Ajans Bakırçay
2020-08-02 11:49:11

Siyasi İstikamet

Recai Şeyhoğlu

recaiseyhoglu1952@gmail.com 02 Ağustos 2020, 11:49

Arada bir durduğum yerde gülesim geliyor. Aklıma bir şey geldiğinden değil… Herhalde pandeminin psikolojimi bozmasından…

Pandemiye alışıp gittim. Sağlık Bakanının açıkladığı günlük ölüm sayılarına baktığımda hiç de inandırıcı bulmuyorum sayıları doğrusu.

Bakanlıkta görevden alınan beş kişinin neden alındığı kuşku veriyor bana.

Cumhurbaşkanının damadının açıklamalarını gördükçe Louis De Funes’i, Sağlık Bakanının açıklamalarını gördüğümde de Öztürk Serengil’i anımsar oldum.

İlk’i güldürüyor, ikincisi de baydırıyor.

İkisi de sahici gelmiyor bana…

Cumhurbaşkanının sözleri ise ikisinin harmanlaması gibi.

Neymiş, dünyada pandemiyi en iyi yöneten ülkelerin başında geliyormuşuz.

İnönü’nün o bildik sözü geliyor aklıma: "Hadi canım sen de!"

****

Çok sinirli bir anımdaydım. Kütüphane açacağız diye anlaştığımız Çiğli Belediyesi’nin sorumlu kişisinden gelen "Kütüphaneyi kurmuyoruz Recai Bey, eşyalarınızı/ kitaplarınızı bıraktığımız yerden alabilirsiniz." telefonu gelmişti ya… İşte onu konuşuyorduk bir arkadaşımla. Öfkemi anlayan arkadaş sakin olmamı istiyordu. O sıra gözüm televizyon ekranına kaymıştı.

Aldı mı bir gülmek…

Biraz önceki öfkeli halimi gören arkadaşım da şaşırmıştı. "Hayrola?" dedi.

"Ekonomimiz adım adım yeniden yükseliyor." diyordu Cumhurbaşkanımızın damadı olan Maliye Bakanı.

Onun yeniden yükseliyor dediği ekonomimiz Hakk’a mı yürüyordu, yoksa şahlanmış da uçuyormuşçasına göklere mi yükseliyordu anlayamıyordum bir türlü.

Devletin kasası boş. Vatandaşın cebi boş. Altın ve Euro yükselip durmakta… İşsizlik günden güne artmakta, kredi batıkları yükselmekte, vergiler artmakta iken ekonomi nasıl oluyor da yükseliyor, gel de anla!

****

Diyanet İşleri Başkanı’nı dinleyince de aklıma hep Hayati Hamzaoğlu ile Danyal Topatan geliyor.

Sevgiden/ barıştan söz eden bir din adamının elinde kılıçla görüntü vermesi ne kadar da sevimsiz oluyormuş meğer…

Erol Taş’tan bile daha sevimsiz…

Bu ülkenin Müslümanlarının özgürce ibadet edebilmesinin önünü açan o büyük öndere kürsüsünden lanet okumasının çirkinliğini anlatacak söz bulamıyorum. Bir din adamı bu kadar mı nankör olur? Oluyormuş demek ki…

Lozan Antlaşması’nın yıldönümüne gelen 24 Temmuz 2020’deki Ayasofya açılışında, Ayasofya minberinde, "Fatih Sultan Mehmet Han, gözbebeği olan bu muhteşem mabedi kıyamete kadar cami olmak kaydıyla vakfedip müminlere emanet bırakmıştır. Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır. Dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir. Çiğneyen lanete uğrar." demişti ya…

Sarıklı İngiliz kuklası Şeyhülislam Mustafa Sabri, Mustafa Kemal hakkında idam fetvasını yayınlayan Dürrizade Abdullah ve Sait Molla yaşasa onlar böyle konuşabilirlerdi ancak…

"Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti kahpedir." diyen Mustafa Sabri…

"Mustafa Kemal ile savaşmak vaciptir." diyen o hain Mustafa Sabri…

****

Ali Erbaş’ın da 'lanete uğrar'dan kastı Atatürk!

Yukarıdaki işbirlikçi hainler açıkça lanet okuyabiliyorlardı Atatürk’e. Milli mücadele karşıtıydılar çünkü… Elalemle kucak kucağaydılar… Ali Erbaş ise onlar kadar cesur değil.

Nitekim eleştiriler üzerine "Ben Atatürk’ü kastetmedim. Atatürk’e beddua değil dua okunur." diye kıvırdı. Beyefendi meğerse Atatürk’ü hedef almamış.

"Geçmişi değil, bundan sonrasını kastettim. Atatürk 82 yıl önce vefat etti. Vefat edenlere dua edilir, beddua değil." dedi.

Vefat edenlere dua edilirmiş. Ölünün arkasından konuşulmazmış. Hep böyle diyorlar.

Ben de şöyle diyorum: "Sahi mi söylüyorsunuz?"

Ali Erbaş, durduk yerde lanet okumadı Atatürk’e… Önceden de vardı buna benzer marifetleri.

17 Eylül 2017’de Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirilen Ali Erbaş’ın İhya TV’deki konuşması bakın nasıl:

"Benim babam da 1921 doğumluydu. Onun anılarını dinleyerek büyüdük hep. Okula gittiğimizde, Kur’an kursuna gittiğimizde, Kur’an öğrenmek için gittiğimizde Karadeniz’in bir dağ köyü… Aman yarabbi, bu ne korkudur ki Karadeniz’in bir dağ köyünde bile birisi dışarıda nöbetçi tutuyor. Acaba bir jandarma gelir de bizim hocamızı alıp götürür mü, diye… Akşam evlerine Kur’an-ı Kerim’i götürmüyorlar. Tarlanın duvarlarında herkesin bir taşı var, o taşı çekiyor, Kur’an’ı taşın içine koyuyorlar. Taşı oraya yerine koyuyor ki eve götürmesin Kur’an’ı… Bu ne korkudur, nerde yaşadık bunu biz?"

Hoca Ali Erbaş, ilahiyatın değil de yalanın profesörü olsa gerek.

****

Ekonomi diplerde sürünüyorken, işsizlik had safhadayken Cumhurbaşkanı, kabine toplantısında "Ayasofya Camisi, 24 saat açık olacak ve 500 kişilik güvenlik ekibi sürekli görev yapacak." diyor.

Öğretmenlerin atanamadığı/ intiharların yaşandığı bir dönemde 500 kişiye iş kapısı aralamış oluyor Ayasofya. Sevindirici mi, kuşku verici mi düşünmek gerek…

500 AKP’liye iş kapısı aralanıyor olsa gerek…

Varsa da yoksa da partilileri korumak, onlara iş bulmak!

Cehapelileri ya da Alevileri işe alacakları yok ya…

****

Roma İmparatoru 1. Jüstinyen’in 532-537 yılları arasında yılında yaptırdığı Ayasofya Katedrali, 1453’te İslami ibadete açılıyor.

Fatih, İstanbul’u fethettiğinde kentteki 20 kadar kiliseyi hemen camiye çeviriyor. Onlardan biri de Ayasofya…

Ayasofya 916 yıl boyunca kilise, 482 yıl boyunca da cami olarak varlığını sürdürdü.

Hıristiyan âlemi için çok önemli bir yere sahip.

Kudüs’teki Mescid-i Aksa Müslümanlar için ne ifade ediyorsa Ayasofya da Hıristiyanlar için aynı şey.

En kapsamlı restorasyon ise 1847-49 yıllarında 5 dil bilen, ressam, tiyatro sevdalısı, piyano ve keman/ viyolonsel çalan, eskrim yapan, güreş tutan, futbol meraklısı Son Halife Abdülmecid tarafından İsviçreli mimarlar Gaspare- Giuseppe Fossati kardeşlere yaptırılıyor.

Ayasofya’nın anlamı, 'Kutsal Bilgelik'

24 Kasım 1934 yılında 7/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılan Ayasofya, 24 Temmuz 2020’de camiye dönüştürüldü. Danıştay 10. Dairesi 86 yıllık kararnameyi iptal ederek, Ayasofya’nın Diyanet’in tapulu mülkü olmasını sağlamış oldu. Konunun biraz geciktirilmiş olmasını Emin Çölaşan kuşkulu buluyor. "Ayasofya kararına fazla itiraz etmesinler diye bazı Hıristiyan ülkelere bazı sözler mi verildi?" diyor. Yabancılarla pazarlıklar yapıldığını ima etmeye çalışıyor.

Olmaz mı, olur vallahi…

Açılışında VİP davetlilerin yanında Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları da üniformalarıyla yer aldı. Komutanlar istediği yerde namaz kılabilir, buna kimse de bir şey demez ama üniformalı olarak açılışa katılmak dini siyasete alet etmek olmuyor mu? Var mı daha önce bunun örneği?

Ayasofya’nın camiye çevrilmesi ister istemez düşündürüyor insanı…

Balkan ülkelerindeki camilerimizi kiliseye çevirmek isteseler gönlümüz kırılmaz mı?

İslam dünyasının içi cız etmez mi?

Ayvalık’taki harikulade mimariye sahip iki kilise, bugün Saatli ve Çınarlı Cami olarak hizmet veriyor.

Merakım şu: Kilise olarak kalsalardı, İslam zarar mı görecekti bundan?

Bu güvensizlik niye?

Kaldı ki bu ülkede Müslüman ve dindar olmayıp kendilerini ateist/ agnostik/ deist/ olarak tanımlayan beş milyonu aşkın vatandaşın ve onbinlerce Hıristiyan ve Musevi’nin olduğu da bilinmeyen bir şey değil…

Kur’an-ı Kerim’de kiliselerin/ Sinagogların camiye dönüştürülmesi var mı?

Hz. Muhammed döneminde kiliselerin- sinagogların camiye dönüştürülmesi gerçekleşti mi örneğin?

Bir başka…

Hz. Muhammed şunu dememiş miydi: "Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah’ın/ Peygamber’in ve tüm müminlerin himayesindedir."

İnsan kulak vermez mi hiç, dininin peygamberine?

Kaldı ki Hz. Ebubekir’den Hz. Ali’ye kadar ne kiliseler ne de sinagoglar dönüştürüldü camiye…

****

"21. Yüzyılda Türkiye’deki bazı çevrelerin Ayasofya’nın camiye çevrilmesini tarihsel önemde büyük bir gelişme olarak görmeleri onların cehaletinin ve zavallılığının göstergesidir." derken Örsan Öymen (Cumhuriyet) haksız mı?

Ayasofya camiye çevrilince çağ mı atlandı sanki?

Bilimde, felsefede, sanatta devrim mi yaşadık diye soruyor Örsan Öymen. Ve de ekliyor: "Atladıkları yer ortaçağdır."

179 bin personeli bulunan Diyanet İşleri Başkanı, Cumhuriyet’in okullarında her sabah Andımız’ı okumuş, Atatürk ilke devrimleri sayesinde modernliği yaşamış, Atatürk’ün büyüklüğü anlatılan törenlerde bulunmuş biri…

Şimdi O’na lanet okuyan bir nankör!

Bol para, bol harcama, hutbe, kılıç, dualı ve zırhlı araç içinde süren bir yaşam…

Hazretleri, öte yandan da yoksullara diyor ki; "Pazara akşam vakti gidin. Daha ucuz sebze ve meyve alabilirsiniz."

İsrafın önde gideni diyor bunu. Yoksul halkla dalga geçiyor adeta… Fakirliğin Allah’a yakın olmak demek olduğunu söyleyen Ali Erbaş’ın zengin yaşam sürmesi sizce ne anlama geliyor?

Onun yaptığını Hazreti Muhammed mi, Fatih Sultan Mehmet mi yoksa Mustafa Kemal Atatürk mü yapıyordu diye kendi kendimize sormamız gerekmez mi?

****

Ayasofya; tarihi, ruhani, dinler ve kültürlerarası önemi nedeniyle 1985 yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne girmişti. Tüm dünyanın ortak kültür varlığıydı.

Katolik âleminin ruhani lideri Papa Francis "Ayasofya’nın ibadete açılması çok acı verici." derken Moskova Patrikhanesi Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Metropolit Hilarion da "Katolikler için Roma’daki Aziz Petrus Bazilikası ne ifade ediyorsa dünya genelindeki Ortodoks Hıristiyanlar için de Ayasofya o kadar önemli bir sembol. Bundan dolayı söz konusu kararı büyük bir üzüntüyle karşıladık."açıklaması yaptı.

350 kilisenin üye olduğu Dünya Kiliseler Konseyi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mektup göndererek Ayasofya’yı müzeden camiye dönüştürme kararından geri dönmesi çağrısında bulundu.

İktidar, empatiden yoksun.

İktidar, Hıristiyan dünya ile sanki bir gerginlik yaratma peşinde.

3 Şubat 1932’de burada okunan Türkçe Ezan mıydı yoksa onları bu denli rahatsız eden?

Oysa daha geçen yıl Ayasofya’nın yeniden cami işlevine kavuşması gündeme geldiğinde kükremişti Cumhurbaşkanı: "Ayasofya’yı camiye çevirmenin faturası çok ağırdır. Ayasofya ibadete açılsın diyenler dünyayı tanımıyor. Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna gelecek kadar siyasi istikametimi kaybetmedim.Önce karşısındaki Sultanahmet’i doldurun."

İnsan hiç bugün A dediğine yarın B der mi Allahaşkına?

Ama daha önce de buna benzer A ve B ‘leri olmuştu Başkanın.

Örnek mi…

1991 yılında "Güneydoğu sorunu olarak adlandırılan sorun, aslında Kürt sorunudur." demişken, 2002'de ise "Kürt sorunu var dersen sorun olur. Yok dersen sorun ortadan kalkar. Biz böyle bir sorun yok diyoruz." dememiş miydi?

2005’te "Kürt sorunu vardır. Benim de sorunumdur." diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dı.

2015 yılında ise "Ne Kürt sorunu yavv! Kimse bize yutturmaya kalkmasın, yok böyle bir şey!" diyen de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı.

****

24 Temmuz 2020’de, geçen yıl neler dediğini unutmuşçasına "Gayretlerimiz neticesinde hamdolsun Ayasofya cami oldu." dedi.

Başbakanken, "Lozan Antlaşması devletimizin tapusudur. İnanç, cesaret ve fedakarlık zaferidir. Diplomasi ve uluslararası hukuk alanında tescilidir." dedi.

Cumhurbaşkanı iken de "Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Zafer mi bu?" dedi.

Cumhurbaşkanı bizimle dalga mı geçiy yoksa, bilmem ki…

****

17 yılda 17 kez eğitim sistemini değiştiren, cihatçı, biatçı, sorgulamayanlar ordusu yetiştiren iktidar, şimdi de hilafetin kapısını aralamaya çalışıyor.

Oğul Bilal Erdoğan, alfabenin tartışılmasına kapı araladı bile…

Bu arada Ankara Valiliği, 30 Temmuz 2020’de Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bağış kampanyasında bloke edilen 3,5 milyon lirayı kamulaştırma kararı aldı.

Hak- hukuk savunucuları görünümündeki iktidar sahipleri muhalif belediyelerin başarılarını halkın görmesini istemiyor çünkü.

Öte yandan cahilleştirilmişlerin sayısını arttırmak için de ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Örnek mi…

2003 yılında 1.350 olan kütüphane sayısının 2019 yılında 1.182’ye gerilemesini başardılar.

Dinin siyasallaştırılması/ halkın cahilleştirilmesi ve yoksullaştırılması biliyorlar ki onlara oy kazandırıyor.

Ama bir şeyler ters gidiyor olmalı ki son aylarda çok oy kaybetmekteler…

Bu nedenle sarıldılar Ayasofya kartına…

Bu konuda en net açıklama bir zamanlar RTE’nin değişmez ekonomi kurmaylarından, bugünün DEVA PARTİSİ lideri Ali Babacan’dan geldi: "Türkiye’nin büyük sorunları var. Ayasofya, Hükümetin büyük sorunları örtmek için getirdiği olaylardan biri."

Özetin özeti:

Ayasofya, zaten 1991’den bu yana hem müze hem de öğle ve ikindi namazlarının kılındığı ve Kur’an okunduğu 'Müze Cami' idi.

2020’de ekonomik kriz derinleşti. AKP halk desteğini yitirdi. Tabanı erimeye başladı.

Ne yapılması gerek?

Ayasofya en kullanışlı kart.

"Ayasofya’yı yeniden ibadete açmak", "Zincirler Kırılsın/ Ayasofya Açılsın!" diye yürüyüşler yapmak, televizyonlarda boy göstermek ve sabah akşam Ayasofya nutukları atmak…

Dava, kaçan oyları toparlamak!

Dava, iktidarını sürdürmek…

Ali Babacan’ın sözlerine kulak verelim.

O, onları bizden daha iyi tanıyor çünkü. Yanlışı yok, yalanı da…

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.