Tribünlerdeki yalnız Türk değil, Avustralya’lı seyirciler de bağırıyorlar hep bir ağızdan:
“Lets go Zeynep”
23 yaşındaki milli tenisçimiz Zeynep Sönmez, Avustralya’da bize bir ilki yaşatıyor; ilk kez bir tenisçimiz Melbourne’de yapılan Avustralya Açık turnuvasında üçüncü tura geçti.
Üç ön elemeyi geçerek ana tabloda yarışmaya hak kazanmıştı.
İlk turda,sıralamada dünya 11.si olan E.Alexandrova’yı müthiş bir maçtan sonra 2-1 yenerek (maç 2 saat 37 dakika sürdü), 2. tura yükseldi.
Bugün de Macar A.Bondar’ı rahat bir maçtan sonra 2-0
(6-2/6-4) yenerek 3. tura geçti.
(Zeynep kazandığı bu 5 maçta sadece 1 set verdi…)
Avustralya’lıların Zeynep’e verdikleri desteğin, iyi oyunundan öte, bence özel bir nedeni de vardı:
Zeynep önceki maç esnasında, top toplayıcı küçük bir kızımızın aşırı sıcak nedeniyle fenalaştığını görünce, hemen oyunu durdurup yardımına koşunca,
iyi oyunculuğundan öte, davranışıyla da Avustralya’lıların takdirini ve sevgisini kazandı…
Şimdi heyecanla, Cuma günü oynanacak 3. tur maçını bekliyoruz…
İlk tenis kortunu İzmir Kültürpark’ta (Fuar)
görmüştüm.
Kültürpark Tenis Kulübü
yeşilliklerin içinde, benim gibi Fuar’da çalışan çocuklar için sanki içine girilmesi çok zor bir cennet bahçesiydi.
Spor olarak, Yeşilyurt’un eski bakla tarlasından bozma ya da İzmirspor kulübü yakınındaki Leskay iplik fabrikasının arazisinde, derme çatma oluşturulmuş sahanın tozlu toprak zemininde top koşturan bizim gibiler için, tenis oynamak hayal bile edilemezdi.
O bizim için sanki yalnızca zenginlerin oynadığı bir spor dalıydı…
Avustralya’ya gelince,
Sydney’in birçok semtinde, herkesin bedava kullandığı tenis kortlarını görünce şaşırmıştım.
Çocuklarımla Haberfield’deki kortlara az gitmemiştik…
(Masa tenisini kendimce iyi oynadığımı düşündüğüm için tenisi de rahat oynarım sanmıştım ama kazın ayağı öyle değilmiş… İlk oyunlarda topa vurmakta bile zorlandığımı anımsıyorum…)
Melbourne’deki Avustralya Açık turnuvası, neredeyse tüm Avustralyalılar gibi, bizim aileye de tenisi sevdirmişti…
Avustralya Açık, bazen gecenin geç saatlerine dek sürdüğü için bizim için biraz da uykusuz geceler demek…
Teniste bildiğiniz gibi, 4 Grand Slam var:
Avustralya Açık (Melbourne ),
Fransa Açık (Paris),
Wimbledon (Londra),
ABD Açık (New York)
Grand Slam, bir anlamda tenis turnuvalarının futboldaki Şampiyonlar Ligi…
Teniste yıllık heyecan,
diğerlerinden farklı olarak,
Ocak ayının yaz sıcağında,
sanki bir festival atmosferinde, (bu yüzden Happy Slam-Mutlu Slam olarak bilinir) Avustralya’da başlar.
iki hafta boyunca, başta Melbourne, Avustralya’da hayat olabildiğince durur,
raketler konuşur…
Bu yıl da, bir asrı geçen tarihiyle, 114. kez kapılarını açtı.
Kimleri seyretmedik ki…
John McEnroe’nin hırçınlıkları; hakemlerle kavgaları, raketi yere fırlatmaları unutulur mu…
Avustralya Açık’ı dört kez kazanan Agassi…
Altı kez kazanan Federer… (hele 2017’de Nadal ile 5 setlik maçı)
İki kez kazanan Nadal… (hele 2022’de Medvedev’i 2-0 geriden gelerek kazandığı maç)
On kez kazanan, bu yıl da yarışan Djokovic…
Sharapova’nın çığlıkları…
Williams kardeşler…
Ashleigh Barty….
Unutulur mu..
Bu yıl da unutulmazlarımızın listesine tarih yazan bir Türk kızımız Zeynep Sönmez katıldı…
Bizi mutlu etti…
Başarılarının devamı dileğiyle…