Zeytin gölgesinden antik deniz savaşlarına, kil kokulu kıyılardan kayıp ada hikâyesine uzanan Bademli’nin deniz rotası…
Bademli Köyü’nün nazar boncuklu kahvelerinden geçip yola çıktığımızda Ege sabahı usulca açılıyordu. Kapı önlerindeki saksılar, kahve önünde oturanlar, duvar diplerindeki çiçekler köyün yavaş ritmini taşıyordu.
Bademli’nin eski adı kaynaklarda Ancanos / Ancanoz olarak geçer. Bu adın “yalı köyü” ya da “sahil kenarı yerleşim” anlamıyla ilişkilendirildiği aktarılır. Ege’de eski yer adlarını okurken acele hüküm vermemek gerekir; çünkü bir ad bazen halk kimliğinden çok coğrafyayı, kıyıyı ve suyla kurulan bağı anlatır.
MÜBADELE HAFIZASI: İKİ KIYI ARASINDA
Bademli ve çevresinde Yörük/Türkmen topluluklarının Karadağ eteklerinden kıyıya, köylere ve zeytinlik alanlara doğru yerleşme süreci zaten vardı. Yörüklerin 16. yüzyıldan itibaren Madra, Yunt ve Karadağ çevresinde yerleşmeye başladıkları bilinir. Bu nedenle Bademli, Ege’nin birçok kıyı yerleşimi gibi farklı toplulukların, zeytin emeğinin, deniz yollarının ve eski adların birbirine karıştığı çok katmanlı bir hafızaya sahiptir.
Mübadele, 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol ile kesinleşti. Sözleşmeye göre Türkiye’deki Rum Ortodokslar ile Yunanistan’daki Müslümanlar, 1 Mayıs 1923’ten itibaren zorunlu mübadele kapsamına alındı; İstanbul Rumları ve Batı Trakya Müslümanları ise kapsam dışında bırakıldı.
İzmir genelinde mübadillerin iskânı büyük bir sorun olarak yaşandı. Kalacak yer, toprak ve iş sağlama meselesi uzun yıllara yayıldı. Bu süreç, Bademli gibi kıyı köylerinin hafızasında derin izler bıraktı.
Burada çok daha iç içe geçmiş bir nüfus hikâyesi vardır: Bir yanda Osmanlı tebası olarak Rumlar ve Yörük köylüleri, öte yanda Midilli ve Selanik çevresinden gelen Rumeli göçmenleri, daha geride ise Karadağ’dan inen Yörüklerin gölgesi…
Bademli’nin kimliği tam da bu katmanların üst üste binmesiyle oluşur. Mübadele, yüzlerce yıldır yaşadıkları yurtlardan koparılan insanlar için yalnızca bir yer değiştirme süreci sayılmaz; yoksullukla, iskânla, zeytinle, evle, limanla ve yeniden kök salma çabasıyla örülmüş ağır bir hafızadır.
Kısacası Bademli’de bir yanda giden Rumların evleri, liman alışkanlıkları, yağhaneleri ve Midilli’ye bakan deniz yolu; öte yanda Selanik ve Rumeli’den gelip bu zeytinliklere tutunan Müslüman mübadillerin yeni bir hayat kurma çabası… Bademli’nin hafızası, iki kıyı arasında gidip gelen bir rüzgâr gibidir. Bu yüzden Bademli, “eski Rum köyü–yeni mübadil köyü” biçiminde kolaycı bir cümleye sığmaz.

SALNAMELERDE BADEMLİ’NİN NÜFUS İZLERİ
Mübadele öncesi bu bölgede yapılan en ayrıntılı nüfus kayıtları aşağıdaki gibidir. Zeytinciliğin her zaman önemli bir geçim kaynağı olduğu Bademli, 1891 Aydın Vilayeti Salnamesi’nde Çandarlı Nahiyesi’ne bağlı bir köy olarak geçer. Kayda göre köyde 88 hane ve 372 kişi vardır. Sonraki salnamelerde Çandarlı Nahiyesi genelindeki nüfus dağılımı şöyle görünür:
Yıl İslam Nüfusu Rum Nüfusu Toplam Nüfus
1893 - 3.409 1.336 4.745
1894 - 3.436 1.036 4.472
1896 - 3.513 1.036 4.549
Bu kayıtlar, bölgenin geçmişini tek renkli anlatılara sıkıştırmanın ne kadar yanıltıcı olduğunu gösterir.
SULAK ALANLARDAN KİLLİK KOYU’NA
Köyün tek katlı taş evleri, dar sokakları ve aralara sıkışmış iki katlı yeni yapıları arasında yürürken yol bizi sulak alanların kıyısına getirdi. Bahar bütün renkleriyle oradaydı; gelincikler, sarı otlar, mor çiçekler toprağı ince ince işlemişti. Ama aynı güzelliğin içine atılmış çöpler de gözümüze ilişti. Görmemeye çalıştık; fakat insan bazen görmezden geldiği şeyi daha çok görür. Doğa bu kadar cömertken bizim bu kadar hoyrat davranmamız, rotanın ilk sessiz sitemi olarak burada kalsın.
Sulak alanların kıyısından Killik Koyu’na doğru yürümeye başladık. Kumsala inmeden soldaki patikaya saptığımızda yol daraldı; denizle zeytinlikler arasında ince bir Ege çizgisi uzandı. Deniz, yeni açılmış mavi bir defter gibiydi.

KANE BURNU: KAYIP ADANIN PEŞİNDE
Yarımadanın çevresini dolaşmaya başladığımızda karşımızda, bugün Kane Yarımadası ya da Kane Burnu olarak anılan antik çıkıntı belirdi. Bademli yakınlarında, Kane Yarımadası’nın kuzeybatı köşesinde yer alan önemli antik limanlardan biri olarak geçer. Arkeolojik veriler, burada küçük bir şehrin özellikle Geç Klasik ve Helenistik dönemde geliştiğini; korunaklı limanları ve deniz yolları sayesinde önem kazandığını gösterir.
En büyüleyici bilgi, Strabon’un sözünü ettiği üç adadan birinin kabolması meselesindir. Bugün bu adalardan ikisi Garip ve Kalem Adası olarak kabul edilirken, üçüncüsünün yeri uzun süre tartışılmıştır. Oysa Alman Arkeoloji Enstitüsü başkanlığında, Köln Üniversitesi’nden jeoarkeologların yürüttüğü karot sondaj çalışmaları, Kane Antik Kenti’nin bulunduğu alanın bir zamanlar ada olduğunu ortaya koyar. Diodoros’un “üzerinde küçük bir kent bulunan ada” anlatımı da bu bilgiyi destekler. 16. yüzyılda Piri Reis’in haritalarında ise bu üçüncü ada ile anakara arasındaki boğazın dolmaya başladığı, adanın giderek karaya bağlandığı görülür.
Bugün Bademli’nin batısında bir burun gibi görünen Kane, aslında antik dünyanın kayıp adalarından birinin karaya tutunmuş hâlidir. Garip ve Kalem adaları hâlâ denizin içinde iki ayrı ada olarak dururken, Kane’nin adalığı zamanla alüvyonla kapanan boğazın ardında kalmış; deniz çekilmiş, toprak ilerlemiş, ada sessizce yarımadaya dönüşmüştür.
AYA NİKOLA ADASI VE 1939 DEPREMİNİN İZİ
Kane Yarımadası’nın karşısındaki küçük adacık, denizcilerin koruyucu azizi Aya Nikola’ya adanmış eski bir Bizans manastırının kalıntılarını taşır. Dikili’nin belleğine kazınan 22 Eylül 1939 depreminde ada ve kilise yapısı büyük zarar görmüş; yapının bir bölümü zamanla sular altında kalmıştır.
ARGİNUSAİ DENİZ SAVAŞI: ZAFERDEN TRAJEDİYE
Bu küçük adacığın önünde uzanan deniz ise yalnızca sakin bir Ege manzarası sunmaz; antik dünyanın en dramatik deniz savaşlarından birinin hafızasını da taşır. MÖ 406’da Atinalılar ile Spartalılar arasında gerçekleşen Arginusai Deniz Savaşı, Kane açıklarında yaşandı. Atinalılar savaşı kazandı; ancak fırtına yüzünden batan gemilerdeki yaralılar ve ölüler toplanamayınca, zaferin ardından Atina’da büyük bir öfke patladı.
Yerel anlatılara göre, savaş sırasında gemisini terk eden bir Sparta donanma komutanı Aya Nikola Adası’ndaki yapıda hapsedilmiştir. Denizcilikte sıkça anılan “batan gemiyi kaptan en son terk eder” sözü de bu tür trajik deniz hikâyeleriyle birlikte hatırlanır.
Arginusai Savaşı’nın ardından Atinalı komutanların yargılanması ve idam edilmesi, tarihin en acı zafer hikâyelerinden biri olarak anlatılır. Bu yüzden burada deniz yalnızca gemileri, kürekleri ve rüzgârı taşımaz; bir demokrasinin acele kararlarını, öfkesini ve trajedisini de dalgalarının arasında saklar.

ZİNDANCIK KOYU: TARİHİN GÖLGESİNDE BUGÜNÜN BETONUYLA YÜZLEŞMEK
Antik dünyanın deniz savaşlarına sahne olmuş bu kıyılara bakarken gözümüz ister istemez aşağıdaki Zindancık Koyu’na takılıyor. Koyun adının, karşıda görülen Aya Nikola Adacığı’ndaki eski zindan anlatısından geliyor olması mümkün. Fakat bugün insanı asıl düşündüren, denizi hapseder gibi kıyıya dizilen betonarme yapılar.
Bir yanda Kane açıklarında yankılanan eski savaşların hayali, öte yanda koyun kıyısını kaplayan ve kimi yerde yayanın geçişini bile zorlaştıran yapılaşma… Manzara burada insanı ikiye bölüyor: Yukarıda tarih, aşağıda kıyıya sıkışmış bugünün hoyratlığı.
Oysa Türkiye’de kıyılar, özel mülk gibi kullanılamayacak kadar ortak alanlardır. 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na göre sahil şeridi, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde en az 100 metre genişliğindeki alanı kapsar. Kanun, bu alanlarda kıyının herkesin kullanımına açık kalmasını esas alır; tel, duvar, çit, yapı ya da benzeri engellerle kapatılamaz. Kıyıyı kapatan, kirleten ya da ruhsatsız yapılaşmaya açan uygulamalar hakkında idari ve hukuki yaptırımlar uygulanabilir.
Bu yüzden Zindancık Koyu’ndaki yapılaşmaya bakınca insanın aklına aynı soru düşüyor: Eğer kıyı herkesinse, denize en yakın yerler neden herkesin yürüyebildiği, soluk alabildiği, görebildiği alanlar olarak kalamıyor?
KIYI HERKESİNDİR: HUKUK, VİCDAN VE ORTAK HAFIZA
Yürüyüşümüze devam edip Er Turistik Tesisleri’ni geçtikten sonra Aşağı Pisa Koyu yönüne indik. Ardından saat yönünün tersine dönerek Bademli’nin iç körfezine; sulak alanların, sazlıkların ve zeytin bahçelerinin arasına karıştık.
Yol burada insanın sorumluluk duygusunu da büyütür. Çünkü Kane Burnu ve çevresi, arkeolojik ve doğal sit niteliği taşıyan, korunması gereken bir kültür ve doğa alanıdır. Kane Antik Kenti çevresinde 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanları bulunur. Dikili–Bademli–Karagöl çevresi ise doğal sit, nitelikli doğal koruma alanı ve sulak alanlar açısından sürdürülebilir koruma / kontrollü kullanım statüleriyle dikkat çeker.
Bu nedenle bölgede izinsiz kazı yapmak, taş almak, yapılaşmak, kıyıyı kapatmak, çöp dökmek ya da doğal ve arkeolojik dokuya zarar vermek hukuki yaptırımı olan bir suçtur. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na göre sit alanlarına zarar verenler hakkında hapis ve adli para cezası uygulanabilir. İzinsiz kazı ve define arama da ayrıca daha büyük cezaya tabidir.
Kısacası Kane’ye, Zindancık’a ve Bademli’nin sulak alanlarına bakarken gördüğümüz şey yalnızca deniz, zeytinlik ve antik kalıntı sayılmaz; geçmişin, doğanın ve kamunun ortak hakkıdır. Burada bir taşa, bir kıyıya, bir sazlığa verilen zarar, aynı anda tarihe, doğaya ve geleceğe açılmış bir yaradır.
AYAK İZİNDEN BAŞKA İZ BIRAKMADAN
Bu yüzden bu rotadan geçerken en eski kural hatırlanır: Ayak izinden başka iz bırakmadan yürümek. Çünkü Bademli’nin kıyıları, yarının çocuklarına bırakılacak ortak bir hafızayı ve doğayı saklar.
*************
KAYNAKÇA
E. Laufer & F. Pirson, “Archaeological Survey around the Kane Peninsula (2014 and 2015)”, Portuslimen: Rome’s Mediterranean Ports bildiri özetleri.
Arkeofili, “İzmir’de Atinalılar ile Spartalıların Savaştığı Antik Ada Bulundu.”
Maria Fragoulaki, “The Naval Battle of Arginusae (406 BCE) and the Athenian Democracy: A Victory Turned into a Defeat”, Cardiff University ORCA, 2020.
Menekşe, İrem; Menekşe, Metin. “Osmanlı Döneminde Çandarlı’nın İdari Teşkilatı ve Nüfusu 1830–1900.” Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 2023, Cilt 11, Sayı 35, s. 845–874.
Aydın Vilayeti Salnamesi, 1308 H / 1891 M, Çandarlı Nahiyesi kayıtları.
Aydın Vilayeti Salnameleri, 1311 H / 1893 M; 1312 H / 1894 M; 1314 H / 1896 M, Çandarlı Nahiyesi İslam–Rum nüfus dağılımı.
Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi, Aydın Vilayeti Salnameleri koleksiyonu ve salname kayıtları.
3621 sayılı Kıyı Kanunu.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu.