Bergama’da ana tanrıçaları saymaya kalksanız, tek bir nefes almanız yetmez; sayfalar dolusu hikâye, efsane, eski halkların kadim inançları ve bilgelikleri birikir…
Bu kadar hikâyeyle, bu kadar geçmişle yüklü bir coğrafyada gezmek de bitmez, anlamak da, anlatmak da.
“Ne var canım, taş işte” diyenlerin payına arkasını dönüp anlamadan gitmek düşer; bize ise en azından yaşadığı yerin değerini bilmenin, kültürden zevk almanın tadı kalır.
Bergama Yürüyüş Grubu ve Uçan Kuşlar Bisiklet Grubu ile, Metin Aktürk’ün toparlayıcılığında; çoluk çocuk, genç yaşlı yirmiyi aşan bir toplulukla Kapukaya’ya adını veren tepenin eteklerinde buluştuk. Zirvesinde Kibele’nin izini taşıyan o sarp tepeye aşağıdan bakarken, insan ister istemez başını biraz daha yukarı kaldırıyor. Sanki kayalar, kendi sessizliğiyle insana bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Kapukaya Kybele/Kibele Kaya Kutsal Alanı, Kale Tepesi’nden yaklaşık altı kilometre uzaklıkta, Kapukaya Mahallesi’nin sarp zirvelerinden birinde yer alıyor. Anadolu’da Kybele’ye çoğunlukla doğal alanlarda, özellikle dağ zirvelerinde tapınıldığı biliniyor; Bergama’daki bu açık hava kutsal alanı da konumuyla tam da bir ana tanrıçaya yakışıyor.
Kapukaya, Arkaik Dönem’e uzanan kırsal bir kaya kutsal alanı olarak tanımlanıyor. Arkaik Dönem, kabaca MÖ 7.–5. yüzyıllar arasındaki eşiği düşündürür. Kapukaya’daki özgün mağara ve su kaynağı çevresinde başlayan Ana Tanrıça kültünün, MÖ 282–263 yılları arasında iyice geliştirildiği ve Kale Tepesi’ndeki Athena kutsal alanıyla doğrudan görsel ilişki kurduğu aktarılır.

Burası yalnızca bir kaya nişi, yalnızca bir kutsal alan, yalnızca eski bir inanç izi diye geçiştirilecek yerlerden sayılmaz. Bergama’da resmî ve görkemli tapınakların yanında halkın dağlarda, mağaralarda, su başlarında Kybele’ye yönelmesi çok şey anlatır. Bergama çevresinde Kybele’ye adanmış çok sayıda doğal kutsal alan ve heykelcik bulunması, sıradan halk için Ana Tanrıça’nın güçlü bir inanç odağı olduğunu gösteriyor. Bu da burada yaşayan eski halkların güçlü etkisidir.

Kapukaya’nın bir başka büyüsü de Akropol’deki Athena ile bakışmasıdır. Pergamon Athena Tapınağı, kentin bilinen en eski tapınağı olarak MÖ 4. yüzyıla tarihlenir. Bu tapınak, galeri ve kütüphane ekleriyle zenginleşmiştir. Athena burada kentin aklı, koruyucu bakışı ve düzen fikri gibi durur. Kapukaya’da ise Kybele; kayaya, suya, mağaraya, doğanın derin ritmine yaslanır. İki tanrıça karşılıklı durunca Bergama’nın ruhu da iki kanatlı görünür: biri doğanın gücü, diğeri aklın ışığı.
Athena adının kökeni de başlı başına eski bir bilmece. Kaynaklarda Athena’nın büyük olasılıkla Helen öncesi bir tanrıça olduğu, adın “pre-Greek”, yani Helen öncesi köklere uzandığı aktarılır. Bu yüzden Athena’yı yalnızca miğferli, mızraklı, Yunanlı bir figür gibi okumak eksik kalır; onda da Ege’nin, Anadolu’nun, sarayların, kentlerin ve eski dişil koruyuculuğun tortusu vardır.
Üstelik Athena’nın yolu, mitlerin en meşhur kırılma anlarından biriyle Kaz Dağları’na da düşer. Hera, Athena ve Afrodite’nin altın elma için Paris’in yargısına başvurduğu hikâye, İda Dağı’nda geçer; Antandros’un, yani Edremit yakınlarındaki antik kentin mitoloji anlatıları da bu belleği Kazdağı coğrafyasına bağlar. Yani Athena’nın gölgesi, Bergama’dan Troya’ya uzanan o eski rüzgâr hattında hâlâ dolaşır.
Bu kadar tanrıça sözünden sonra yol çağırdı bizi. Kibele Kaya Kutsal Alanı’nın bulunduğu tepenin çevresinden yürürken, her açıdan o sarp kayalıkları görme imkânı bulduk. Sağımızdan akan Selinos, bahar yağmurlarını kutlar gibi coşuyordu. Doğanın güzelliği bizim gibi yabancı gözlere şenlik gibi gelir; oysa doğa kendi olağan mucizesini yaşar. Biz geçeriz, o kalır. Biz fotoğraf çekeriz, o mevsimi yaşar.
Bir süre sonra karşımıza çıkan iki gözlü küçük köprüde elbette durduk. Böyle köprülerde fotoğraf çekmek âdettendir. Köprünün kitabesi günümüze ulaşmamış; yapı üslubundan Osmanlı dönemi kırsal köprüsü olduğu biliniyor. Köprü üzerinde fotoğraf çekilirken, her taş yapının başına geldiği gibi burada da “Roma köprüsü” söylentileri yükseldi. Bu yorumun bir payı olabilir; çünkü Selinos üzerindeki tarihî Bergama köprülerinin önemli bir bölümü Roma döneminde yapılmış, Osmanlı döneminde onarılarak kullanılmaya devam etmiştir.
Ama nedense eski bir yapıyla karşılaşınca ona hemen “Roma”, her taş kalıntıya da “Antik Yunan” deme kolaycılığımız var. Kulağa daha bilgili geliyormuş gibi dursa da Anadolu’nun hikâyesi bu kadar dar bir kalıba sığmaz. Yunan ve Roma dünyasından çok önce de bu topraklarda Hititlerden Friglere, Lidyalılardan Perslere uzanan güçlü uygarlıklar yaşadı; yollar, kentler, kutsal alanlar, su yapıları kuruldu. Anadolu medeniyeti tek bir başlangıç ve bitiş çizgisiyle açıklanamaz; üst üste konmuş taşlar, onarılmış kemerler, değişen egemenlikler ve süren yaşamlarla oluşan büyük bir hafıza piramididir. Osmanlı da bu piramidin önemli yapı taşlarından biridir. Bu köprü de tam böyle okunmalı: yalnız bir dönemin etiketiyle sınırlandırılacak bir yapı olarak değil; Roma’dan Osmanlı’ya, oradan bugüne uzanan yol, su ve insan hikâyesinin sessiz tanığı olarak. Üstelik bu köprü, kitabesi olmasa da yapı işçiliğiyle kaynaklarda Osmanlı dönemi kırsal köprüsü olarak anlatılır.

Köprüden sonra yeşil bir patikanın üzerinden Kapukaya Köyü’ne doğru dikçe yükseldik. Yol yoruyor ama güzel yoruyor; yani “eve dönünce iyi ki çıkmışız” dedirten cinsten. Köyün yukarılarından Bakırçay Ovası, Bergama ve tepeler parça parça açılıyor. Her dönemeç başka bir pencere. Sakin sokakların arasında hafta sonu rehaveti, taş duvarlarda güneşin eski terbiyesi, uzakta Selinos’un sesi vardı.
Dikili’de iki yıldır yaşıyorum. Kapukaya’ya gitmek aylardır aklımdaydı. Ama bazen insanın içindeki yol, dışarıdan bir “hadi” sesi bekliyor. O gün o ses geldi. Tepe, tanrıça, köprü, dere, köy ve yürüyen insanların neşesi birbirine karıştı. Aşağı inerken Selinos yine yanımızdaydı; yeşil düzlükler, patikalar, adını bilmek isteyip bilemediğim otlar, çiçekler, baharın kokusu… Bazı güzellikleri yazıya sığdırmaya çalışmak, avuçta su tutmaya benziyor. En iyisi gidip kendi gözünüzle görmek; çünkü Kapukaya, bakana yalnız manzara vermez, biraz da Ana Tanrıçalardan bir ses verir.

Yararlanılan Kaynaklar
Bergama Alan Başkanlığı – Kybele Kaya Kutsal Alanı
Kapukaya/Kapıkaya Kybele Kaya Kutsal Alanı’nın konumu, Bergama’daki Kybele kültü ve alanın önemi için yararlanıldı.
UNESCO Dünya Miras Merkezi / ICOMOS Değerlendirme Raporu – Pergamon and Its Multi-Layered Cultural Landscape
Kapukaya’daki Kybele kutsal alanının Arkaik Dönem’e uzanan geçmişi, Philetairos dönemi kullanımı ve Athena kutsal alanıyla görsel ilişkisi için yararlanıldı.
Bergama Alan Yönetim Planı – Pergamon and Its Multi-Layered Cultural Landscape Site Management Plan
Kybele Kaya Kutsal Alanı’nın Kapıkaya Mahallesi’ndeki konumu, yerel halkla Kybele kültü arasındaki ilişki ve Attalos Hanedanı dönemi bağlamı için yararlanıldı.
Bergama Belediyesi – Selinos ve Antik Çağa Tanıklık Eden Köprüleri
Selinos üzerindeki tarihî Bergama köprülerinin Roma ve Osmanlı dönemleriyle ilişkisi, onarımları ve kullanım sürekliliği için yararlanıldı.
Online Etymology Dictionary – Athena / Athens
Athena adının kökeni, Minos dönemine uzanan izleri ve “pre-Greek” yani Helen öncesi köklerle ilişkisi için yararlanıldı.