01.11.2021, 10:06

Dikili ve Sonrası

Gözlerimizi Dikili’ye çevirmeden önce görmemiz gereken Dikili dışı gerçeklerle konumuza giriş yapmakta yarar var.

Dikkat ediyor musunuz, bugünlerde hem Kuzey Irak’tan hem de Suriye’den gelen şehit haberleriyle yatıp kalkar gibiyiz. 3 hafta bedelli askerlik yapmış olan Bilal Erdoğan’ın babası da üzülüyordur bu duruma mutlaka ama sormadan da edemiyorum: "Ne zaman son bulacak bu şehit haberleri?"

Eski Türkiye’de böylesi haberlerle yatıp kalkmıyorduk.

Kantin asteğmenliğiyle askerliğini yapmış olan Cumhurbaşkanı, mutlaka gelen şehit haberlerinden etkileniyordur. Silahların konuştuğu/ sinsiliğin hüküm sürdüğü o dağlarda/ bayırlarda yaşanan çatışmalarda yaşamlarını kaybedenler için anneler gibi ağlıyor mudur bilmem.

Ama analar ağlıyor!

Ağlamaları da son bulacağa benzemiyor. Dağdaki bayırdaki teröristlerin sayısını bilen yüce devletimiz bir türlü terörü bitiremiyor.

Başkalarının evlatlarının şehit olması üzerinden kahramanlık nutukları atmak  bizim siyasilerde alışkanlığa dönüşmüş gibi. Nutuk atanların listesini çıkarsak, bana öyle geliyor ki oğulları hep bedelli askerlik yapanlar çıkacak karşımıza. Hatta diyorum ki bu listeyi illâ çıkaralım ve gerçekleri görelim.

İkiyüzlüleri de tanımış olalım hiç olmazsa…

"Reis bizi Afrin’e götür!" diye şaklabanlık yapan AKP Gençlik Kolları Başkanının 18 gün bedelli askerlik yaptığını bilmiyor değiliz.

Şaklabanlık almış başını gidiyor kısaca.

"Mustafa Kemal’in itleri" diye konuşan bir imamın bu konuşması hiç mi rahatsız etmez iktidar yandaşı Diyanet İşleri Başkanını ya da AKP’lileri?

Terbiyesizlik konusunda ödüllü yarışma açıldı da bizim mi haberimiz yok yoksa?

Elin Japon’u aşkı için hem prensesliğini hem de milyonlarca liralık ödeneği reddederken neden bizim siyasiler Japon olamazlar!

Japon Prensesi Mako, bilindiği gibi soylu olmayan bir gence aşık olmuş ve evlenebilmek içim hem unvanından hem de  12,4 milyon liralık ödeneğinden vazgeçmişti.

Yolsuzluklarla/ usulsüzlüklerle/ hırsızlıklarla ve cinayetlerle anılır olan AKP İktidarında anaların gözyaşları tükeneceğe benzemiyor. Çünkü AKP’nin yarattığı tahribat, insanları teröre ve meşru olmayan işlerin girdabına çekiyor.

Baksanıza, asgari ücretle ailesini geçindirmeye çalışan milyonlar varken Metin Kıratlı, Ş. Ercan Gül gibileri üç dolgun maaş alıyor. Fecir Alptekin, Mustafa Yılmaz, Ahmet Erdem, Yiğit Bulut gibi çok sayıda AKP’li de iki dolgun maaşla besleniyor iktidar tarafından.

Hani, komşusu açken tok yatan benden değildi?

Beş altı yerden maaş alanların varlığı da bilinmiyor değil…

İşsizler, yoksullar varken kimilerinin çok maaş alması ayıp değil mi?

İslamcı İktidar bunun ayıp olduğunu bilmez mi?

Neden yapar bunu?

Üniversiteyi bitirmiş binlerce genç işsiz dolaşırken TÜGVA’nın İzmir/ Karşıyaka Temsilcisinin medyada boy gösteren yüzme havuzlu lüks evi, lüks iki otomobili, ithal marka şampanyası AKP’lilerin neden vicdanlarını sızlatmaz?

Doktorlara 36 saat nöbet ve 100 hastaya bakma dayatması insafsızlık değil mi?

Sadece geçen yıl 1000 doktorun yurtdışına gitmesi hiç mi üzmez AKP’lileri?

AKP’liler bana Mısırlı din alimi Muhammed Abduh’u anımsatıyor.

"Batı’ya gittim İslam’ı gördüm fakat Müslümanlar yoktu. Doğu’ya gittim Müslümanları gördüm fakat İslam yoktu."

Anılan, güzellikleri anlat anlat bitirilemeyen İslam, belli ki bu topraklarda yaşamıyor. Bizdeki, dinbazların elindeki İslam.

TÜGVA’lıların camideki basın açıklamaları, belediye kasasından beslenmişlikleri artık dünyanın dört bir köşesinde dillerde…

Kirlilik, yamuk yumukluk örnekleri, sadece bir cephede yaşanmıyor. Çok sayıda insan ve kurum- kuruluş da payına düşeni alıyor gibi.

Aliağa’da bir belediye varken İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir organizasyon düzenleniyor. Buna Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu da omuz veriyor ve Aliağa Emek Ve Barış Şenlikleri başlıyor. Gerek Aliağalılar gerekse de İzmirliler bu şenliğe katılıyor, yıllar öncesinin şenliklerinde olduğu gibi...

İstanbul’dan Zülfü Livaneli davet ediliyor. Şair ve yazarlar da söyleşi ve imza günleriyle renk katıyor şenliğe.

Sormak gerek sorumlu kişilere: "Aliağa’da üç dönem belediye başkanlığı yapmış olan Hakkı Ülkü neden çağrılmadı bu şenliğe?"

Üstelik bir dönem de İzmir Milletvekilliği yapmış bir siyasetçi o.

Vefasızlık değil midir bu?

Yanlış değil midir bu?

***

Yanlışa sormuşlar memleket nire diye… "Türkiye’nin Ankara’sında doğdum. İstanbul’da ve İzmir’de yaşadım."

Yapılan yanlışların çokluğu neden oldu bu fıkrayı uydurmama.

O Hakkı Ülkü ki, bir dönemin Aliağa’sında Emek Şenlikleri’ni başlatmış, Sefa Taşkın, Osman Özgüven ve Nihat Dirim’le birlikte Bakırçay’ın tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir belediye başkanı.

Tunç Soyer, Deniz Yücel ve bölge milletvekilleri bilmez mi bunu?

Vefa, sadece İstanbul’daki bir semtin adı olarak mı biliniyor yoksa?

Hakkı Ülkü ve Osman Özgüven deyince geçtiğimiz hafta Bakırçay’da geçen iki günümün önemli bir bölümünü geçirdiğim Dikili’yi anlatmak istiyorum. Geçen gün ilk bölümünü anlatmıştım zaten.

Dikili’nin aman aman bir tarihselliği yok. Sadece güneşi, denizi, kumu,  zarganası ve Osman Özgüven’i yaşıyor belleğimde.

Küçücük bir balıkçı kasabasıydı yıllar önce.

12 Eylül sonrasının ilk barış ve emek eksenli şenliklerinin başladığı bir kasaba olarak nam saldı. Şenliklerin mimarı da o günlerin belediye başkanı Osman Özgüven’di.

Osman Özgüven deyince herkesin aklına 'Emek ve Barış' geliyorsa doğaldır bu.

80’li yıllarda tanık olmuştum buna. Atatürk heykelinin yanında toplanmış olan genç kardeşlerime sormuştum o gün: "Nereden geliyorsunuz?"

"Biz, ülkenin dört bir köşesinden gelen üniversitelileriz. Her temmuzda burada buluşuyoruz."

Özetle, Türkiye üniversite gençliği burada buluşuyordu.

Biz de o günlerde her temmuz ve ağustosu burada geçiren Şeyhoğlu ailesi…

Annem, babam, eşim ve kızım…

Kızımız Deniz henüz 20 günlüktü Dikili’yi gördüğünde. Alışıp gittik ve her yaz Dikilili olduk.

Şirin, şipşirin bir balıkçı kasabası… Deniz, kum, güneş, balık ve her gece sahilde yapılan tur, bir gazinoda çay- kahve ve illâ dondurma faslı…

Bu olmazsa olmazların mütemmim cüzü de meydandaki konserler/ gazinolardaki ve kahvelerdeki paneller/ söyleşilerdi.

Erdal İnönü, Aziz Nesin, Erdal Atabek, İlhan Selçuk, Arif Sağ, Selda, Gördes’ten/ Salihli’den/ İzmir’den gelen akrabalarımız, eşimiz dostumuzla yaşamımın en renkli temmuzlarını/ ağustoslarını yaşadım burada. Siyasetin, sanatla harmanlandığı yıllardı Emek Ve Barış Günleri…

Acele acele yemeğini yiyen babamın "Haydi sarı oğlan, Aziz Nesin’i kaçırmayalım" diye beni Çamlaraltı’na sürüklediği günleri şimdi yaşaran gözlerimle /özlemle anıyorum.

Dikili, 12 Eylül karanlığını aydınlatmaya çalışan bir başkanın kasabasıydı.

Emeğin ve barışın dile getirildiği, şarkıların marşlarla birlikte söylendiği günlerin Dikili’si, kültür ve sanat şenliklerinin başkenti kimliğini taşıyordu.

Dikili, ülkeye öyle nam saldı ki emekliye ayrılan memurlar ve entelektüeller için adres oldu. Şair, yazar ve siyasetçilere yerleşim adresi olup gitti.

Bugün ise o küçücük balıkçı kasabasından eser kalmamış gibi…

Büyük şehirlerin bir semti gibi… Harala gürele bir yaşam hüküm sürüyor.

O sakin Dikili gitmiş yerini gürültülü bir Dikili almış. Her şehirde olduğu gibi burada da inşaat işleri/ yol kazı ve düzenleme işleri bitmek tükenmek bilmiyor. Otobüs için beklediğim AKP İlçe örgütünün karşısındaki köşeden tanık oldum buna. Akşamüzeri İzmir’in trafiği neyse buradaki de oydu. AKP’nin bitişiğindeki yol düzenleme işinde çalışan greyder, kamyon ve gelen giden taş taşıyıcı araçların gürültü ve patırtısından başım döndü neredeyse.

Araçların çokluğu da kaçmadı gözümden… 'Memur kasabası' olarak dillendirilen Dikili’nin çok doğal olarak yeni sakinleri kâh denize gitmekte kâh denizden gelmekte…

Bergama’dan tanıştığım çok sayıda arkadaşım da artık Dikilili olmuş.

Denizin varlığı, ikliminin yumuşaklığı Dikili’yi daha da cazip kılıyor.

İyi ki bir gece kalmıyorum burada, yoksa yerleşivereceğim gelecek. Neden derseniz…

Burada çok arkadaşım var çünkü…

Ne olursa olsun seviyorum Dikili’yi.

O sevdiklerimin başında da Kastro geliyor. Kastro kim diyecek olursanız, pos bıyıklı, aslan delikanlı, güzel insan Osman!

Tanıdığım günden bu yana ona hep Osman dedim. Osman Özgüven!

Benden 10 yaş büyük ama ben ona nedense hep Osman demişimdir. Daha samimi olduğundan mı vallahi bildiğim yok. Oysa Hakkı Ülkü’den 8 yaş küçüğüm ve ona hep 'Hakkı abi' diyorum.

Kendimi anlayamadığım bir konu bu.

Osman’ı Kastro’ya benzettiğimden mi nedir, yıllardır o benim gözümde 'Kastro'

Başkanlık günlerinde halkının sevgilisi gibiydi.

Eleştirmek, bizim biraz hastalığımız gibidir ya… O günlerde, "Dikili’nin alt yapısı için değil de şov için çalışıyor" diyenler de olmuyor değildi.

"Suyu parasız yapacağına önce sularımızın akmasını sağlasın" diyenler de oldu son dönem başkanlığında.

Ben her konuda tarafgirimdir. Çekimser olduğum/ tarafsız olduğum tek bir konu yoktur. Bu nedenle olsa gerek Osman için söylenenlere ve yazılanlara kulak asmamışımdır.

Bu konuda bir örnek de vereyim sizlere…

Gazeteci bir arkadaş, 10 yıl kadar önce "Gazetemde yazar mısın?" demişti. Yazmaya da başladım hemen…

Osman’dan bir telefon: "Oğlum Evren söyledi, sen o herifin gazetesine yazı yazıyormuşsun? Nasıl yaparsın bunu, bana bin bir hakaret eden o adamın gazetesinde ne işin var senin?"

Ne mi yaptım? Bırakıverdim yazmayı…

Osman’a hakaret eden gazetecinin gazetesinde işim olamazdı çünkü…

Geçenlerde de aynısı oldu gene…

Gökmen Küçüktaşdemir aradı 9 Eylül’den. "Recai abi gazetemizde yazmanızı istiyorum."

Ertesi gün hemen gönderdim "Maoriler ne istiyor?" yazımı.

Üçüncü yazımı gönderdiğim günlerdi. Yayımlanmıştı da…

Gökmen’den bir telefon: "Performans düşüklüğü nedeniyle gazeteyle ilişkimi kestiler."

O Gökmen ki yıllardır yazan çizen, etkinlikler düzenleyen pırıl pırıl bir genç… Gazeteci- Yazar…

Gözümün önüne Kemal Nehrozoğlu’nu ziyaret ettiğimiz gün geldi. Annem ve yeğenimle Çankaya Köşkü’ndeydik o gün. Ahmet Necdet Sezer de Cumhurbaşkanlığından ayrılmak üzereydi. Süresi dolmuştu.

Annem sormuştu Kemal Bey’e: "Siz ne yapmayı düşünüyorsunuz Kemal Bey?"

"Ahmet Bey ile geldim ben. Onunla da gideceğim."

Nitekim, öyle yaptı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden ayrıldı.

Üç canım abim dediğim kişiden ikincisidir Kemal Nehrozoğlu. Asaletini anlat anlat bitiremeyeceğim, biyolojik abim bildiğim biri…

Bu konuda ona çekmişim ben.

Gökmen’e yanıtım kısa oldu: "Madem böyle. Ben de kesiyorum ilişkimi…"

Çünkü bana yazma teklifinde bulunan oydu. Gökmen’e yol verenlerle benim de işim olmazdı, olamazdı. Belki benim de yazmamı istemeyecekti o kişiler.

Osman Özgüven’e hakaret eden kişinin gazetesinde yazmayı kendime yakıştıramamıştım.

Kastro, bugün 77 yaşında. Konuşurken zorlanıyor. Eskisi gibi canlı/ hareketli değil…

Ama esprileri bırakmıyor elden… Keyfi 40 yıl öncesindeki gibi…

Oğullarıyla iç içe… Büroda eşiyle dostuyla bir araya gelip özlem gideriyor, eskileri yâd ediyor.

Dikili için, Dikilililer için Başkan Adil Kırgöz kendisinden yararlanıyor mudur bildiğim yok. Bir ara çok girip çıktığı bu büroya gelip çay kahve içiyor mu sormadım ama Kastro’dan 'bir bilen' olarak yararlanmıyorsa, yanlış yapıyor bence.

Aynısı Bergama’daki Başkan için de geçerli. Sayın Başkan, Mehmet Gönenç ve Sefa Taşkın’dan yararlanırsa hem kendisi hem de Bergamalı yarar görür diye düşünenlerdenim ben.

Lâfı nereye getireceğim?

Hakkı Ülkü, Sefa Taşkın ve Osman Özgüven 12 Eylül sonrasının Bakırçay’ında sadece bölgesinin değil ülkemizin de adını,  düzenledikleri emek- barış şenlikleri ve Bergama Kermesi ile duyurmuş üç belediye başkanı. Üç siyaset adamı… Bakırçay’da 12 Eylül karanlığına karşı kendi özgün kültür politikalarıyla itirazı bayraklaştırmış kişiler… Deneyimli siyasetçiler…

Neden onları bir araya getirip konuşturmuyoruz?

Neden onların deneyimlerinden yararlanmıyoruz?

Ülkeyi çürüten, değerleri alt üst eden ve çökerten AKP İktidarının politikalarına karşı neler yapabiliriz sorularının yanıtını aramak/ bulmak adına neden onları dinlemiyoruz?

Osman’la olan yoldaşlığım kadar Hakkı Ülkü ve Sefa Taşkın ile de dostluğum sürüyor.

Kayıt cihazım ile her birini tek tek ziyaret edip düşüncelerini dinleyip kâğıda mı döksem yoksa üçünün de konuşacağı bir panelde moderatör dedikleri kolaylaştırıcı veyahut 'yönetici' mi olsam…

Üçü de çok okunan bir roman gibi…

Dillerden düşmeyecek bir şiir gibi…

Hiç mi tarihe not düşmeyelim?

Örneğin Dikili’de bunun için bir salon tahsis edilse ve Bakırçaylılara çağrıda bulunup onlarla birlikte bu üç başkanı dinlesek…

Ülkeyi yönetmekten aciz, kokutan iktidara karşı bir yol haritasıyla ülkemiz insanına seslensek…

Fena mı olur?

Kastro Osman, Hakkı Baba ve Zeus Sefa’nın bize söyleyecekleri / anlatacakları çok şeyler vardır diye düşünüyorum.

Sizler ne diyorsunuz?

Yorumlar (0)
12
parçalı az bulutlu
banner17
Günün Karikatürü Tümü
Günün Anketi Tümü
Bergama İl Olmalı mı?
Bergama İl Olmalı mı?
Puan Durumu
Takımlar O P
1.  Galatasaray 19 46
2.  Fenerbahçe 19 43
3.  Trabzonspor 20 42
4.  Göztepe 20 39
5.  Beşiktaş 20 36
6.  Başakşehir FK 20 30
7.  Samsunspor 20 30
8.  Gaziantep FK 20 25
9.  Kocaelispor 19 24
10.  Alanyaspor 20 22
11.  Gençlerbirliği 20 22
12.  Çaykur Rizespor 20 20
13.  Antalyaspor 20 20
14.  Konyaspor 20 19
15.  Eyüpspor 20 18
16.  Kasımpaşa 20 16
17.  Kayserispor 19 15
18.  Fatih Karagümrük 20 9
Takımlar O P
1.  Amed SK 23 46
2.  Erzurumspor FK 23 45
3.  Esenler Erokspor 22 41
4.  Çorum FK 23 41
5.  Bodrum FK 23 39
6.  Pendikspor 23 39
7.  Bandırmaspor 23 36
8.  Boluspor 23 35
9.  Iğdır FK 23 34
10.  Keçiörengücü 23 33
11.  Van Spor FK 23 31
12.  Manisa FK 23 31
13.  İstanbulspor 23 31
14.  Sivasspor 23 30
15.  Ümraniyespor 22 27
16.  Sarıyer 23 27
17.  Serik Belediyespor 23 26
18.  Sakaryaspor 23 23
19.  Hatayspor 23 7
20.  Adana Demirspor 23 2
Takımlar O P
1.  Arsenal 24 53
2.  Manchester City 23 46
3.  Aston Villa 24 46
4.  Manchester United 24 41
5.  Chelsea 24 40
6.  Liverpool 24 39
7.  Brentford 24 36
8.  Fulham 24 34
9.  Everton 24 34
10.  Newcastle United 24 33
11.  Sunderland 23 33
12.  Bournemouth 24 33
13.  Brighton & Hove Albion 24 31
14.  Crystal Palace 24 29
15.  Tottenham 23 28
16.  Leeds United 24 26
17.  Nottingham Forest 24 26
18.  West Ham United 24 20
19.  Burnley 23 15
20.  Wolverhampton 24 8
Takımlar O P
1.  Barcelona 22 55
2.  Real Madrid 22 54
3.  Atletico Madrid 22 45
4.  Villarreal 21 42
5.  Real Betis 22 35
6.  Espanyol 22 34
7.  Celta Vigo 21 32
8.  Real Sociedad 21 27
9.  Osasuna 22 26
10.  Deportivo Alaves 22 25
11.  Girona 22 25
12.  Elche 22 24
13.  Sevilla 21 24
14.  Athletic Bilbao 21 24
15.  Valencia 22 23
16.  Getafe 21 22
17.  Rayo Vallecano 22 22
18.  Mallorca 21 21
19.  Levante 21 18
20.  Real Oviedo 22 16

Gelişmelerden Haberdar Olun

@