Emekli öğretmen, gazeteci, yazar, Rasime – Recai Şeyhoğlu Kütüphaneler Zinciri’nin kurucusu, 2002’den bugüne 67 kütüphane ve 15 aydınlanma evi ile eğitim ve kültür sanata yaptığı destekle örnek bir dava adamı… 30 Nisan 1954’te Eski Borlu’da doğdu. Muğla Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. 2004’te Konak İş Eğitim Merkezi’nden, özel eğitim sınıfı öğretmenliğinden emekli oldu. 1995’te ilk öykü kitabı (Borlu Derebeyinin Ölümü) ardından bugüne öykü, söyleşi, araştırma, gezi notları ve deneme dalında 41 kitabı yayımlanan yazarın değişik dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Son Mühür ve Medya Ayvalık’taki yazılarını sürdürüyor. TYS, TKD ve Karşıyaka Emekli-Sen üyesi. Bu kısa özgeçmişten sonra kitabında ki satırları ile tanımaya devam edelim yazarımızı…

“…Eğitim ve siyasetle ilgili dernek ve sendikalarda, sivil toplum örgütlerinde aldığım görevler ve kütüphanecilik bana çok şeyler öğretti. İnsanları daha iyi tanımış oldum. Yaşadıklarımı, ülkemin dört bir köşesinde yaşayanlar ile Avustralya’dakiler bile bilsin istiyorum. Kendimi anlatırken aslında ülkemi anlatmış olacağım. Çünkü Türkiye bu konuda bir başka ülkeyle kıyaslanamayacak denli zengin. Derdim paylaşmak! Kitabın özeti bu! …”

“…Yazmanın cesaret ve merhamet demek olduğunu biliyorum. Başkalarının acısını herkese duyurma ihtiyacı nedeniyle görev biliyorum yazmayı. İtiraf edeyim, korkmuyor da değilim yazıp çizerken. Konuşuyor ve yazıyor olmaktan ötürü öğretmenlik yıllarımda başıma neler geldiğini anımsadıkça bile korkuya kapıldığım oluyor hâlâ! Korkuyorum ama yazmaktan da kendimi alıkoyamıyorum. Yazmak iliklerime işlemiş olmalı…”

Ve de kısaca özetliyor ülkenin durumunu arka kapakta ki satırlarında…
“Ormanlar yakılıyor, dereler kurutuluyor, toprağını ve doğayı korumak isteyen köylüler karşılarında jandarma şiddetini buluyor. Özcesi vahşilik, çılgınlık, intihar, ahlaksızlık ve talan almış başını gidiyor…

Bütün bunlar olurken; depremden, selden, yangından ve trafik kazalarından kurtulabilen kitleler açlık sınırının altında hayatta kalma savaşı veriyor, gençler yurt dışına kapağı atmanın yollarını arıyor, kredi borçlarını ödeyemeyen esnaf evini, çiftçi traktörünü satıyor, yaşamını kredi kartlarıyla sürdürmeye çalışan milyonlarca insan kartlara takla attırarak inanılmaz bir mucizeye imza atıyor…

Toplumdaki çürüme ve çöküş geri dönülmez bir hâl almışken sorumlular baş sağlığı dilemekten, sabır telkin etmekten ve hayal satmaktan başka bir şey yapmıyor, medya üç maymunu oynayarak iktidara şakşakçılık yapıyor, ülkenin Orta Çağ karanlığına sürüklenmesine payanda oluyor. Aydınlar sessiz, muhalefet partileri basiretsiz, kitleler örgütsüz!

Özcesi ülkece bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete…”
Evet ülkece bir kıyamete doğru gidiyoruz da bu gidişatın hiç mi işaretini almadık yoksa aldık ta alan memnun, satan memnun deyişine uyduk bir kenara mı çekildik? Tuzu kurulara teslim mi olduk? Mücadeleyi sürdüren sen, ben, bizim oğlana ne kadar destek olduk? Bu soruların cevabını alacaksınız kitabın her bir sayfasında ve sorgulayacaksınız dünü ve bugünü…
14 Ağustos 2001 günü akp nin kuruluş toplantısında Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasında ki şu sözlerini de değerlendirin derim bugünlere gelişin işaret fişeği olarak “…Ve bugünden sonra Türk siyasetinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Buna inanın…”
Kitaptan altını çizdiğim satırlardan seçtiklerim…

Saray’ın patronu, 2002 yılında yanlış anımsamıyorsak şöyle demişti:
“Benim vatandaşım çöpten rızık topluyorsa, pazarlardan atık topluyorsa, meydanlar ‘Açız’ diye bağırıyorsa, ev kirasını, elektriğini suyunu ödeyemiyorsa, yüzde 25’i açlık sınırının, yüzde 50’si yoksulluk sınırının altındaysa ülkeyi bu hâle mevcut hükümet getirmiştir.’’ AKP, 24 yıldır iktidarda.

Aklıma yine Goebbels geliyor. Ne diyordu usta (!):

“Halk büyük yalanlara küçük yalanlardan daha çok inanır.”

“Herhangi bir konuda hatalı olduğunuzu asla kabul etmeyeceksiniz.”

“Suçu hiçbir zaman kabul etmeyecek ve üstlenmeyecek-siniz.”

“Yalanlarınızdan asla geri adım atmayacak, onları sürekli tekrar edeceksiniz.”

“Kendinizi hiçbir zaman savunma durumuna düşürmeyeceksiniz.”

“Hep saldıracak, hep amansızca hücum edecek, karşı tarafı savunmada bırakacaksınız.”

“Sizin asıl hedefiniz okumamış kitlelerdir.”

“Cahil insanlar büyük yalanlara daha kolay inanır.”
‘‘…Ülkemizde Demirel ile sağa eklemlenen, Özal ile kurumlara kadro yapılan, Çiller ile iktidara ortak edilen tarikat ve cemaatler en sonunda RTE ile tam iktidar oldular,’’ sözünü kim söylediyse yanılmış değil…”

“…Tarikatlar ve cemaatler, Haçlıların Anadolu’da kurdukları ileri karakollardır…’’
“…Bir mahkûm, hapishane kütüphanesine ödünç kitap almaya gider. Kütüphaneci şöyle der: Sorduğunuz kitap elimizde yok ama yazarı var…’’
“…Edward Said’in şu sözleri var o kitapta: “Çıkarlara, kurumlara, devletlere, partilere hizmet etmeyeceksin. Entelektüelin tanımı budur. Hakikat duygundan, sağduyundan, basiretinden vazgeçmeyeceksin ve her zaman doğruyu söyleyeceksin. Zaman zaman değil… Bazen değil… Çoğu zaman da değil… Her zaman, her zaman! …’’
“…Neden biz böyleyiz, neden böyle olduk diye soranlar için çok-ça bilinen atasözleri ve dillerden düşmeyen şu sözleri aktarmakta yarar var.
Kol kırılır yen içinde kalır / Söz gümüş ise sükût altındır / Komşuda pişer bize de düşer / Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez / Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar / Bana dokunmayan yılan bin yaşasın / Üzümünü ye bağını sorma / Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı de /Bal tutan parmağını yalar. / Devletin malı deniz, yemeyen domuz. / Yemeyenin malını yerler. / At binenin kılıç kuşananın…”
“…Uyarıcı tabelalar işe yarıyor mu bilmem ama yararı olur düşüncesiyle bence her bakanlığın kapısına, Diyanet’in girişine, Saray’ın alnı çatına Özdemir Asaf’ın şu sözü asılmalı:
“İnsan olmak kuruş ile değil, duruş ile ölçülür.”
Çünkü kuruş ile duruş hep karıştırılıyor bizim ülkede.
Bu kitabı okumanın yanında arşivinizde bulunsun ki dünden bugüne yaşadıklarımızın bir dokümanı olsun kitaplığımızda ders almak adına…

Çürüme ve Çöküşün Anatomisi/Recai Şeyhoğlu/Favori Yayınları 2026/