“…Ben mutlu değilim. Ya siz?” Bu soruyu sormuştum şubat ayında ki “%53,3 mutluymuş hayatından! Ya siz?” başlıklı yazımda. O günden düne kadar değişmedi bu düşüncem ama pazar günü mutluluğun ne olduğunu kısa sürelide olsa yaşadım daha doğrusu yaşattılar bize “Filenin Sultanları.”

A Milli Kadın Voleybol Takımımız, 2026 FIVB Kadınlar Voleybol Milletler Ligi finalinde Brezilya’yı 3-1 mağlup ederek şampiyon oldu. Kadın voleybol maçlarında ayaklarına çivi ve iğne atıldığı, spor kıyafetlerinin sorgulandığı günlerden bugünün “Şampiyon Filenin Sultanlarını” kutluyorum, teşekkür ediyorum tüm emeği geçenlere. Devam etsin diyorum bu mutluluğumuz bir ay sonra ki Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonasında. Ve de darısı ‘Filenin Efeleri’ A Milli Erkek Voleybol Milli Takımımızın başına…

Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomi ve gündem de olan da emekli maaşları. TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylama ile SSK ve Bağ-Kur emeklilerine ödenen en düşük emekli aylığı, yüzde 17,76’lık zamla 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükseltildi. 3 bin 250 lira zam 5 milyon 722 bin 223 bin kişinin hangi derdine merhem olur? Dört kişinin açlık sınırının 36 bin 42 lira olduğu bir ortamda en düşük emekli aylığı en azından asgari ücret seviyesine 28.075 liraya çıkarılsın teklifini reddeden, emekliyi açlığa ve sefalete terk eden 273 bin 196 TL maaş, 177.658 TL emekli maaşı alan milletvekilleri askıda ekmek uygulaması yapan fırınlara gitsinler rakamların 10lardan 100 lerden 1000 lere fırladığını ve eksi olduğunu görecekler, belediyelerin lokantalarına gitsinler bir öğün yemek sırasına girsinler ve hesaplasınlar o artışla kaç öğün yemek yeneceğini…

Bitmeyen bir diğer gündem maddesi ‘Terörsüz Türkiye’ süreci. TBMM de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun sonuç raporunu çözümleyemeden “Terörsüz Türkiye Çerçeve Yasası’nın” Meclis tatile girmeden çıkarılması konusunda TBMM Başkanının siyasi partilerle yaptığı görüşmeler devam ediyor.

Teklifte terörist başı Abdullah Öcalan’a hukuki statü ve eyleme karışan örgüt üyelerine af düzenlemesinin yer almadığı, Öcalan’a İmralı’daki cezaevi kampüsü içindeki çalışma ofisine geçmesi ve İmralı’ya DEM heyeti dışındaki ziyaretçilere izin verilmesi, ayrıca PKK’nın diğer yöneticileri ile iletişim kanallarının açılmasına yönelik düzenlemeler yapılacağı 4 binden fazla terörist hükümlü için tahliye yolunun açılabileceği öne sürülüyor.

DEM Parti ise “Öcalan’a statü verilmesi, örgüt üyelerinin suç işleyen-işlemeyen şeklinde kategorize edilmemesi, örgütün üst yöneticilerin taslağın dışında tutulmaması ve Türkiye’ye gelecek örgüt üyelerine pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması” konularında ısrarcı ve özellikle üniter- ulus devlet yapısından eyalet yapısına dönüşe yol açacak düzenlemeleri de gündeme getirmesi bu yasanın kabulü ve sonrasında ki uygulamaları açısından çok riskli bir süreci beklediğinin işaretidir…

AB’nin yasama organı olan Avrupa Parlamentosu, 8 Temmuz’da Yunan ve Rum milletvekilleri Eleonora Meleti ve Loukas Fourlas’ın raportörlüğünde “Türkiye’nin 1974’teki işgalinin Kıbrıslı kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkileri” başlığıyla 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında savaş suçu işlenerek Rum kadın ve kız çocukların cinsel saldırılara uğradığına yönelik karar tasarısını onaylamış ve Türkiye’den sorumluk üstlenmesini istemişti… Raporda Türkiye’nin uluslararası hukuk kapsamında mağdurlara tazminat ödemesi ve onların haklarını gözetmesi yükümlülüğü olduğu savunulurken. Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyindeki askeri varlığı “hukuka aykırı” olarak nitelendiriliyor ve bunun AB-Türkiye ilişkileri için engel oluşturduğu vurgulanıyordu.

Karara karşı KKTC Dışişleri Bakanlığı tarafından 9 Temmuz’da yapılan bir açıklamada da karar için “yok hükmünde” denilmiş ve şiddetle karşı çıkılmıştı. Türkiye ise bu tepkiye Dışişleri ve MSB Bakanlığının açıklamaları ile destek olmuş ve sonrasında sessizlik hakim olmuştu ve bu sessizlik halen sürüyor. Halbuki yapılması gereken 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü için gösterilen hassasiyet bu karar içinde gösterilmeli Kıbrıs Barış Harekâtından önce Rum ve Yunanlıların Türk toplumuna karşı yaptıkları katliamlar, sosyal, ekonomik ve hukuki yaptırımlar hazırlanacak dokümanlar, filimler, belgesellerle göz önüne serilmeli AB’ne Türk Ordusunun Kıbrıs’ta işgalci değil; katliamı, soykırımı ve vahşeti durduran yegâne caydırıcı güç olduğu belirtilmeliydi… Yapıldı mı? Hayır.

Kıbrıs’ta Türkiye’nin hak ve hukukunu AB nezdine koruyamayan siyasi irade Türkiye’de ise ‘Kurtuluş Savaşını’ yok sayma derdine düştü. Milli Eğitim Bakanı Tekin “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında ‘Kurtuluş Savaşı’ ifadesinin çıkarılarak yerine ‘Millî Mücadele’ kavramının getirildiği gerekçesini “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” ‘Osmanlı’yla Cumhuriyeti barıştırmamız lazım. Eski Türk devletleriyle Cumhuriyeti barıştırmamız lazım. Çocuklarımız Osmanlı’yı da ataları olarak bilmesi lazım, Osmanlı’ya da sahip çıkması lazım sözleriyle açıkladı…

Önce bir ev ödevi vereyim Bakan Tekin’e “Nutuk’u” okusun (Çocuklar İçin Nutuk yeterlidir hele bir de resimli olursa) ki Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşının birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu Kurtuluştan Kuruluşa giden yolda Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla bir halkın yeniden ayağa kalkmasının; işgale, teslimiyete ve esarete karşı kendi kaderine sahip çıkmasının öyküsünü ve bu öyküde Osmanlının yerini öğrensin. Osmanlının ümmetinden millete, padişahın kulluğundan cumhuriyetin yurttaşlığına, milletin egemenliğine geçişi, aydınlanma devrimlerini öğrensin ki Cumhuriyetin çökmüş bir Osmanlı rejimin devamı değil; aklın ve bilimin rehberliğinde inşa edilen bir Türkiye olduğunu anlasın…

“Ahbap” , Türk Dil Kurumu’na (TDK) ‘göre kendisiyle yakın ilişki kurularak sevilen, sayılan kimse, dost veya arkadaş’ demektir. Bu anlamıyla benimseyip sevdik Ahbap Derneğini ve başkanı sanatçı Haluk Levent’i, depremde ki çalışmaları, sosyal hayattaki yardımları ile destek olundu kendisine ve derneğine. Sonrasında gelen soruşturma ve iddialarda toz konduramadım kendisine ve derneğine ilk aklıma gelen Nasuh Mahruki ve AKUT Derneğinin hedefe konulmasıydı… Ama ifadeleri okuyunca, itiraflar peş peşe gelince hele bir de yaptığım usulsüzlüktür yolsuzluk değil sözüyle borsa, iddia, bahis, kumar harcamalarından kendini aklamaya çalışınca bu kadarını da pes dedirtti… Bundan sonra kime nasıl güveneceğiz?

Ve de ne olacak bu CHP’nin hali derken 138 milletvekilinden 44’e düşerken 5nci parti oluverdi Özgür Özel’in 91 milletvekili ile kurduğu Yeni Parti ile. Kılıçdaroğlu yönetiminde ki CHP bundan sonra ne yapar bilinmez ama iplerinin Beştepe’de olduğunu unutmadan yola devam edeceği kesin.

Yeni Parti için ise şimdiden açık ve net konuşmak için erken kuruluş ve teşkilatlanma çalışması devam ediyor. Parti programında ki bazı muğlak ifadeler ve sağa göz kırpan hareketler ile üyelere değil delegelere dayanan bir sistemle atanmış ile seçilmiş arasında ki mücadelenin devam edeceğini gösteriyor. Fazilet Partisinden ayrılan akp ’nin başarısını göstermesi dileğimizdir ancak atılacak her adımın Beştepe’den güdümlü bir yargı engeli ile karşılaşacağını da göz ardı etmemek gerekir. Partinin adına yapılacak itiraz bunun ilk örneği olabilir, yargıtaydan çıkacak karar ise engel olmasa bile köstek olacaktır.

Ve de kulaklara küpe olacak bir değerlendirme; “Kuvayı Milliye” dergisi mayıs- haziran 1999 sayısında yazar “Ali Tartanoğlu’nun Neden DSP, Neden MHP?” başlıklı partilerin değerlendirildiği yazısında ki şu satırları da göz ardı edemiyorum Yeni Parti adına…

…CHP sosyal demokrat bir parti, Atatürk’ün kurduğu partidir… CHP üyelerinin ve seçmenlerinin önemli bir kısmı gerek partileri gerek kendileri hakkında böyle düşünüyor buna inanıyor olabilir. Ama partinin karar sürecini belirleyen delegeler, milletvekilleri, belediye başkanları, adaylar ve yönetim kadrosu başka çizgi de… CHP’nin karar sürecini oluşturanlar da önemli ölçüde rant, ihale ‘ve en azından oğluna, kızına iş, dostunu, yaranını kayırma, ödüllendirme peşindedir…Onlar da önemli ölçüde yeni dünya düzeni, küreselleşme, benim vatandaşım işini bilir, ben zengini severim söyleminin yani vahşi kapitalizmin, yani Özalizm’in etkisindedir… CHP ne düzenle bütünleşebilmiş ne ona rest çekebilmiştir. Geleneksel sol oyları çantada keklik saymış, bunun üstüne hafif Özalizm sosuyla sağdan da nemalanmak istemiş, ama dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmuştur…

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az… 27.07.2026