26.11.2021, 12:14

Hoşgörünün Barışla Buluşması!...

Hoşgörünün Barışla Buluşması; Karşındakinin Tahammül Ve Konuşması Özgürlüğünden Geçer!

Yönetimleri ve sınıfları kuran, sürdüren insandır. Çelişki ve olanaklardan yararlanılarak yürütülen bu erk, istenirse, vazgeçişlere başladığı yerden eşitlik, barış ve temsilde adaleti sağlayabilir. Sisteme ne ad verilirse verilsin, bunu yapacak insan: vazgeçişi, elbette ayrıklığın talebinden, mülkiyet hırsından, ahlâk dışı taleplerden ve hep bencillik duygusundan vazgeçiş olacak. Başkasının emeğinden çalma sadece artıdeğer yoluyla değil, çalışmaktan kaçıp işi başkasına yüklemek emek-zaman hırsızlığıyla da yapılabilmektedir. Sovyet kolhozlarında işten kaçan, iş makinelerini hor kullanan ve üretilenden çalan sınıf ahlaksızları yaşanan sıkıntılardandı. Cinsiyet üzerinden heveslerini, gücünü kullanarak bireyin ümitlerini çalan düş hırsızları, ahlak hırsızları insanın başa çıkması gereken temel sorundur.

İnsanlığın sosyalleşip birlikte yaşama sürecinin ilkel dönemden çağdaş günümüze kadar sonlandıramadığı: cinsel rezaletler, hırsızlık ve cinayet.

Peki kaybettiğimiz: vicdan, ahlak ve dayanışma ruhu. Sürdürdüklerimize bir bakın bir de elimizle bir kenara ittiklerimize.

FRIEDRICH A. VON HAYEK “Demokrasi kavramı yüksek bir değer ve aynı zamanda bir zenginliktir. Demokrasi, zorbalık ve zulüm karşısında belli bir koruma sağlamaz, sadece bir ümit verir. Bununla birlikte demokrasi çoğunluğun sesidir ve çok önemli bir değerdir” demektedir.

İşte bu yüzden hoşgörünün barışla buluşması için karşındakine tahammül etmek ve onun kadar senin de konuşma özgürlüğüne sahip olmaktan geçer. Kurban etme anlayışından uzaklaşarak, insanı insan olarak huzura kavuşturursak doğanın ve tüm canlıların yaşama hakkını oluşturmuş oluruz. Kâr hırsı, ego ve saldırganlık birey mutluluğu ki oda krizleri beraberinde taşıyor, sonunda toplumsal huzursuzluk, çatışma yaratıyor.

Yöneticiler, ülkede uyguladıkları sistemi vatandaşına iyi anlatamazsa, kabullendiremezse başka arayışların öne çıktığı görülüyor. İyi düşünmek kadar iyi anlatıp uygulamakta önemlidir. Bulgaristan’dan ülkemize göç süreci sonrası geçen 10 yıl sonrasında göç edenlerle yaptığım görüşmede. “Bulgaristan’da herkesin işi okulu planlıydı. Devlet ne okuyacağımıza karar verir nerede çalışacağımızı belirlerdi. Bu bizde ki yetenek kadar ülke ihtiyacıyla da doğru orantılıydı. Yani biz hep işçi kalıyorduk yada çiftçi. Kaçtık Türkiye’ye geldik. Yıllar sonra gördük ki çocuklarımız iş bulmada sorun yaşıyor, istediğimiz alanda da okuyamıyoruz. Bulgaristan’da yanlış eylemişiz. Hiç olmazsa garanti işimiz aşımız vardı” diyorlardı. Son yirmi yılda gördük ki o ülke halkıda elinin tersiyle itip, paracıkların peşine kolay yol sandığı kulvarda koşmak derdine düştü. O kadar kopuş oldu ki sistem alt üst oldu o ülkede: düşmanlarına özendiler.

Geçen yazımda: Vedat Türkali’den alıntı yapmış ve “Bunun vazgeçilmez koşulu, emekçi yığınların, tam bir sınıfsal özgürlük ortamına, tüm sorunların korkusuz, baskısız düşünülüp konuşulduğu, tartışıldığı bir gerçek demokratik topluma kavuşturulmalarıdır. Toplumun yazgısına egemen Parti’nin, .. ilkelere oturtulmuş bu tam özgür davranış biçimini önce kendi içinde yaşama geçirmesi gerekir; demokratik santralimden beklenen budur” dediği kısımla başlatmıştım.

Özgür insanın demokrasiyi oluşturduğu gerçeğiyle yola çıkarsak: içinde yaşadığımız her tarafından kıstırılmış ve sarsılmış Cumhuriyet döneminin ilk günlerinden bugünlerine dek özgür ve korkusuz konuşabilme emekçi sınıflara ve/ veya onu savunan partilere ne zaman düşmüş? TİP ile bir nebze temsil edildiğine inanıldığı süreçte bile ne sınıf adına konuşabilen milletvekilleri belki korkusuzdu ancak özgürleşememişken emekçi sınıfı korkuyu aşabilir miydi? Üretici köylülerin başımızın tacıdır, efendimizdir diye cesaretlendirildiği ilk süreçte, feodal ağaların onları aciz ve hor kılınır sağlamaları, düşüncelerini ifade edip, cesurca örgütlenemedikleri, iktidara egemen olmalarının yolu kesilerek, hep yönetilene şükretmeleri sağlanmamış mıydı? Köylülükten şehir emekçiliğine devrilen sınıf hangi örgütsüz güçle özgür ve korkusuz olabilirdi ki.

Günümüzde de kendi gelecekleri savunan demokrat güçlere, doğanın ve emeğin dostlarına yeraltı zenginliklerimize sahip çıkıp uluslararası sermayeye peşkeş çekilmesini önlemek isterken, işsiz bırakılmış emekçi kesimin ekmek parası kazanma yeri olmuş bu maden yeri işçileri, içinde bulundukları konum gereği bu çabaları kendi işlerine karşı bir yürütülen bir engel, düşmanlık gibi görmektedir.

İşte tam bu süreç parti, sendika ve tabii köy enstitüleri gibi temel eğitim arenaları oluşturmak, kapatanlara inat, kaçınılmaz oluyordu. Tıkanan iktidarların uluslararası sermayeye bağlı güçlerinin yarattığı sahte demokrasi sahnesinde karşılıklı muhabbet etme, karşındakini anlama ve zıtta olsa düşüncelerine tahammül etme yolu hiç açık tutulmadı.

12 Eylül darbeci zihniyetinin silahlı güç olmasına karşın darbe icazetini dış güçlerden almak zorunda oluşu, kendi seslerinde, dillerinde ve eylemlerinde özgür ve cesur olamadıklarını işaretliyordu.

Aslında korkusuzluk önemli bir dönüştürme gücü olurken bizim için sadece maceranın gözü kapalı cesareti, sonunun planlanmadan yarının nereye taşınacağı tespit edilmeden yürütülen, çoğunlukla da negatif sonuçlar doğuran süreç olmuştur. Nasıl unuturuz? Bu ülkede beyaz terörün kontur-gerilla ile egemen kılındığı eksende gençleri kanlı ortamda macera duygularına sevk edip okulları, mahalleleri ve sokakları terör içine çeken en keskin ve saldırgan (Örneğin MLSPB örgütünün liderlerinden Şemsi Özkan’ın polis olduğu, daha sonra anti-komünist dernek başkanlığını yürüttüğünü) ortamda düşünme ve ifade edebilme ortamının yok edildiğini, yaşamın ancak savunma hatları kurarak sürdürülebilindiğini.

Peki neden? Çünkü terör ortamını sağlarsan, tahammülsüzlük ortamında kimse gerçek düşüncesini söyleme cesaretini bulamaz, kendine ait örgütlülüğü sağlayamaz, var olana katılamaz. Onun için demokrasi lazım. Ama içinde cezbedici tuzakların olduğunu unutmadan. Emekçi sınıfını kadın erkek diye bölen, ırka, renge, inanca  ve dile göre bölen tuzakların kurulduğu gerçeği hep göz önünde bulundurulmalıdır. Evet dünyayı kâr güdüsü içinde güç kullanarak egemen olan sermaye, sadece kendi parasal gücünü artırırken, durmaksızın artırmak isterken diğer tüm güçleri ezmek, yok etmek, iki yüzlülüğünün seyri içinde işbirlikçilerle el ele uyguladığını unutmadan.

Demokrasi neyi sağlar: Dogmatik bir demokrasi anlayışı değil tartışmalar sonucunda insan onurunu koruyan ve kollayan bir gerçek demokrasiden yola çıkarsak: Özgür ifade etme olanağını, doğruyu ortak payda da karşılıklı müzakere sonucunda elde etmeyi. Ve tespiti yapılan doğruyu kurallar içinde bir düzenle yaşamımıza egemen kılmayı. Yöneticinin de bu düzeni yönetilenlerin çıkarını öncelikle gözeterek yönetmesini sağlamaktan geçer. Bir pandemi sürecini yaşıyoruz. Aşı için uğraş veren sonuçta aşı üreten doktorlarımız, sadece kendileri için mi çaba gösterdiler? Hayır. Sonucunda para ve itibar elde ettiler ancak toplumsal ihtiyaç olan insanlığa faydalı bir şey üretmeyi hedefleyip, üreterek elde ettiler. Yaygın söylemdir: Çoban koyunlarla inekleri otlatırken onların çıkarını düşündüğünden değil onların sahibinin çıkarını korumak bundan da kendine yaşayabileceği kazancı sağlamak için çobanlık yapar. Ama bu o hayvanların çıkarına olmadığı anlamına gelmez. Çünkü koyunlarla ineklerin yaşayıp çoğalması için beslenmesi lazım. Ancak sürünün sahibi onlardan kazanç sağlarken aynı zamanda onların beslenme alanlarını yok ederse (Betonlaştırırsa her yeri), çoğalmalarına, beslenmelerine set vurması yeni ve daha çok kâr kazanma yolunu açmasındandır. İşte tüm dünya yöneticilerinin salt kendi çıkarları için değil insanlığın, tüm canlıların ve doğanın, sadece içinde bulunduğumuz gezegenin değil galaksiyi de kapsayan herkesin yararını gözeterek yönetmekle sorumlu oldukları, düşünce ve yönetimleri beğenilmediğinde ise şiddet uygulayarak zorla benimsetmelerinin mümkün olamayacağı, zorla yönetmeleri demokrasiyi ortadan kaldıracağından yöneticinin yöneticilik vasfını kaybettiği, yeni yöneticilere bırakması zorunlu olmasını sağlayan, bunu unutan olursa, demokrasiyi hayata geçirecek bir halk yığını olduğunu hatırlatan ve uygulanmasını sağlayan anlayıştır.

Ülkenin ve dünyanın kadim canlılarının çıkarı gözetilmesi demek, toprağın, suyun ve havanın da haklarının gözetilmesidir. Faşizm ve diktatörlüklerde, saltanatlarda ve global sermaye işbirlikçiliğinden geçmeyen anlayıştır. Azların veya gücü alınmışların katledilmesini öngören değil, savaştan medet uman değil, katılınılabilen ve katabilen, karşısındakini yok saymadan dikkate alabilen yönetimliliktir. Burada iş benzeştirmekten vazgeçmek, oluşturduğun kalıplarını sıkıca örüp, karşıtını düşman gören anlayıştan uzak kalmak, terk etmek demektir. Geçen günlerde Bülent Arınç’ın CHP’nin Kılıçdaroğlu ile eski kalıplaşmış düşüncelerden uzaklaştıkça oyu yükselişe geçti deyişi burada daha iyi anlaşılıyor.

Peki demokrasiyi ne sağlar? Önce adalet sonra bilinç. Daha sonra örgütlülük ve dürüst insan sağlar. Utanca düşmeden, vicdanıyla hareket eden, algılayan ve kendisiyle birlikte evrenin mutluluğunu birleştirebilen insan kâmil, dürüst insan, eylemliliği ile yaratacağı yönetim elbette demokrasi olacaktır. Erdemli insanlar kulaklarını seslere açtığı gibi kalplerini sevgiye açık tutarlar. Tabi iktidar bunlarla yönetilmez çıkarlar çatışması, faydacılık üzerinden yürür diye düşünüldüğünde, erdem yine önemini yitirmeyen eylem değeridir.

Ayrıca toplumun değil de politikacının gücü üzerinden siyasal belirleyicilik yapıldığında, o toplumu oluşturan bireylere, politikacının çok işlevli uzmanlarıyla kendi siyasal çıkarları ekseni üzerinden,  doğru şudur diye benimsetilmesine, sahip çıkılmasına bağlı siyaset demokrasi değildir. Politikacılardan, uzmanlarca doğa, emek ve insan temelli siyaset değil çıkar temelli siyaset ağır basar. O yüzden toplumsal örgütlülükte kararlar test edileceği kıstas doğaya bugün ve gelecekte ne fayda sağlıyor ne kadar zarar veriyor. İnsanı çocuk, kadın – erkek, hasta ve sağlam vb. her yönünden fayda zararı sonuçlandırarak toplumsal karara dönüştürülmelidir. Örneğin savaş kararı belki savaş tutkunları için çok fayda sağlayıcı görünse bile, doğanın, kadın ve çocukların zarar göreceği bilindiğinden, bilinmesi ve düşünceyle özgürce söylenebilmesi sağlandığında o kadar rahat savaş kararları çıkmaz değil mi? İşgalcilere karşı ülke savunması  toplumca kabulü  en kolay  iştir halbuki!...  

Vedat Türkali’nin yazısında belirttiği gibi: Emperyalist dünya öylesine bunalmış durumda ki, bir buçuk milyarlık bir pazarı ideolojik kaygılarla yitirmek lüksüne katlanamaz bugün. Bu bunalım yarın daha da artacaktır. “Kapitalist, kendisinin asılacağı ipi satan adamdır,” sözü boşuna söylenmemiş! Gönüllü gönülsüz, satmak zorundadır o ipi. Bütün bu olgular, içten içe birikimlerle emekçilerin özgür dünyası için gerçek demokratik sıçramalara doğru giden, uzun aşamalı bir “dünya devrimi” sürecinde yaşadığımızın belirtileri değilse, nedir?

Ülkemizde gerçek demokrasinin işlevleştirildiği günlerin yaklaştığı umuduyla…

Sevgiyle, sağlıcakla kalın…

Yorumlar (0)
12
parçalı az bulutlu
banner17
Günün Karikatürü Tümü
Günün Anketi Tümü
Bergama İl Olmalı mı?
Bergama İl Olmalı mı?
Puan Durumu
Takımlar O P
1.  Galatasaray 20 49
2.  Fenerbahçe 19 43
3.  Trabzonspor 20 42
4.  Göztepe 20 39
5.  Beşiktaş 20 36
6.  Başakşehir FK 20 30
7.  Samsunspor 20 30
8.  Gaziantep FK 20 25
9.  Kocaelispor 19 24
10.  Alanyaspor 20 22
11.  Gençlerbirliği 20 22
12.  Çaykur Rizespor 20 20
13.  Antalyaspor 20 20
14.  Konyaspor 20 19
15.  Eyüpspor 20 18
16.  Kasımpaşa 20 16
17.  Kayserispor 20 15
18.  Fatih Karagümrük 20 9
Takımlar O P
1.  Amed SK 23 46
2.  Erzurumspor FK 23 45
3.  Esenler Erokspor 22 41
4.  Çorum FK 23 41
5.  Bodrum FK 23 39
6.  Pendikspor 23 39
7.  Bandırmaspor 23 36
8.  Boluspor 23 35
9.  Iğdır FK 23 34
10.  Keçiörengücü 23 33
11.  Van Spor FK 23 31
12.  Manisa FK 23 31
13.  İstanbulspor 23 31
14.  Sivasspor 23 30
15.  Ümraniyespor 22 27
16.  Sarıyer 23 27
17.  Serik Belediyespor 23 26
18.  Sakaryaspor 23 23
19.  Hatayspor 23 7
20.  Adana Demirspor 23 2
Takımlar O P
1.  Arsenal 24 53
2.  Manchester City 24 47
3.  Aston Villa 24 46
4.  Manchester United 24 41
5.  Chelsea 24 40
6.  Liverpool 24 39
7.  Brentford 24 36
8.  Fulham 24 34
9.  Everton 24 34
10.  Newcastle United 24 33
11.  Sunderland 23 33
12.  Bournemouth 24 33
13.  Brighton & Hove Albion 24 31
14.  Tottenham 24 29
15.  Crystal Palace 24 29
16.  Leeds United 24 26
17.  Nottingham Forest 24 26
18.  West Ham United 24 20
19.  Burnley 23 15
20.  Wolverhampton 24 8
Takımlar O P
1.  Barcelona 22 55
2.  Real Madrid 22 54
3.  Atletico Madrid 22 45
4.  Villarreal 21 42
5.  Real Betis 22 35
6.  Espanyol 22 34
7.  Celta Vigo 22 33
8.  Real Sociedad 22 28
9.  Osasuna 22 26
10.  Deportivo Alaves 22 25
11.  Athletic Bilbao 22 25
12.  Girona 22 25
13.  Elche 22 24
14.  Sevilla 21 24
15.  Valencia 22 23
16.  Getafe 22 23
17.  Rayo Vallecano 22 22
18.  Mallorca 21 21
19.  Levante 21 18
20.  Real Oviedo 22 16

Gelişmelerden Haberdar Olun

@