Kadim bir dostun iletisindeki dize,yazının nedeni oldu:
“Hiçbir korkuya benzemez
halkını satanın korkusu…”
(Nazım Hikmet)
Doğru.
Diktatörler korkarlar.
İktidarı yitirmekten ve hesap vermekten korkarlar.
Bu yüzden herşeyi kontrol etmek,tüm gücü ellerinde toplamak isterler.
‘Yargı’ da,’Yürütme’ de,’
Yasama’da ona bağımlı olsun isterler.
Basın’ı kontrol altına alırlar.
Gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını önlemeye çalışırlar…
‘Susan’ ve ‘biat eden’ bir halktır yaratmak istedikleri..
Yalan ve manipülasyonlarla herşeyi güllük gülüstanlık göstermek isterler…
Karşı çıkanlara zalimleşirler.
Korkuları arttıkça zalimlikleri de artar…
Korkularını, yarattıkları ‘korku imparatorluğu’ ile bastırmak isterler.
Rejim bu yüzden ‘Dikta’dır… Demotik hak ve özgürlükler,
hukuk,adalet hak getire…
Karşı çıkan, sesini çıkaran,
gerçeği söyleyen ve göstermek isteyen, hakkını arayan… bir gerekçe yaratılarak ya da yaratılmadan gözaltına alınır, tutuklanır…
Ülke bir zindana dönüşür…
Bu suskunluk ve korku ortamında sömürü alabildiğine artar.
Küçücük çocuklar bile bundan payını alırlar…
Vurgun ve talan alır başını gider…
Yoksulluk açlık sınırına dayanır…
Tüm kutsal değerleri, yarattıkları rejim için tepe tepe kullanırlar…
Bilimi ve sorgulamayı dışlayan bir eğitim sistemi ile vatandaşı kula dönüştüren bir nesil yetiştirmek isterler…
Soru şu?
İnsanları bir ‘korku tüneli’nden geçiren otoriter bir yapı niçin korkar?
Korkar.
Çünkü, korkunun üzerine inşa edildiği için korkar…
Genel kanı, tarihin en büyük korkaklarının ‘diktatörler’ olduğudur. Aslında gölgelerinden bile korkarlar…
Hitler’in kişisel koruması olarak başlayan SS’ler,
Mussolini’nin Kara Gömlekliler’i, kocaman koruma orduları nedendir?..
Korkudan…
Onların en korkulu rüyası da
halkın gerçekleri görmesi,
korkuyu yenmesi,
diktaya karşı omuz omuza vermesi ve kararlılığıdır…
Ne diyordu Nazım Hikmet, “Taranta Babu’ya 8. Mektup”
şiirinde:
“Mussolini çok konuşuyor
Taranta Babu
…
kendi sesiyle uyanarak
korkuyla tutuşup
korkuyla yanarak
durup dinlenmeden konuşuyor.
Mussolini çok konuşuyor
Taranta Babu
çok korktuğu için
çok konuşuyor…”
Yarattıkları bu baskı ve zulüm imparatorlukları er geç yakılıp gider,onlar da tarihin çöplüğünde yerlerini alırlar…
Ama arkalarında bir enkaz bırakarak…
15 Ocak 1902’de doğan Nazım Hikmet’imizin 124.doğum gününü yine onun dizeleri ile kutlayalım:
“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson
Kartal kanatlı kanaryam
İnci dişli zenci kardeşim
Türkülerimizi söyletmiyorlar bize.
Korkuyorlar Robson, şafaktan korkuyorlar,
Görmekten,duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar.
…
Ümitten korkuyorlar Robson,
ümitten korkuyorlar ümitten.
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
Türkülerimizden korkuyorlar.”
(Nazım Hikmet -Korku)
Korkunun ecele faydası yok…
“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,
akar suyun
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
-çürüyen diş,dökülen et-,
bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler…”
(Nazım Hikmet-Düşman)
Kurtuluş mu?
Her zaman halkın kendi ellerindedir…