Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?

“ASAL Araştırma”, haziran ayında 26 ilde 2000 vatandaşa sormuş ‘Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?’ Ekonomi ve hayat pahalılığı yüzde 60,4’le ilk sırayı alırken, Adalet/Hukuk sistemi, Eğitim, Emekli maaşları/Asgari ücret, Ahlaki değerlerin kaybı, Terörizm, Göç sorunu/Mülteciler, Güvenlik/Kamu düzeni, Kürt sorunu, Kentleşme/Deprem sorunları %10-%1 aralığında sıralanmış…

Araştırma sonucunda ‘ekonomi ve hayat pahalılığının’ ilk sırayı alması sürpriz değil ancak siyasi iktidar bu soruna nasıl bakıyor ve onun en önemli sorunu ne?

Siyasi iktidarın hayat pahalılığına çözüm olarak bulduğu istatistikleri üreten TÜİK (Tüketici İnfaz Kurumu) 2026 yılının haziran ayında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)yi, aylık 0,99 seviyesinde yıllık ise yüzde 32,11 artış olarak açıkladı. (ENAG’ın hesaplamalarına göre haziran ayı enflasyonu aylık yüzde 1,94 yıllık bazda ise yüzde 51,49)

TÜİK’in verilerine göre SSK ve Bağ-Kur emeklileri yüzde 17,75 memur ve memur emeklileri ise yüzde 13,51 oranında zam alacak.

Birleşik Metal-İş Araştırma Merkezi Haziran 2026 raporuna göre; açlık sınırı 36 bin 42 TL, yoksulluk sınırı ise (4 kişilik bir aile) 118 bin 404 TL çıkmış iken asgari ücretin 28.075,50 TL olduğu, yapılacak zamlarla en düşük emekli maaşının 23 bin 552 liraya çıkartılıyor olması ise vatandaşın hayat pahalılığına çözüm bulunmadığının göstergesidir.

Bu arada bedelli askerlik ücretinin de enflasyon rakamlarına bağlı olarak 470.000 TL ye çıkarılacağını okuyup 21 günlük eğitimin günlük bedelini en düşük emekli aylığına yakın 22.380 TL olarak hesaplayınca bedelli askerlik yakında özelleştirilir mi diye sorguladım bu kazanç kapısını ve vatani vazifesini 6 ay yapan er ve erbaşların aylıklarını. Er 1.266,00 Lira, Onbaşı 1.447,80 lira, Çavuş 1.631,24 lira olduğunu öğrendim ve konu askerlik olunca siyasi iktidarın en önemli gündem maddesi olan 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarının katılacağı NATO Zirvesine bir bakmak gerektiğini düşündüm…

NATO, Batılı ülkelerin, 1nci Dünya Savaşından sonra 1949’da Sovyetler Birliği’nden gelmesi muhtemel askeri tehdide karşı oluşturdukları, bir savunma örgütü. NATO’nun başlangıcında 12 olan üye sayısı 1952 de Türkiye’nin katılmasıyla bugün 32 ve bir bölümü dağılan Varşova Paktı üyesi olan ülkeler. Ve bugün Fransa Cumhurbaşkanı Macron ‘NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini’ söylerken ABD Başkanı Trump’ın NATO’yu ‘kâğıttan kaplan’ olarak nitelemesi, ‘NATO aracılığıyla örgüte üye olan diğer ülkeleri gütme çabası’ örgütün geleceğinin sorgulanması yolunu açıyor…

İşte bu sorgulamayı yönlendirecek toplantının yapılacağı ülkemizde gündemde olan konu toplantının gündemini oluşturacak konular değil 28 Haziran saat 00.00’dan 10 Temmuz saat 23.59’a kadar sürecek önlemler. Bu süre zarfında; açık ve kapalı alanlarda her türlü toplanma, gösteri yürüyüşü, miting ve protesto eylemi, basın açıklamaları, oturma eylemleri ve açlık grevleri, çadır kurma, stant açma, el ilanı, broşür dağıtma ve afiş/pankart asma faaliyetleri tamamen yasaklandı.70 bin kişilik bir güç, ilan edilen kırmızı bölgeler, haftalar öncesinden yapılan tatbikatlar, 208 gözaltı, aralarında akademisyenler, çevre gönüllüleri, gazeteciler ve en komedisi bir komedyenin olduğu 176 tutuklu ve de T24, Cumhuriyet, Halk TV, Sözcü, Bir Gün, Evrensel, Nefes, ANKA Ajansı, İlke TV, Medyascope, Yetkin report, Aydınlık, Ulusal Kanal’da çalışan gazetecilere akreditasyon yasağı. 12 milyar liraya yakın 250 milyon dolarlık bütçe…

Bu yasakları okuyunca acaba diyorum toplantı Ankara yerine Bursa- Uludağ’da yapılsaydı sessiz ve sakin bir ortamda.

Bizlerde rahatça düşünseydik zirve öncesinde Trump’ın Erdoğan’a övgüleri sıklaşmasını, “İran savaşından uzak durduğu için” diyor ama, Erdoğan ‘gel’ dedi, gidiyorum. Erdoğan’a saygımdan dolayı NATO’ya katılacağım, o olmasaydı belki zirveye gitmezdim. Erdoğan’a bir hediye verebilirim” derken hediyeyi merak da ediyorum ama bir taraftan da Trump’ın rahip olayındaki tavrı, ekonominizi mahvederim tehdidi, hakaret mektubu ve hakaretleri de unutmuyorum… Kokusu zirvede ortaya çıkar mı yoksa zamana yayılır ve al gülüm ver gülüm ne kadar ekmek o kadar köfte hesabına mı döner?…

Ve de merak ediyorum zirve öncesi “ABD Temsilciler Meclisi Tom Lantos İnsan Hakları Komisyonunda”, ‘Türkiye İşgali Altındaki Kıbrıs’ta İnsan Hakları: Erdoğan’ın Sicili ve Ankara NATO Zirvesi’ne Etkileri’ başlıklı bir oturumda “Türkiye’nin Kıbrıs ve bölgesel politikaları hedef alınırken, ABD yönetimine karşı yaptırım uygulanması çağrılarına karşı” Türkiye’nin resmi tavrı ne olacaktır? Türkiye’nin Kıbrıs’taki demografik yapıyı değiştirdiğini, kültürel miras üzerinde tahribat yarattığının iddia edildiği, S-400 füzeleri nedeniyle F-35 ve F-16 kısıtlamalarının sürdürülmesi, Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından Türkiye’nin kara listeye alınması ve Kıbrıs’taki mali faaliyetlerin denetlenmesi gerektiğini içeren eylem planına karşı zirvede nasıl bir cevap verilecektir?

Bir diğer konu ise BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Holguín’e atfedilen 2Kıbrıs ın yeniden yapılandırılması planı’. İddiaya göre planda Maraş ve Güzelyurt’un Rum tarafına bırakılması, Türk tarafına AB üyelik sürecinin açılması, ambargoların kaldırılması ve federal bir yapı kurulması gibi başlıklar yer alırken NATO planda yer alıyor. Zirvede bir oldu bittiyle karşılaşır mıyız?

Yunanistan hem Kıbrıs’ta hem Ege’de hem de Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan’da bir oldubitti peşinde. NATO üyesi olarak NATO Zirvesinde bu konuları gündeme getirecek ve Yunanistan’a dur diyebilecek miyiz?

Bir diğer konu ise malum CHP ile ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen rüşvet soruşturması kapsamında Balçova ve Seferihisar belediyelerine yönelik düzenlenen operasyonlar sürerken merak ettim CHP li belediyelerin durumunu ve önce CHP web sitesine baktım tek satır yok araştırdım sonuçta ulaştığım ama emin olmadığım rakamlar şöyle…

31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerde büyük başarı göstererek birinci parti olan CHP, 420 belediyeyi kazanmıştı. Ancak seçimden sonra Ekim 2024’ten beri süren yolsuzluk, rüşvet, irtikâp iddialarını içeren operasyonlarda toplamda 28 belediye başkanı tutuklanırken, CHP’li belediye sayısı kayyum atanması, parti değişikliği ile 383’e düşmüş. Yarın ne olacağı belli değil ancak belli olan bir konu var ki siyasi iktidarın hedefinde tüm CHP’li belediyeler potansiyel suçlu ve bu konuda karar verecek bağımsız yargımız var diyebilir miyiz?

O zaman yarın ola hayrola kalın sağlıcakla… Sahi neydi Türkiye’nin en önemli meselesi?