yukarı çıktılar. Neşe hanım kapıda karşıladı.

-Nesrin Tete, hoş geldiniz.

-Hoş bulduk bre mari, çok şık olmuşsun.

-Ay çok teşekkür ederim, yeriniz hazır ablacım, şöyle buyurun’ dedi.

Salonun en köşesine sünnetin yapılacağı bir yatak konulmuştu. Gökhan, arkadaşlarını görünce sevinçle yanlarına geldi. ‘Prensler gibi olmuşsun Gökhan, emniyet kemerini de takmışsın’ dedi Erdem, ‘Maşallah’ yazısını göstererek. ‘Darısı başınıza’ dedi Gökhan. ‘Ohoo, bizi 90 Dünya Kupası’nda kestiler’ dedi Erhan. Tomas’a döndü Gökhan, aşağısını gösterdi. ‘Bilmiyor ben, beybi, kırt kırt’ dedi Tomas.

00000A1Asd8

Düğün salonu kalabalıklaşmaya başladı. Orkestra bir dans müziği, iki oyun havası çalarak konukları düğüne ısındırıyordu. Arada Gökhan’ı çağırıyordu annesi. ‘Sen sünnet çocuğusun, kenarda durulmas’ diyerek pistin ortasına çekiyordu. Gökhan, arkadaşlarına bakıyor, İsveç’te hiç duymadığı bu müziklere, ellerini kaldırarak uyumsuz hareketlerle ritim bulmaya çalışıyordu. Erdem, sık sık saati soruyordu etrafındakilere. Maçın başlama saati yaklaşıyordu. Gökhan, zoraki katıldığı bu sünnet düğününde arkadaşları gibi özgürleşeceği anı bekliyordu. Bir yandan da "Acıyacak mı?" sorusu korkuyla bütünleşmişti. "Olsun da bitsin artık," diyen iç sesiyle konuşurken, davulun gümbürtüsü kalbinin ritmine eşlik ediyordu.

​Tomas, Erdem ve Erhan; Gökhan’ı teselli etmeye çalışıyordu. Erdem, "Boş ver sünneti, hepi topu bir parça et. Sen yarınki maça odaklan; İsveç kazanır diye düşünüyorum," dedi. Gökhan, sesi titreyerek, "Evet haklısın, ne olacak ki? Hem uyuşturuyorlarmış," diye karşılık verdi. O sırada salona takım elbiseli, elinde doktor çantası olan bir adam girdi. Neşe Hanım onu kapıda karşılayıp, "Hoş geldiniz, biraz dinlenin, bir şeyler ikram edelim," dedi. Gökhan, uzaktan da olsa celladını görmüş gibi bembeyaz kesildi. Erhan, Gökhan'ın dikkatini dağıtmak için, "Romanya da iyi takım, Hagi var. İsveç de güçlü tabii ki," dedi. Gökhan duymuyordu bile, sadece "Evet," diyebildi. Annesi yanına geliyordu; korkusu biraz daha arttı. "Arkadaşlar, sizden bir şey isteyeceğim; bu akşam yanımdan hiç ayrılmayın, olur mu?" dedi. Erdem, gözlerini başka yöne çevirdi. Maç ile Gökhan’ın korkuları arasında sıkışıp kaldığını hissetti. Neşe Hanım, Gökhan'ın başındaki püsküllü fesi aldı, sırtını okşadı: "Haydi gel bakalım yakışıklı oğlum, yatağına geçelim. Korkacak hiçbir şey yok," dedi. Yatağına doğru yöneldiler.

​Tunç, kalabalıklar arasında yokluğunu unutturmuştu. Tomas, gözleriyle babasını arıyordu. Erdem, tekrar saati sordu rastgele birine. Maç başlayalı on beş dakika olmuştu. "Ben tuvalete gidiyorum, Gökhan'a iyi bakın," dedi Erdem. Tomas ve Erhan, bu gidişten işkillenseler de Gökhan'ın yanına oturdular.

00000A1Asd9

Merdivenlerden hızla inen Erdem, bahçede televizyonun karşısında Tunç abisini gördü. "Hayırdır abi, burada ne işin var?" dedi. "Akrabalar çok soru soruyor, bunaldım; attım kendimi dışarı" dedi Tunç, inandırıcı olmayan mimikleriyle. "İyi o zaman, ben de seyredeceğim maçı. Kaç kaç şu an?"

​"0-0, Brezilya daha iyi oynuyor."

​Yukarıda müzik sesi kesilmişti. Salavat-ı Şerife okuyorlardı. Tomas ve Erhan'ı yakın akrabalar yatağın başından uzaklaştırdılar. İlahi de bitmişti. Gökhan sünnetçinin ellerindeydi. Annesi oklava gibi bir tahtayı avucunda ovalıyordu. Ayakta duran akrabaların arasından bakıyordu Tomas. Uyuşan kasık bölgesine inen ustura görüldü. Gökhan kapattı gözlerini, sıktı dişini. Bu kaostan yararlanan Erhan, Tomas'ın kolundan tuttu, salondan çıkardı. "Vaaaav Wunderbar (Harika)!" dedi. Bahçeye indiler. Erdem ile Tunç'u maç izlerken gördüler. Tunç, Erdem'in ensesine şaplattı; "Aha, açıkla bakalım!" diyerek topu Erdem'e attı. Tomas yine de babasına kızdı; "Papa, was machst du denn hier? (Baba, ne yapıyorsun burada?)" Erhan da abisi Erdem'e söylendi; "Biz enayi miyiz, yalancı seni!"

​"Yok be oğlum! Biraz bakayım dedim, gelecektim hemen" dedi Erdem.

​Boş sandalyelere oturdular Tomas ve Erhan. Maç golsüz devam ediyordu. İlk yarı bitmeden Tunç; "Bence yukarı çıkalım, fazla dikkat çekmeyelim. İkinci yarı dönüşümlü geliriz, kimse anlamaz düğünden kaçtığımızı" dedi. Hep birlikte yukarı kata çıktılar. Gökhan yatakta yatıyordu. Gözleri kızarmıştı. Saçları terden ıslaktı, alnını kaplamıştı. Yanına geldi kaçaklar. "Neredesiniz ya, size demedim mi beni yalnız bırakmayın?" dedi Gökhan oldukça sitemli.

​Belden aşağısı tülbentle kapatılmış bir kutu konulmuştu. Erdem kutuyu göstererek konuyu değiştirdi; "Çok acımadı umarım" dedi. Gökhan; "Acımadı ama acıyacakmış gibi duruyor."

​"Bir şey olmaz; bu akşam, bilmedin yarın akşam, en fazla bir hafta acır, sonra kabuk bağlar" dedi Erhan. Tekme attı ayağına. "Sus, korkutma" dedi Erdem.

Gökhan'ın yatağının yanına birer sandalye çektiler. Ara sıra akrabalar gelip başucuna süslenerek konulmuş yastığa altın ve para takıyorlardı. Altınlardan bazıları daha hafifti ve Gökhan'ın baş harfi olan "G" harfi bulunuyordu üzerinde. Akrabaların çoğu altın yerine para takıyor, Gökhan'ı tebrik ediyor, fotoğraf çekiliyorlardı. Kimi akraba, Gökhan daha önce farklı bir cinsiyetteymiş gibi; "Şimdi erkek oldun işte" diyordu. Kazım, Tunç ve Nesrin Halada Gökhan'ı tebrik etmeye geldi. Nesrin Hala ve Kazım altın taktılar ama Tunç'un yastığa iğnelediği 10 Mark, bazı akrabalar arasında daha çok ilgi gördü; fısıldaşanlar oldu.

00000A1Asd10

​Erdem, takı takmaya gelen birine saati sordu. Maçın ikinci yarısı başlamıştı. Biraz düşündü ve Erhan'ın kulağına eğilerek, "Maç başladı, önce ben gideyim, sırayla gelirsiniz," dedi. Kalabalıklaşan bir anda Erdem kalktı ve uzaklaştı. Bahçeye indiğinde Tunç abi oradaydı. "Gel, otur," dedi. Yanındaki sandalye boştu. "Ne ara geldin?" dedi Erdem oturdu. Arkasından Erhan ve Tomas da geldi. Birer sandalye onlar çekti. Tam oturacaklardı ki Romario 51. dakikada harika bir gol attı. Brezilya öne geçti. İki kardeş havaya zıpladı. Televizyondan samba yapan seyircilerin sesi sevinçlerine eşlik ediyordu. Tomas somurtuyordu. Tunç, "Sana ne Hollanda'dan, ne faydasını gördük?" dedi. Tomas bir şey anlamadı, babasının Türkçe konuşmasına anlam veremedi. Dakikalar 62'yi gösterdiğinde Bebeto kaleciyi çalımladı ve boş kaleye topu yuvarladı. Erdem, "Gooool!" diye bağırdı. Televizyona dikkatli bakan çocuklar ilginç bir gol sevincine tanıklık etti. Golü atan Bebeto, iki elini birleştirip beşik gibi sallayarak koştu. Kenar çizgisine geldiğinde yanında Mazinho ve Romario durdu. Onlar da aynı hareketi yaparak sevindi. Gole üzülen Tomas'ın bile bu hareket ilgisini çekmişti. Spiker gol sevincinin hikayesini anlattı.

00000A1Asd11

Brezilyalı Bebeto'nun maçtan önce bir oğlu dünyaya gelmişti. Bebeto ve arkadaşları bu golün sevincini ona armağan ediyordu. Bu bilgi üç kafadarın çok hoşuna gitti. Ayağa kalkarak aynı sevinci yapmaya çalıştılar. Tunç, oğluna gol sevincinin sebebini tercüme etti. Hollanda'yı tuttuğunu hatırlayan Tomas omzunu silkti, umursamadı. Erhan, "Biraz Gökhan'a bakalım, fazla kaldık sanki," dedi. Üçü birden yukarı kata çıktılar. Gökhan'ın yanına geldiklerinde yanında annesinden başka kimse yoktu.

​"Çocuklar, oğlum sizi sorup durdu. Hadi onunla sohbet edin," dedi Neşe Hanım.

​"Bakın, siz bir şeyler karıştırıyorsunuz, kayboluyorsunuz," dedi Gökhan.

​"Acıyor mu?" dedi Erdem.

​"İsveç maçı çok güzel olacak yarın," dedi Erhan.

​"Brazil two, Holland zero," dedi Tomas.

​"Yaaa biliyordum! Siz maç izliyorsunuz hem de bensiz," dedi Gökhan. Kıskançlıkla, yaşadığı acı biraz daha artmıştı sanki. Üçü de mahcup bir halde Gökhan’ın yanındaydı. Dakikalar geçiyordu. Gökhan, arkadaşlarına dargındı. İkide bir Erhan, İsveç maçının anlam ve öneminden bahsedecek olsa da Gökhan onu dinlemiyordu.

Neşe Hanım elinde bir bardak su ve elinde bir ilaçla geldi. ‘Oğlum biraz doğrul bakalım sünnetçi amca ağrı kesici hap vermişti. Bu gece ağrısız uyursun bunu içince’ dedi. Arkadaşlarından yardım istedi. Biraz doğruldu ve ilacı içti. O sırada ayaklanan kafadarlar, ‘Tunç Abiyi bulmamız lazım’ bahanesi ile uzaklaştılar. Koşar adım merdivenlerden indiler. ’Maç kaç kaç Tun Abi?’ dedi Erhan. İskemlede tek başına oturan Tunç, iki eliyle iki parmağını gösterdi.’2-2’ dedi. Erdem; ‘Olamaz yaa.. Hollanda’ya bak sen. Yokluğumuzu fırsat bildi’ dedi. Tomas; ‘Oley, Oley Holland’ diye bağırdı. Tunç çocuklara takıldı; ‘Söyleyin bakalım, yukarıda sünnet kaç kaç?. ‘Sorma Tunç Abi, Gökhan bizi defterden silse yeridir’ dedi Erdem.

00000A1Asd12

Maçta son 10 dakikaya girilmişti. Hollandalı futbolcunun yaptığı bir faul ile serbest vuruş kazandı Brezilya. Mesafe o kadar uzaktı ki gol olabilmesi için iğne deliği kadar bir boşluk vardı. Branco topun başındaydı. Koşarak geldi, sert ve yerden vurdu. İşte o iğne deliğinden top kaleye giderken Romario usta bir manevrayla kalçasını ileri attı. Top ona çarpmadan direğin dibinden kaleye girdi. Tomas ellerini başına götürdü. Erdem ve Erhan coştu, havalara uçtu. Brezilya maçı 3-2 kazanıyordu. Düğün bitmek üzereydi. Misafirlerin birçoğu merdivenden iniyor evlerine gidiyordu.

00000A1Asd13

Maç biter bitmez Gökhan’ın yanına vardılar. Gökhan hiç konuşmuyordu. Erdem; ‘Affet bizi ya! Bu maç kaçmazdı kabul et’ dedi. ‘Arkadaşlık mı önemli maç mı?’dedi Gökhan suratı turşu gibiydi. Ellerini açtılar iki yana; ‘Haklısın’ dedi Erdem. Erhan; ‘Yarın size gelelim akşam. İsveç-Romanya maçını seyrederiz’