Ajans Bakırçay
2020-08-14 15:00:31

Harun Karadeniz

Recai Şeyhoğlu

recaiseyhoglu1952@gmail.com 14 Ağustos 2020, 15:00

Her 15 Ağustos’ta aklıma bir kişi gelir: Harun Karadeniz ve Muğla Eğitim Enstitüsü günlerim… 1978’de İGD Muğla Bölge Sorumlusuydum. MADEN-İŞ’in bize ayrılan salonunda arkadaşlarla anmıştık onu.

İz bırakan devrimci/ üniversiteli önder denildi mi aklıma hep o geliyor.

1972’de eşi, dönemin İstanbul Sıkıyönetim Adli Müşaviri Turgut Akan’a soruyor: "Kocamı hangi suçla tutuyorsunuz? Sağlığı iyi değil. Hayati tehlike söz konusu. O eline silah almadı."

Eşinin sözleri üç aşağı beş yukarı böyle. Adli müşavirin yanıtı çok kısa: "Ölsün istiyoruz!"

Sonra da şöyle konuşuyor: "Eğer eline silah alsaydı işini bitirmek çok kolaydı. O bizim için eline silah almayanlardan daha tehlikeli! Bunun için ölsün istiyoruz."

****

1942, Armutlu-Alucra/ Giresun doğumlu Harun Karadeniz’i Türkiye Devrimci Gençliği "Olaylı Yıllar Ve Gençlik" kitabı ile tanıyor.

"Özel Okullar Devletleştirilsin" yürüyüş ve kampanyasının örgütleyicilerinden biri o.

7 Kasım 1967’de başlayan yürüyüş ve 11 Kasım 1967’de Adapazarı’nda yaptığı konuşma unutulmuş değil… Köy Enstitülerinin kapatılmasının nedenini ve yoksul aile çocuklarının okuyamamalarını anlatan ve bu işi düzeltebilecek bir tek kuvvetin bulunduğunu söyleyen Harun Karadeniz’in son tümcesi şöyle: "O kuvvet sizlersiniz, yani halk!"

Öğrenci hareketlerinin sınıf hareketinden bağımsız olmayacağını düşünen de Harun Karadeniz idi.

Adli müşavirin neden ölsün istiyoruz sözüne gelince…

Çünkü, düşünüyor/ konuşuyor ve yazıyordu o.

'Yaşamımdan Acı Dilimler, Eğitim Üretim İçindir, Kapitalsiz Kapitalistler, Özel Yüksek Okullar Ve Ardındaki Oyun' gibi araştırma/ inceleme/ eğitim kitaplarıyla sorguluyor/ çözüm yolları arıyordu.

Bu da devletin yüce katlarını rahatsız ediyordu.

Gençliğin ve işçilerin kurtuluşunun ortak mücadeleden geçtiğini anlatıyordu hep.

Sosyalist Türkiye için konuşuyor ve yazıyordu koca yürekli Karadenizli.

’68 Kuşağının anti-emperyalizm bayrağını yükselttiği dönemde en ön saflarda mücadele vermiş olan Harun Karadeniz’i 15 Ağustos 1975’de sonsuzluğa uğurlamıştık.

Günün birinde Harun Karadeniz’in sol elini havaya kaldırmış fotoğrafını bronz heykel olarak İTÜ bahçesine dikecek olan İTÜ’nün İnşaat Mühendisliği Bölümü öğrencilerini şimdiden selamlıyorum.

****

Onu dinlesek, kitaplarını okusaydık 2020’nin ağustosunda Türkiye, sefalet liginde dördüncü olmayacaktı. Venezüella, Arjantin ve Güney Afrika’dan sonra bu ligde yer almamış olacaktık.

Onu dinlesek ve okusak Dünya Bankası, 2020’nin ağustosunda Türkiye’de yoksulluk oranının yüzde 10,4’ten yüzde 14,4’e çıkacağını söylemeyecekti.

Onu dinlesek üniversiteler bu halde olmayacaktı. Karısı işe alan rektörler olmayacaktı ülkemizde. İşe girmek için yıllarca bekleyen üniversite mezunlarımız bulunmayacaktı.

Aile yapımız bugünkü gibi çözülmeyecekti.

İstanbul Sözleşmesi’nin konuşulduğu şu günlerde yaşanan dramlara tanık olmayacaktı.

Düşünebiliyor musunuz, bir vali yardımcısı miras için annesini ve kardeşini öldürüyor.

Siverek’te 14 yaşındaki çocuğa dayısı ve ağabeyi tecavüz ediyor. Doğum yapan zavallı kıza da kimseler sahip çıkmıyor.

Hatay’da, kızı öldürülen bir anne feryat ediyor: "Kızımı babası öldürdü."

İstanbul/ Beyoğlu’nda Hüseyin D., elindeki tineri kardeşi Serkan D.’nin üzerine dökerek onu yakıyor.

Kütahya’da K.F. adındaki genç, babasına ait marketi soyarak kasadaki 900 lirayı alıp kaçıyor.

****

Tedavisi yaptırılmayarak ölüme terkedilen Harun Karadeniz yaşasaydı/ sözlerine kulak verilseydi/ yazdıkları okunsaydı bugün bu tabloyla karşılaşmayacaktık.

"Ölsün istiyoruz" diyenlerin torunları ne düşünüyorlardır kimbilir?

Anısına özlemle…

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.