Ajans Bakırçay
2020-07-31 15:58:10

Kozak Yaylasında Öksüz Bir Antik Kent: Perperene

Mehmet Gülümser

31 Temmuz 2020, 15:58

30 yıl öncesinde Tez Tur şirketinin hem rehberi hem de genel koordinatörü olarak işe başlamıştım. Kuruluşun Ayvalık Sarımsaklı ayağında otel, mağazacılık işletmeleri, Bergama ayağında da Turistik Halı köyü vardı. 2000’li yıllarda Ayvalık turizmde altın yıllarını yaşarken tüm oteller İngiliz, Fransız ve Alman müşterileri ile dop doluydu. Biz de Avusturyalı Alman acentelerin işlerini yapıyorduk.

Otellerde 15 gün konaklayan Avrupalı turist çevreyi görmek tanımaktan zevk alırdı. Şirketin kurucu ortaklarından Rehber Şerif Ersin kardeşimle bu potansiyeli tüm yöreye yayma amacıyla çeşitli projeler yaptık. Bunların arasında Kozak yaylasındaki ‘Perperene’ Antik Kenti de vardı. Bu amaçla kendimiz için bir Kozak gezisi organize ettik. O gün bizi öyle yönlendirdiler ki, bağların bahçelerin arasından geçerek, çitlerin üstünden atlayarak zor bela Perperene Antik Kenti’ne ulaşmıştık.

Oraya gittiğimizde her taraf taş yığını halindeydi. Hiç olmazsa tiyatrosu, kazılar sonucunda bulunan malzemeyle tekrar inşa edilse, yöre turizmi için muhteşem olur diye düşünmüştük. Yıllar geçti ama oranın Bakanlıkça turizme kazandırılamaması beni hep üzmüştür. Ben yine zaman zaman her platformda bıkmadan, usanmadan yerel yöneticilere ve devlet ricaline burayla ilgili hayalimi sık sık duyurdum ama şimdiye kadar ses veren maalesef olmadı.

Geçen günlerde Antik ve tarihi kent dünyasına önem veren yazar dostumuz Orhan Beşikçi beye durumu aktardım. Zevkle benimle bu tura geleceğini ifade etti. Hatta bu geziyi onun isteği üzerine konaklamalı olarak da yapmaya karar verdik.

Orhan bey ve Hikmet bey İzmir’den geldiler. Ben de, Dikili’den gelip onlara katıldım. Bergama Çınaraltı Kahvesi’nde çay molasından sonra ver elini Kozak Yaylası dedik. Önce ilk gezi rotamızı, Yukarıbey, Kıranlı, Çamavlu, Aşağıcuma, Demircidere mahalleleri (köyleri) olarak belirledik. Bence bu köylerin her birinin ayrı ayrı özellikleri var.

Eğer turizm gelişirse Kıranlı Köyü’ne uğranılıp hakiki ve garantili kooperatif Balı, Bergama tulum peyniri üretim merkezi olan Çamavlu’da eve teslim peynir alınır, yine aynı köyde yöresel heykeltıraş amcanın atölyesi ziyaret edilir. Sonra Aşağıcuma köyünden geçerken granit işleme fabrikaları görülür. Bergama granit taşı, hem geçmişte hem de bugün aranılan dünya markasıdır. Yalnız şu gerçek unutulmamalıdır; fıstık çamları o taşların yüzü suyu hürmetine bu yörede yetişmektedir. Demem o ki ; para kazanacağız diye doğayı ve fıstık çamlarını kaybetmeyelim.

KURNAZLAR VE YALANLARI Öğle vakti biraz geçti, karnımız acıktı. Biraz enerji toplamamız için Demircidere köyünde Sevgi Bacı’nın yerine uğradık. Cafe tam fıstık çamlarını seyretme terası gibi. Hem o güzelliği seyrettik hem bir şeyler atıştırdık.

Enerjimiz yerine geldikten sonra ‘bekle bizi Perperene’ dedik. Yalnız kafamızda bir sorun oluşmuştu. Gideceğiz ama hangi tarife göre? Çünkü yol boyu derme çatma cafelerde durup ‘ya abiler Perperene’ye nasıl gidilir? diye soru sorduğumuz herkes ayrı ayrı yollar tarif etti. Kimisi ‘şimdi orası insan boyunda otlarla kaplıdır gidilmez valla’ dedi, kimisi ‘ya oraya gitmeyin yılanlar, çıyanlar var. Hele bir engerek yılanı var adamı soktu mu dört döndürüyor’ dediler. Oraya sanki bizi göndermemek için çaba içerisindeydiler. Hem önce korku verip hem de doğruyla birlikte yalanı da söylüyorlardı.

Doğruyla yalanı söylemek nasıl bir şey derseniz kısaca açıklayayım; ‘Evet antik kent burada ama gelin siz oraya gitmeyin. Yok çok ısrar ediyorsanız siz aha şuradan gidin’ dediler. Yani zor ve meşakkatli yoldan. Demircidere köyündeki kafenin sahibini epey zamandan beri tanırım; dürüst ve doğrucu adamdır. Para kazansınlar diye rehber arkadaşlarımı oraya yönlendirmişimdir. Bana bir kaç yıl önceden antik Perperene’yi gösterme için sözü de vardı. Tekrar sordum, ‘ya İbrahim usta biz bugün, kime Antik kent yolunu sorduysak bize hep kaçamak cevap verdiler. Bir de sen tarif etsen de, biz şu Perperene antik kentine salimen bir varsak’ dedim. Adam öyle bir tarif verdi ki tam ve dosdoğru çıktı. Elimizle koyduğumuz gibi antik şehri buluverdik. Meğersem yüksek tamponlu bir otomobil ile de gidilebilecek yolu varmış. Diğerleri bunu hiç söylemedi daha doğrusu söylemek istemedi.

Onun dediği gibi yaptık. Aşağıbey köyü altından geçen yolun alt tarafındaki yan yoldan aşağı doğru yürüdük. Ne olur ne olmaz diye her birimiz elimize bir sopada aldık. Adamların bize yalan söylediğini biliyoruz ama gene de el tedbir, yılanlar ve yalanlar (!) için.

Evet, her ne kadar Bergama kazı ekibi daha önceleri tellerle koruma altına almışsa da bu güzelim sahipsiz kent yıllar içinde harap olup gitmiş. Perperene, Bergama kadar eski bir antik kent. Bana göre Bergama krallığının yazlık kenti gibi. Tapınak var, içleri boşaltılmış lahitler var, tiyatronun üst üste yığılmış taşları var. Tam 2 saat orada dolaştık; her taşın dibinde durduk, inceleyip yorumlar yaptık. Her tarafı dolaştık mı ‘hayır’. Geri kalanı bir dahaki büyük turda olacak. Bugün yıllar sonra da olsa burayı ziyaret etme mutluluğuna dostlarımla birlikte ermiştim. Çok ter attık ama değmişti.

AMAÇ TURİZM VE DOĞA Gezimizin amacı burayı, ülke gündemine getirmek, insanlara tabiat güzelliğiyle ünlü bu yörede bir de antik kent sunmak. Tarihle ve doğayla insanları buluşturmak. Yapabilir miyiz bilmem ama bu konuda çaba göstereceğiz. Bu bölgeyi genç bisiklet ve yürüş gruplarının dolaştığı yöre haline getirmek, ev pansiyonculuğunu teşvik etmek, yöre halkının ürettiklerini ilk elden misafirlerine sunmak, refahı artırmak, halkı köyünde mutlu bir şekilde yaşatmak. Olur mu olur ama önce hayal etmek gerekiyor…

ÜNLÜ ÇAM FISTIĞI
Bergama Kozak yaylasında milyonlarca fıstık çam ağacı var. Halk çam fıstığından gelir sağlıyor; ancak gelirleri çoğalmak ve çeşitlendirmek gerekiyor. Hiç bir şeyin garantisi yok. Çünkü son yıllarda çamfıstığı üretiminde hastalıktan dolayı rekoltede düşüş var. Oysa ki, ülkemizin fıstık ihtiyacının yüzde 80’ini bu yöre karşılıyordu.

Eğer yolunuz bir gün bu tarafa düşerse, oturun bir cafeye saatlerce tanrının bu yöreye bahşettiği güzelliği huzurlu bir şekilde seyir edin. Ciğerlerinize bol bol oksijen dolsun. Ya da bizim gibi Kapukaya köyündeki Selinos Otel’de konaklayın. Günün yorgunluğunu güzel bir sofra ve sohbetle taçlandırın.

Selinos Otel 6 odalı hakikaten çok güzel bir otel. Odalarda 4 yıldız konfor var. Manzara müthiş, bir tarafta Geyikli Dağı bir tarafta Bergama Akropol’ü. Mutfaktaki aşçı mükemmel. Size özel hizmet sunuyor (bir kusur var jandarma alkol izni vermemiş gari siz halledin ). Biz saat saat 12’ye kadar sohbet ettik, günü değerlendirdik, yurdum insanının bizi yönlendirişini ve yılanlarını gülerek yad ettik.

Her üçümüz de müzik sever olduğu için sohbetimizin büyük bölümü müzik konusunda geçti. Hikmet bey hem dünya hem Türk müziğinde emek vermiş bir derya. Şarkılarını dinlediğimiz yerli ve yabancı sanatçıların hayat hikayelerini de bize anlattı. Ooo, bir de baktık ki saat 12:30 olmuş. Hadi bu güzel günün gecesini güzel bir şarkıyla bitirelim dedik; çünkü yarın Bergama var.

O şarkının adı; Çok yorgunum bekleme Kaptan

Güfte Nazım beste Cem Karaca

Bekleme kaptan.
Çok yorgunum
Beni bekleme kaptan
Seyir defterini başkası yazsın
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman
Beni o limana bırakamazsın…
Çok yorgunum,
Beni bekleme kaptan.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.