ABD, İran’a saldıracak mı?
İki ülke,Umman’da masaya oturdu; beş saat süren toplantı, görüşmelerin sürdürülmesi niyetiyle tamamlandı.
Trump müzakereler öncesi, her zaman yaptığı gibi, tehditlerini sürdürmüştü:
“Müzakerelerde uzlaşılmaması durumunda çok kötü şeyler olabilir…”
Trump’ın tehditleri hiç bitmiyor, biri tartışılırken diğeri başlıyor…
Grönland Adasını alma…
Kanada’yı ABD’nin eyaleti yapma…
Panama Kanalı’na el koyma…
Gazze’yi ABD mülkiyetinde bir tatil beldesi yapma…
İran’a diz çöktürme…
Genellikle ne diyor?
“Sıkıysa yapmasınlar!..”
“Dünyayı başlarına yıkarım!..”
“Cehennemi yaşatırım!..”
Korkutma ya da blöf ile elini mi yükseltiyor?
Ya da deli mi?..
Deli olmasına deli değil.
Ama…
“Deli Adam Teorisi”ni uyguluyor…
“Gücünü Kaybeden Amerika’yı Nasıl Ayağa Kaldırırız” kitabında ne diyordu?
“İnsanlara ne yaptığımı ya da ne düşündüğümü söylemiyor,
bilmelerini istemiyor ve beni tahmin edilebilir bir kalıba sokmalarını kolaylaştırmıyorum.
Belirsiz olmam onları bunaltıyor…”
Korkutma… Tehdit etme… Öngörüsüz, tahmin edilemez olma…
“Deli Adam Teorisi”ni,
Trump’tan çok önce ABD Başkanı Nixon döneminden biliyoruz.
Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ile mücadele stratejisinin odağına oturtmuştu “Deli Adam Teorisi”ni…
Ne diyordu?
“Düşmanlarımız, emrimizdeki olağanüstü yıkıcı bir güçle bizim çıldırmış, ne yapacağı öngörülemez ve pervasız olduğumuzu anlamalıdır. Bu durumda korkuyla irademize boyun eğeceklerdir…”
Kaldı ki ABD, geçmişte ve bugün dünyayı kan gölüne çevirmedi mi?
Çevirmiyor mu?
Sadece birkaç örnek:
1950 yılında, Guatemala’nın meşru Başkanı Arbenz’i,
ülkedeki ABD şirketlerini millileştirdiği için,darbe yaptırarak indirip, 200 bin Guatemalalıyı öldürmedi mi?
1953 yılında, petrol ve yeraltı zenginliklerini millileştiren İran’ın yurtsever devrimci başbakanı Musaddık’ı devirmedi mi?..
60’lı yıllara gelindiğinde,
Vietnam’a saldırarak dört milyon Vietnamlıyı katletmedi mi?..
1973’de, Şili’de faşist Pinochet’e darbe yaptırtarak,
Şili’nin seçilmiş sosyalist başkanı Allende’yi ve binlerce Şilili yurtseveri öldürmedi mi?..
El Salvador’dan Nikaragua’ya,
Panama’dan Libya’ya…
Irak’a saldırarak bebek, çocuk demeden bir milyon Iraklıyı katletmedi mi?…
Daha kısa süre önce Venezuela’ya saldırarak, seçilmiş devlet başkanı ve eşini kaçırmadı mı?..
ABD için ne hak ne hukuk…
Ne uluslararası anlaşmalar… Ne de Birleşmiş Milletler yasaları…
İşlediği insanlık suçlarının biri bitmeden diğeri başlıyor…
ABD vatandaşı eski bir asker olan Law, Başkan Bush’a nasıl sesleniyordu?
“Nefret ediliyoruz çünkü korkunç şeyler yaptık. Kaç ülkede casuslarımız halk tarafından seçilmiş liderleri kovup yerlerine askeri cuntalar, kendi halklarını çok uluslu şirketlere satmak için yarışan kuklalar koydular…”
ABD insanlık suçu işliyor…
ABD ölüm ekiyor…
Karşılığında nefret biçiyor…
(ABD’nin demokrasi ve özgürlük getireceğine (!)
inanarak bel bağlayanlara söyleyecek bir sözüm yok…
Her seferinde kafalarını taşlara vurmaya berdevam…”)
Demokrasi için…
İnsan Hakları ve Özgürlük için…
Dünya’mız için…
ABD’ye, "Deli Adam"a karşı;
"delidir, ne yapsa yeridir!" demeyip, dünyanın neresinde olursak olalım sesimizi yükseltmeliyiz…
“Yaşamımız önem verdiğimiz olaylara karşı sessiz kaldığımız gün son bulmaya başlar.” (Martin Luther King)