22.03.2022, 12:01

Bergama Müzesi'nde 15 Özel Eser ve Hikâyeleri

Yıllarca severek yaşadığım bu kentin arkeoloji müzesini bugün bile her gezdiğimde müthiş heyecan duyarım. Nedenini kendime hep sormuşumdur. Neden acaba diye? Bu soruya 3 aşamada cevap buluyorum.

Birincisi, turizme olan sevda ateşimin hiç sönmedi. Ve İddia ederim ki, aradan yıllar geçse de aynı heyecanım hiç sönmeyecek.

İkincisi, müzemizin içerisinde görülmeye değer her döneme ait çok sayıda nadide eserler bulunmaktadır.

Üçüncü olarak da Müzemiz kurulurken, Vali Kazım Dirik Paşanın ve Osman Bayatlı’nın çalışma ve başarma azimleri beni çok etkilemiştir. Bundan dolayı bu yazımı, Cumhuriyet sevdalısı bu iki kıymetli insana ithaf ediyorum. Tanrım rahmetini onlardan esirgemesin. Gelin bu iki insanın yaşam ve çalışma aşkına kısaca değinelim.

AYRANCI PAŞA VE BAYATLI

Vali Kazım Dirik Cumhuriyet döneminin ilk İzmir Valisidir. O bitmez, tükenmez enerjisiyle İzmir'in her tarafına elini değdirmiş bir Paşa valimizdir. Nerelere ne yaptırmamış ki? Yüzlerce köy ve kent okulu, yol boyu çeşmeler, şehirlerarası yollar. Ve bunların hepsini çalıştığı 9 yıl gibi kısa dönemde gerçekleştirmiş. Kendisi halkla o kadar iç içedir ki, köy ziyaretlerinde halk onun etrafını sarar, arzularını, isteklerini rahatça söyleyebilmektedir. Bundan dolayı ne yaptıysa onlarla birlikte başarmıştır. Vatandaşıyla sohbet anlarında çay, kahve yerine onlarla birlikte hep ayran içen paşamızın adı Ayrancı Paşa olarak anılmasını sağlamıştır.

Hele Bergama'ya yaptıkları anlatmakla bitmez. Bergama Kozak - Ayvalık, Altınova yolu, Bergama - Dikili, Soma yollarının yapımı onun zamanına rastlar. Yıllar önce Kozak yaylasına gitmek için onun yaptırdığı yolla ulaşılıyordu. Bu yolu yaptırırken bir de çok hoş mimariye sahip Çeşme yaptırmış. 40 yıl öncesinde ben de o yöne yaptığım yolculukta, dolmuşlar bu çeşme yanında mola verir, yolcular bir hava alır, sonra da yola devam ederlerdi. O an pek çok kişi bu çeşme önünde ayaküstü sohbete koyulurlardı. Yeni Kozak yolu yapılınca bu çeşme yerinden sökülüp bugünkü Bergama Askeri Garnizonuna koruma amaçlı olarak tekrar inşa edilmiş.

Keşke yeni yolun bir kenarına tekrar taşıyabilsek, ya da replikasını kondursak.

Peki, konumuz olan bu Bergama Müzesi inşası ise daha da ilginç ve anlatılmaya değer. Buyrun müze hikâyemiz aşağıda;

1892 Kırkağaç doğumlu, Bergamalı Harputlu ailesinin damadı olan Osman Bayatlı, 1923 itibariyle Bergama'da öğretmenlik yapmaktadır. Bir yandan da antik dünyayla ilgilenmekte ve Alman kazı heyetiyle sıkı bir dostluk içindedir. Onlarla sohbet etmek ve onları ağırlamaktan mutluluk duymaktadır. Dikili’de ikamet eden torunu Payende Hanım, “bizim evimizde Türk Alman kazı heyeti hiç eksik olmazdı. Onları evde ağırlamak, dedemin çok hoşuna giderdi” diyor. Bir gün Çeşme’ye tayini çıkınca, arkeoloji sevdası ağır bastığı için hiç düşünmeden öğretmenlikten ayrılıyor ve Bergama'da kalmaya karar veriyor. Önceleri müze görevlisi olarak hizmet vermeye başlıyor ve müze kurulduktan sonra da ilk müdürü oluyor.

Cumhuriyet dönemi 1927 yılı itibariyle kazılar tekrar devam eder. Sonuçta çok miktarda eserler ortaya çıkar. Öyle ki, kazı evi ve halk evinde saklama yeri kalmaz. O güne kadar, Alman kazı heyetinden iki profesörün hazırladığı müze planı vardır. Fizibilite çalışmalarını ise Necmettin Emre ortaya koymuştur. Bina yapımı için 14 bin lira gereklidir. Belediye bir arsa vermiş hafriyat çalışmaları yapılmış, kazıklar çakılmış ama ortada hareket yoktur.

Bir gün Paşa, Bergama’ya tekrar gelir. Önce hafriyat alanı gezilir. Sonra da kazılarda ortaya çıkan depodaki eserler görülür. Aralarında şöyle bir konuşma geçer.

– Generalim, bu güzel eserler burada mı kalacak, Bergama'nın müzesi olmayacak mı?

– Haklısın Sayın Bayatlı, hemen işe başlayalım yarın size 200 lira yolluyorum.

– Paşam, İki yüz lira az değil mi? Paşa gülerek, “parayla herkes iş yapar, sen bu parayla başla, gerisi gelir” der.

Gerçekten de müze, 3 yıl içinde tam 15 bin liraya yapılır. Ve bu iki kültür insanının çabalarının sonucu, Bergama, 1934 yılında büyük bir bahçe içinde güzel bir arkeoloji müzesi kazanır. Ve 87 yıldır bize sonradan eklenen yanındaki etnografya kısmıyla birlikte hizmet vermektedir.

Dile kolay tam 87 yıl. Şimdi ben bu iki gönül insanını takdir etmeyeyim de ne yapayım.

Müze arkeoloji bölümünde 19 bin'e yakın esere ve sikkelere sahiptir. Bu kadar eseri bir çırpıda yazıya dökmek imkânsız olduğu için sizler için 15 özel eseri seçtim.

Bu anlatımda, eserlerin devirlerine göre değil sergilendikleri sıralara göre anlatacağım.

DEMETER

Merdivenlerden çıkıp ana binaya girişten sola dönünce duvarda Demeter kabartması bulunmaktadır. Akropolde Demeter kutsal alanında bulunmuştur. Sanki bir lahitin ön yüzü gibi görülüyorsa da aslında onunla korkuluk duvarı kaplanmıştır. Mermer kabartmanın ortasında, Bereket Tanrıçası Demeter, elinde Phiale adı verilen bir kabı tutmaktadır. Sağ tarafında, üzerinde kutsal ateşin yandığı altar bulunuyor. Sol tarafında ise kendisi için kurban edilecek bir boğa yer almaktadır.

YILANLI SÜTUN

Üzüntüyle yanından geçtiğim Zeus Sunağı maketinin hemen yanı başında, Asklepeion’da bulunan bir yılanlı sütun yer almaktadır. Bu sütunun üzerinde bir tas ve iki yılan figürü görünür. Var olan ilginç hikâyesini sizlerle paylaşayım.

Asklepeion, antik dünyada sağlık merkezinin adıdır. Asklepios ise Apollon'un oğlu olup sağlık tanrısıdır. Dünyada antik dönemden kalan 3 Asklepeion bulunmaktadır.

Birincisi Epidauros’ta, ikincisi bizlerin İstanköy dediği Kos Adası'nda, üçüncüsü de bizim kentimiz Bergama’da. Buradaki sağlık merkezi MS 2. yüzyılda Dr.Galenos'la birlikte en parlak devrini yaşamıştır. Dr. Galen'in Asklepeion’a kabul ettiği her hastanın, iyi olacağına inanılırdı. Hatta Asklepeion giriş kapısına, "Tanrının emriyle buraya ölüm giremez” diye yazılmış.

Bir gün bir hasta gelir ve Dr. Galen onu muayene eder ve durum olumsuzdur. Hastaya der ki seni hastaneye kabul edemem, çünkü senin hastalığın ümitsiz bir vaka. Bu olumsuz cevabı duyan hasta, üzüntülü bir şekilde evine dönerken yolda bir tasın içine zehrini akıtan iki yılan görür. Hasta adam, madem ki ben bir kaç gün sonra öleceğim, şimdi şu yılan zehrini içeyim ve çabucak da öleyim bari der. Dediğini de yapar, zehirli sütü bir dikişte içer ve evine dönüp, ölümünü beklemeye koyulur. O da ne? Bir kaç gün geçmesine rağmen adam, öleceğine aksine canlanır. Durum hemen ünlü doktor Galen’e anlatılır. O da uzun araştırmalarının ardında bir sonuca varır. Zehir’in zehire karşı etkisini tespit eder. Ve hastalarına bu yöntemi kullanır. Çağımızda Penisilinin keşfi bu hikâyeye bağlanıyor. İşte bu hikayeden yola çıkarak tıbbın sembolü de yılan olur. Ve de bu sütun, Asklepeion’da kutlama alanının ortasına dikilir. Bugün Asklepion ziyaretinde gördüğünüz Yılanlı sütun, O orijinalın replikasıdır. Kazılarda ele geçen orijinal Yılanlı Sütun müzemizi süslemektedir.

ZEUS SUNAĞI’NDAN KALAN TEK PARÇA; "AT HEYKELİ"

Bana göre Zeus sunağından kalan tek parça. Yani Zeus sunağının en ufak parçasına kadar her şeyi 140 yıl önce götürenler bu heykeli nasıl olduysa burada unutmuşlar, inanılacak gibi değil, hayret doğrusu!

Bildiğiniz gibi Zeus sunağı Almanlar tarafından bilerek, isteyerek, sistematik bir şekilde yurt dışına götürülmüştür. İşte o sunağın resimlerinin ön kısmına baktığınızda iki tane at figürü görürsünüz. Attaliden hanedanın her döneminde at besiciliği Bergama da çok revaçtaymış. Ordular cins atlarını Bergama’dan temin ederlermiş. Olimpiyatlarda yapılan arabalı, arabasız yarışlardaki başarılar, Bergama atlarının ününe ün katmış.

Şair Arceslas, Bergama atları için yazdığı destanda şöyle bahsediyor: “Bergama yalnız silahlarıyla değil, atları ile de mağrurdur. Ve Bergama gelecekte daha büyük şan ve şereflere nail olmaya layıktır.” Bundan dolayı mimarlar, sunağı inşa ederken yapının ön tarafını iki at heykeli ile süslemişler. İşte o atlardan biri parçalanmış olarak kazılar sonucu bulunmuş, restorasyondan sonra müzemizde sergilenmektedir. Sunak’tan yadigâr, bu nadide eseri çok önemsiyorum.

DÜNYADAKİ EN GÜZEL GÜLEN ÇOCUK BAŞI

Müzenin ikinci bölümünün orta camekânında gülen çocuk Eros bulunmaktadır. Benim en favori eserimdir. İşlenilen mermer rengi itibariyle de çok özel. Heykeltıraş o kadar özenli bir işçilik sunmuş ki, yüzdeki o gülüş, tebessüm, yanaklardaki aydınlık, saçlardaki o tarama müthiş. Size bir öneride bulunacağım. Müze ziyaretinizde bu Eroslu camekânın önüne geldiğinizde, Eros başının önünde sağ dizinizi yere koyun ve başınızı aşağı eğip gülen çocuğun dudaklarının arasına bakın... Dudakların arasındaki dişlerini görünce bu eseri ortaya koyan sanatçıyı alnından öpmek istiyorsunuz. Yani, sanatçı dudakların altına iki ön dişini de koymayı unutmamış. Buna şapka çıkarılır derim.

Şimdiye kadar pek çok müzede Eros başı gördüm ama bunun kadar güzelini hiç bir yerde görmedim. Kuvvetlice bir iddiada bulunmak istiyorum. En iyi Eros Başı, Bergama’daki sanatçılarca üretilmiştir. NOKTA.

Roma dönemine ait bu 22 santim büyüklüğündeki bu güzel eser Asklepeion’da bulunmuş ve müzemizde yerini almıştır.

ADAK LEVHASI

Aynı camekânın hemen sağında bronz parmak, kol, el, ayak figürleri ve adak levhaları yer almaktadır. Bu adak levhanın bronzdan oluşmakta ve üzerinde altın bir kulak figürü vardır.

Hemen alt tarafında kim tarafından sunulduğu yazmaktadır. "Phebia Sekounda kurtarıcı Asklepios’a adadı.”

Bu bize gösteriyor ki sağlığına tekrardan kavuşan hastalar doktorlara ve sağlık tanrısına böyle hediyeler sunuyorlarmış. Asklepeion'da her türlü hasta, ilaç - çamur banyo ve psikiyatri tedavisiyle iyi edildiği bilinmektedir. Bu yüzden sağlık merkezi, termal sularıyla zengin olan bugünkü bölgeye kurulmuştur. Diyeceksiniz ki biz Asklepeion’a gittik, bir çeşmeden gayri hiç su göremedik, ne oldu o sulara? Ne yazık ki çeşitli zamanlarda meydana gelen depremler, su kaynakların kurumasına sebep olmuştur.

Bergama’nın en ünlü doktoru Galenos MS 123'te Bergama'da doğmuş, 202'de Roma'da ölmüştür. Bulduğu, ilaç ve ilginç tedavi yöntemleriyle devrin en ünlü doktoru olan Galen'in ilaç tedavisi yanında psikoterapi yöntemiyle de hastalarını iyileştirdiği bilinmektedir. Davet üzerine Doktor Galen, uzun zaman Roma saray doktorluğu görevini de üstlenmiştir.

KOUROS

Müzemizde hiç dikkat çekmeyen oysaki müzenin en eski heykellerinden biri olan “Kouros"u sizler için seçtim. Çandarlı/Pitane nekropolünde bulunmuş ve MÖ 6. yüzyıl Arkaik Döneme aittir. Kireç taşından yontulmuş, stabil vaziyette duran, yüz hatları belirgin olmayan, üzerinde deriden bir şal bulunan bu heykel, devrin ünlü bir atletine ait olduğu söyleniyor. 1,62 m. yüksekliğinde 50 cm genişlikteki bu orantısız heykeli seçip size sunmamın sebebi ise, ilerde yazacağım bir araştırmamın mihenk ve sıçrama taşı olacağındandır. Konumuz "Heykelcilikte Bergama Ekolü" olacaktır.

NYMPHE/SU PERİSİ

Bu heykel şimdilerde yitik bir kent/sağlık merkezi olarak Yortanlı baraj suyu altında kalan Allianoi'da bulunmuştur. 12 yıl süren kazılarda bu yörede 400'den fazla eser bulunmuştur. Yıllarca Paşa ılıcası olarak adlanan ve kullanılan bu termal hamamda bir niş içinde bu su perisi heykeli ortaya çıkarılmış.

Heykeli bulma sevincini yaşayan kazı heyetine 2010 yılında “tamam yeteri kadar kazı yaptınız burayı terk edin, biz buraya baraj yapacağız” denmiştir. Ne kadar acı bir durum, üzülmemek elde değil...

1,60 metre yüksekliğinde mermerden yapılmış olan su perisi heykeli elinde tuttuğu istiridye kabuğu ise su küveti olarak kullanılmış. Müzenin en son bulunan nadide bir heykelidir.

ZEUS BAŞI

Asklepion kutsal alanında bulunan mermer Zeus başı MÖ 2. yüzyıl Helenistik Döneme ait, 48,5 cm yüksekliğindedir. Zeus, mitolojiye göre tanrıların tanrısıdır. Hadrianus heykelinin bulunduğu salonun yan duva - rında asılıdır.

Sanatçı, bu eserini tam bir Bergama Barock ekolü tarzında yaratmıştır. Gözler iri ve yukarı bakıyor, darmadağınık saçlar, sakallar, yarım açık ağız, tam bir Bergama ekol ürünüdür.

Burada bir not düşmek istiyorum. Bu eseri vahşi adam veya Marsyas başı diye de adlandıranlar var. Benim iddiam ise bir Khiron başı olabilir...

DİODOROS PASPAROS

Müzemizi gezenler için normal bir büst gibi gelebilir; ancak Pasparos’un kentin tarihine imza atmış bir geçmişi var. MÖ 133 itibariyle Attolos 3'ün ölümüyle Bergama Roma imparatorluğu hâkimiyetine girmiştir. Roma ile MÖ 60'lara kadar iyi ilişkiler sürdüyse de bu tarihten itibaren sıkıntılar başlamış. Vergiler artmış, baskılar ve mutsuzluk ön plana çıkmış. Bergamalılar makas değiştirmek istemektedirler.

Mithridates, Anadolu’da isyan bayrağını çekmiş, hatta Romalıları bir kaç yerde yenmiş ve güçlenmiştir. Bergamalılar fırsat bu fırsat deyip Mithridates yanında yer alırlar; ancak Roma tekrar toparlanıp Mithridates’i tepeleyince, Bergama yanlış ata oynamanın cezası olarak Roma tarafından konan daha ağır vergileri ödemeye mahkûm edilmiş. İşte Roma ile Bergama'nın arasındaki bu problemi, Bergama’nın has evladı Diodoros Pasparos devreye girip çözmüştür. Bu çözüm sonucu Bergama, ağır vergilerden ve harçlardan muaf tutularak rahat nefes almıştır. Bergamalılarda onu unutmayarak Akropol orta şehirde, adına kült merkezi inşa etmişlerdir.

Ayrıca o her zaman Bergamalının yanında olmuş, varını yoğunu Bergama için harcamaktan hiç çekinmemiştir. Gymnasiumun yenilenmesini, eksedranın yapımını cebinden harcayarak gerçekleştirmiştir. Askerlerin yağlanmasında kullanılan yağ ihtiyacını her zaman o gidermiştir. Gerçek Gymnasıumarkhostur ve hayırseverdir.

NİKE HEYKELİ

Müzede zafer tanrıçası Nike heykeli, iki tane bulunmaktadır. Birincisi Helenistik dönem den ikincisi de Roma dönemindendir. Sizin için seçtiğim Nike heykeli roma döneminden olan. Asklepeion’da Asklepios Kutsal alanı akroter denilen köşe kısmında kullanılmış ve kazılarda orada bulunmuştur. Bu heykel mermerden 1,19 metre yüksekliğinde Roma Dönemi 2. yüzyıla ait bir değerli eserdir. Her dönem Nike heykelleri, rölyefleri, hep kanatlı sunulmuştur. Bu heykel de kanatlı yapılmış, sanki gökyüzünden yeryüzüne uçarak iniyormuş gibi tasvir edilmiştir. Aslında o mitolojide Okeanos’un kızı, Athena’nın yakın arkadaşı ve kanatlı hızlı uçan bir kız olarak sunulur. Salonun köşesinde yukarıda bir kaideye konmuştur.

HADRİANUS HEYKELİ

Roma İmparatorluğu'nun beş iyi imparatorundan ve en güçlülerinden biridir. Heykeli 2,26 metre yüksekliğinde olup normal insan boyutlarından oldukça iridir. Sanatçı, onun kudretini tasvir etmek için heybetli olarak işlemiştir. Romalılar zamanında hamamlar, tanrılaş tırılmış imparator heykelleriyle de süslenmiştir; Bergama da ise onun heykeli Asklepeion kütüphanesinde yer almış ve orada bulunmuştur.

İmparatorun çıplak tasvir edilmiş olması onun tanrılaştırıldığının bir ifadesi olarak düşünülüyor. Müzenin en büyük heykelidir diyebilirim.

117-138 yıllarında hükümdar olan Hadrianus zamanında Bergama ikinci parlak devrini yaşamıştır. Hatta Anadolu’daki her antik kentinde kendisi adına yapılmış veya yaptırılmış pek çok eser bulunmaktadır.

Bergama Akropolünde ise ondan önceki imparator Trayanus için yapılan tapınak, onun ölümüyle yarım kalınca Hadrianus’un katkılarıyla tamamlanmıştır.

Bu cömertliği karşılığında Bergamalılar tapınak eksedrasına Hadrianus’un heykelini dikmişlerdir. Replikası, tapınak yanında orijinali ise müze orta avlusunda yer almaktadır.

KADERSİZ KIZ MEDUSA

İmparator Hadrianus heykelinin önündeki zemini bir renkli mozaik süslemektedir. Merkezinde Medusa'nın başı yer almakta ve saçları yılanlarla çevrilmiş haldedir.

Hikâyesi mi? Gelin size birçok mitolojik versiyonundan birini anlatayım. Medusa, Gorgon ailesinin üç güzel kızından biridir. Ailenin ilk iki kızı ölümsüz ama Medusa ölümlüdür.

Dünyada zeka tanrıçası Athena’yı sevmekte ve onun tapınağında bakire olarak hizmet etmeye kendini adamıştır. Güzelliği dillere destan olan Medusa, gelen her evlenme teklifini hiç düşünmeden geri çevirmektedir. Bakire yaşayıp tapınakta hizmet etmeyi arzulamaktadır.

Bir gün denizlerin tanrısı Poseidon, onu Athena tapınağında görünce aşık olur. Hatta bir ara ileri derecede kızcağızı sıkıştırır. Bu olay Athena tarafından duyulur, "Sen benim tapınağımda nasıl böyle işler yaparsın” diye çıkışır. Kimse bir daha ona ilgi duymasın diye, önce bu güzel kızın saçlarını yılana çevirir. Sonra onu ölümle cezalandırma kararı alır. Bu görevi de Perseus'a verir. Ona bir de çelik kalkan hediye eder. Çünkü Medusa'nın o kadar güzel gözleri var ki kendisine bakanı ya aşık ediyor ya da yakıp mahvediyor. Kalkan, güneş ışığını geri yansıtarak Perseus'un görünmesini engelleyecektir.

Planlandığı gibi, Perseus, kalkanını ayna gibi kullanarak, Medusa'nın gözünü karartır ve elindeki orakla Medusa'nın başını kopartır. Onun başını gururla getirip Athena'ya sunar. Heykeltıraşlar, bu hikaye ışığında Athena heykellerini yaparken göğüs kısmına Medusa'nın kesik başını eklemişlerdir. Diyebiliriz ki göğsünde Medusa başı olan heykeller, Athena heykelidir.

Peki, hemen hemen birçok antik kentteki binalar neden Medusa rölyefleriyle süslenmiştir. Yapıtlarına kimsenin kem gözleriyle bakılmasını önlemek içindir.

17 metre kare büyüklüğündeki Medusa mozaiği, pek çok yayında Akropol de bulunmuştur deniyor. Bu ifadeye hep kuşkuyla bakmıştım. Çünkü Akropolde bulundu söylemi genel bir ifade. Oysaki Arkeologlar, buldukları eserin kesin tarih, saat ve mekânını notlarına kaydederler. Halktan duyduğum ise bu mozaiğin bir ev inşasında bulunduğu yönün - deydi. Taa ki "Geçmişten günümüze fotoğraflarla Bergama" adlı Facebook sayfasında yayınlanan 14 Ekim 1929 Vatan gazetesi kupürüne kadar. Gazete kupüründe mozaiği, avukat Fehmi Kural'ın ev inşası sırasında bulduğu, müzeye devri konusunda da çok çaba gösterdiği yazmaktaydı. Bu konuya ilgi duyan Bergamalı dostlar, duyduklarını, bildiklerini de bizimle paylaştılar. Bu eserin bulunduğu evin yeri saptandı. Buna göre Medusa mozaiğinin Harputlu mahallesinde bulunduğu kesinleşmiş oldu.

Bu bilgiyi müzeyle paylaştım. Envantere girişin 2006 yılında yapılmış olması ve bilgi eksikliği nedeniyle eser bir temel kazısında bulundu diye yazılıp geçilmiş. İnşallah, sunduğum gazete küpürü haberiyle, yanlış doğruya döner.

KHİRON MU? KENTAUROS MU?

Kentauroslar, mitolojiye göre Yunanistan’ın Teselya Bölgesi'nde yaşamış, gövde ve baş kısmı insan, alt kısım bir at görünümlü azgın at adamlardır; Enteresan bir hikâyeleri var. Bir gün davet edildikleri eğlencede kadınları rahatsız ettikleri için hem davetten hem de o bölgeden kovulmuşlardır.

Peki, Khiron kimdir derseniz, anlatayım. Onlar da insan göv deli at görünümlü yaratıklardır; ancak Khironlar, Kentaurosların gelişmişi, uygar ve eğitici olanlarıdır. Öyleki akla gelen çok sayıdaki ünlü kişileri eğittiği biliniyor. Patroklos, Achilleus gibi. Mitolojiye göre, Apollon’un oğlu Asklepios’un doğumundan itibaren tüm güzel sanatlar eğitimlerini Khironlar vermişler. Bu eğitimin yanı sıra tüm sağlık bilgilerini, teşhis ve tedavi yöntemlerini de ona öğretmişler. Bana kalırsa bu at adam torsoları, ünlü Bilge Khiron'un onurlandırılması amacıyla bilinçli olarak Asklepeion’a dikilmişlerdir. Böylece ona vefa örneği gösterilmiştir.

Yani müzemizdeki iki at adam torsoları Kentauros değil Khiron’dur. Eğer Truva müzesini gezerseniz aynı biçim ve büyüklükte bir Khiron görebilirsiniz; ama müzemizde iki tane bulunuyor ve birbirinin aynısı. Her ikisinin de baş kısımları yok ama bulunmalarına şükür ediyoruz.

PANAYA KİLİSESİ ÇANI

Panaya Kilisesi Cunda Adası'nın en görkemli ve büyük kilisesi olarak bilinmektedir. 1863 yılında yapılan bu kilise, 1944 yılına kadar ayakta kalmış... Kilise 3 ton ağırlığıyla zamanında dünyanın en büyük çanına sahiptir. Çan, birinci dünya savaşı öncesi Ayvalık halkı tarafından İlyas Peygamber tepesine taşınmış ve tınlaması her taraftan duyulduğu için alarm amaçlı olarak oraya kullanılmıştır. Sonraları Ayvalık'ta müze olmadığı için Bergama'ya taşınmıştır.

Yıllardan beri müzenin bahçesini süslemektedir.

Bochum kentindeki dökümhanede üretilmiş, üzerinde “Ali– Aga-EA-Baltazzi-1863” yazmaktadır. Baltazzi ailesi o devirde Sultan Abdülmecit'in samimi dostları olup bankacılığın mimarlarıdır. 300 bin dönüme yakın Ayvalık'tan Aydın'a kadar verimli toprakları olduğu söyleniyor. Her ne kadar Baltazzi ailesi Katolik olsalar da Rumlarla sıkı işbirlikleri nedeniyle onların kilisesine bu değerli çanı hediye etmişlerdir. Çünkü ailenin yanında ve topraklarında binlerce Rum çalışmaktadır. Bu hediye ile onlarında gönüllerini alarak kendilerine karşı sorunsuz çalışmalarını sağlamışlardır.

SAĞANCILI VELİ İSYANI İBRAHİM AĞA LAHDİ

Müzemizin bahçesinde Osmanlı dönemine ait çok güzel görülmeye değer mermer lahitler ve yazı işlemeli mezar taşları yer almaktadır. İşte köşedeki en güzel lahit Arapoğlu İbrahim Ağaya aittir. Arapoğulları Osmanlı döneminde Bergama yöresinin Voyvodası olarak yıllarca görev almış bir sülaledir. 18. yüzyılda Bergama'da su problemi çekilmektedir. Arapoğlu ailesi, bu problemi, Geyikli Dağı'ndan Bergama’ya su akıtarak çözmüştür.

En son Arapoğlu olarak Veli İbrahim Ağa VoyvodalıkAyânlık görevini üstlenir. Rahatına düşkündür. İşlerini yanındaki adamı Sağancılı Veli’ye bırakır. Güç zehirlemesi yaşayan Sağancılı Veli, Ağanın kızına talip olur; ancak “kapı - mızdaki adama verilecek kızımız yoktur” denilerek bu istek reddedilir ve filmlere konu olacak aşağıdaki hikaye başlar.

Ağa, kızını İzmir'den Abdülfettah efendiye verir. Veli Ağa bunu duyunca yıkılır, isyan bayrağını çeker. Hatta bir gece kızanlarıyla birlikte ağanın konağını basar ve onu öldürür. Artık o, Voyvodalık görevini üstlenmiştir. Tek amacı, sevdiği kızı geri almaktır. Hemen harekete geçer, İzmir’i basar, ağa kızını getirmelerini ister. Şehrin ileri gelenleri etme eyleme deseler de ona laf dinletemezler. Üstelik kadın evli. Şeriat kanununa göre nikah üstüne nikah olmaz kuralı vardır. En sonunda aracılar, çare olarak, Abdülfettah efendiden karısını boşamasını isterler. Sonra mı?.. Şeriat eğilir bükülür, nikah boşa düştü denilip ağa kızı, Sağancılı Veli’ye verilir. Ve şehir bir beladan kurtulur. Bergama’ya dönülür bir hafta boyunca düğün dernek yapılır. Veli’nin bir kaç yıl daha süren Voyvodalığı İstanbul'u rahatsız eder. Sağancılı, Abdi Paşa komutasında gelen müfrezeye, karşı koyamayacağını anlayınca, önce çok sevdiği karısını öldürür, sonra da firar eder. Ancak Abdi Paşa'nın eline düşer ve kafası kesilip saraya yollanır. Zorla gasp ettiği mallar halka geri verilir. Akçeli varlığı ise İstanbul'a götürülür.

Bir hikâye de böylece sona erer.


 

---------------

Kaynakça

*Hellenistik Devir Heykeltıraşlığı – Ramazan Özgan

*Mitoloji – Ege’nin iki yakasının öyküsü - İlhan Akşit

*Bergama Krallık Kültü- Doç. Dr.Y.Güngör (BERKSAV)

*Bergama Müzesi - Bergama Kültür ve Sanat Vakfı yayını

Yorumlar (0)
banner17
Günün Karikatürü Tümü
Günün Anketi Tümü
Bergama İl Olmalı mı?
Bergama İl Olmalı mı?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 37 81
2. Fenerbahçe 37 70
3. Konyaspor 37 67
4. Başakşehir 37 62
5. Alanyaspor 37 61
6. Beşiktaş 37 58
7. Antalyaspor 37 58
8. Karagümrük 37 57
9. Adana Demirspor 37 52
10. Sivasspor 37 51
11. Galatasaray 37 51
12. Kasımpaşa 37 50
13. Hatayspor 37 50
14. Kayserispor 37 47
15. Giresunspor 37 45
16. Gaziantep FK 37 43
17. Rizespor 37 36
18. Altay 37 34
19. Göztepe 37 28
20. Ö.K Yeni Malatya 37 20
Takımlar O P
1. Ankaragücü 35 67
2. Ümraniye 35 67
3. Bandırmaspor 35 61
4. İstanbulspor 35 59
5. Erzurumspor 35 58
6. Eyüpspor 35 54
7. Manisa Futbol Kulübü 36 49
8. Tuzlaspor 35 49
9. Samsunspor 35 48
10. Gençlerbirliği 35 48
11. Keçiörengücü 35 48
12. Boluspor 35 47
13. Denizlispor 35 46
14. Altınordu 35 45
15. Adanaspor 35 45
16. Bursaspor 35 41
17. Kocaelispor 35 41
18. Menemen Belediyespor 35 38
19. Balıkesirspor 35 12
Takımlar O P
1. M.City 37 90
2. Liverpool 37 89
3. Chelsea 36 70
4. Tottenham 37 68
5. Arsenal 37 66
6. M. United 37 58
7. West Ham United 37 56
8. Wolverhampton Wanderers 37 51
9. Leicester City 36 48
10. Brighton 37 48
11. Brentford 37 46
12. Newcastle 37 46
13. Crystal Palace 36 45
14. Aston Villa 36 44
15. Southampton 37 40
16. Everton 36 36
17. Leeds United 37 35
18. Burnley 36 34
19. Watford 37 23
20. Norwich City 37 22
Takımlar O P
1. Real Madrid 37 85
2. Barcelona 37 73
3. Atletico Madrid 37 68
4. Sevilla 37 67
5. Real Betis 37 64
6. Real Sociedad 37 62
7. Villarreal 37 56
8. Athletic Bilbao 37 55
9. Osasuna 37 47
10. Celta Vigo 37 46
11. Valencia 37 45
12. Rayo Vallecano 37 42
13. Espanyol 37 41
14. Getafe 37 39
15. Elche 37 39
16. Granada 37 37
17. Mallorca 37 36
18. Cadiz 37 36
19. Levante 37 32
20. Deportivo Alaves 37 31

Gelişmelerden Haberdar Olun

@