"Beni Bergama’ya götürün!"
Takvimler 13 Nisan 1934’ü gösterdiğinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu cümleyi kurduğunda aslında sadece bir coğrafi rotadan bahsetmiyordu; bir medeniyetten bahsediyordu.
İşte bugün hala dimdik ayakta duran, Bergama’yı Sevenler Turizm Derneği (BERSEVTURDER), tam da o gün atılan bir tohumun asırlık çınarıdır.
***
Derneğin kuruluşu, doğrudan Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuna dayanmaktadır. 13 Nisan 1934 tarihinde Bergama’yı ziyaret eden Atatürk, ilçenin tarihi zenginliğinden etkilenmiş ve burada bir kermes düzenlenmesini önermiştir.
Bu öneri doğrultusunda, 1936 yılında kermesi organize etmek amacıyla bir komite kurulmuştur. "Bergama’yı Sevenler Cemiyeti" adıyla başlayan bu hareket, 1946 yılında kamu yararına çalışan dernek statüsü kazanarak bugünkü adını almıştır.
Bergama’nın dünyaya açılan kapısı
1937 yılında Türkiye’nin ilk yerel festivali olan Bergama Kermesi başladığında, bu dernek sadece bir organizatör değildi; Bergama’nın dünyaya açılan kapısıydı.
Derneğin en büyük mirası, 1937 yılından bu yana aralıksız düzenlenen ve Türkiye’nin ilk yerel festivali olma özelliğini taşıyan Uluslararası Bergama Kermesi’dir. Dernek, 1968 yılına kadar bu dev organizasyonu bizzat yürütmüş, Bergama’nın adını uluslararası arenada duyurmuştur.
O dönemde ne bugünkü teknolojik imkanlar vardı ne de devasa bütçeler. Sadece bir ideal vardı: Asklepion’un şifasını, Akropol’ün heybetini ve Parşömen’in asaletini tüm dünyaya anlatmak.
***
1989 yılında kurulan Bergama Kültür ve Sanat Vakfı’nın (BERKSAV) temelleri de bu dernek tarafından atılmıştır.
Kültür muhafızı
Derneğin tarihine baktığımızda, Bergama türkülerini notaya döken, unutulmaya yüz tutmuş yerel dinamikleri koruyan, kentin hafızasını bir kütüphane titizliğiyle saklayan bir kültür muhafızı görüyoruz.
Bugün Bergama’da bir tiyatro festivali yapılıyorsa, kentin her köşesinde bir sanat rüzgârı esiyorsa, bunun temelinde 2500 yıllık tarihi başkentin 1930’lardan bu yana süregelen o sivil toplum inancı da vardır.
"Nefes Alan Tarih Bergama"
Dernek, bugünlerde düzenlediği "Nefes Alan Tarih Bergama" söyleşilerinin ilkinde, Ayvazali’nin bahçelerinden Kızıl Avlu’nun gizemine kadar her şeyi yeniden gündeme taşıdı. İkincisinde ise kentin yakın tarihine silinmez izler bırakmış iki önemli ismi; Mustafa Rahmi Balaban ve Mustafa Rahmi Köken’i derinlemesine ele aldı.
Konuşmacılar ise Bergama’nın eski belediye başkanlarından Mehmet Gönenç ve araştırmacı anlatıcı Hamit İri oldu.
Projenin temel felsefesi, Bergama’nın 2500 yıllık tarihini sadece arkeolojik kazılarla değil; yaşanmışlıklar, aile hikâyeleri, unutulan mekânlar ve gelenekler üzerinden anlatmak.
Amaç, kentin yerel halkla bağını güçlendirmek ve "Kültürel Miras Farkındalığı" yaratmak.
Bu dizi, Bergama’nın "turistik bir durak" olmanın ötesinde bir "yaşam alanı" olduğunu hatırlatıyor. Özellikle genç kuşakların, üzerinde yürüdükleri sokakların derinliğini anlamasını sağlıyor.
Dernek başkanı Akın Yasa ve yönetim kurulunun öncülüğünde yapılan bu buluşmalar, kentin sözlü tarihini kayıt altına alarak gelecekteki araştırmacılara da eşsiz bir kaynak sunuyor.
Miras
Geçtiğimiz günlerde yapılan bu çalışmaları izlerken şunu düşündüm: Bergama’yı sevmek bir hobi değil, bir miras ödevidir.
Zira Bergama’yı sevmek; taşın altındaki toprağı, toprağın altındaki tarihi ve tarihin içindeki insanı sevmektir...