Türk tipi ekonomi “Ya Tutarsa”

GENAR araştırmasının ekonomi yönetimine yönelik güven sonuçlarını inceledikten sonra sadece bir sonucu ele alarak geliştirmeyi düşündüğüm yazımın başlığı bir karamsarlığın ifadesiydi. Ancak mola verdiğim anda bir mutlu sonucu paylaşarak başlamak istiyorum yazıma. A Milli Voleybol Takımımız temmuz ayında kazandığı 2026 FIVB Kadınlar Voleybol Milletler Ligi şampiyonluğundan sonra Avrupa Şampiyonasında İtalya’yı 3-1 yenerek Avrupa şampiyonu da oldu. Şampiyon “Atatürk’ün Kızları Filenin Sultanlarını” kutluyorum, teşekkür ediyorum tüm emeği geçenlere…

Evet, gelelim GENAR Eğitim, araştırma ve danışmanlık şirketinin son anketine; araştırmaya göre toplumun yüzde 32,2’si ekonomi yönetimine “hiç güvenmediğini”, yüzde 35,1’i ise “güvenmediğini” belirtirken ekonomi yönetimine güven duymayanların toplam oranı yüzde 67,3 olarak ortaya çıktı ve bu sonuçla Türkiye’nin en önemli gündem maddesi ne sorusunun cevabı ise “enflasyon ve hayat pahalılığı” olarak ilk sıraya yerleşmiş oldu. Ankete katılan Cumhur İttifakı seçmenlerinin yaklaşık %58’i, uygulanan programın orta vadede başarıya ulaşacağına inandığını belirtirken, %42’lik kesim ise somut sonuçların daha hızlı alınması gerektiği yönünde görüş bildiriyor.

Onlar inanmaya devam etsinler görünen gerçek memnuniyetsizlik had safhada ve bu sonuçların değerlendirilmesi aşamasında ekonominin 2027-2029 dönemini kapsayan 3 yıllık yol haritasını ortaya koyan büyüme, enflasyon, istihdam, cari açık, bütçe dengesi, ihracat ve yatırımlara ilişkin hedefleri içeren orta Vadeli Program (OVP) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından paylaşıldı.

2026 sonunda milli gelirin 1,8 trilyon doları, kişi başına düşen gelirin ise 20 bin doları aşması beklenirken OVP dönemi sonunda millî gelirin 2,2 trilyon doların üzerine, kişi başına millî gelirin 25 bin dolara ulaşması ön görülüyor. Bir önceki OVP’de 2026 yılı için yüzde 16 olarak belirlenen enflasyon hedefi yüzde 28,4’e yükseltilirken %3,8 olarak öngörülen büyüme ise yüzde 3,3’e çekildi. OVP de 3 yıllık enflasyon hedefleri şu şekilde belirlendi: 2027: %21,0, 2028: %13,5, 2029: %9,0…

OVP, rakamlar ve ekonomik değerlendirmelerle yüzlerce sayfa olarak devam ediyor. Ekonomistler ve rakamların dilinden anlayanlar bu konuları derinlemesine inceleyecek ve bizleri bilgilendirecektir. Benim bu rakam karmaşasında en dikkatimi çeken konu enflasyonun tek rakama ineceği müjdesinin 2029’a ertelenmiş olması. Bilmiyorum bu öngörü 2018 de; (enflasyon %15) enflasyonu tek haneli rakama indireceğini söyleyen ve bu kardeşinize yetkiyi verin, faizle (%16,5) şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” diyenlerin kulağı çınlıyor mu acaba?

Onun kulağını bilmem ama vatandaşın karnı gurulduyor ekonomiyi OVP ile programlayıp, ulaşılamayan hedefleri rakamları değiştirerek değil üç yılı bir yılı bile planlamayanların yaptığı “Ya tutarsa” anlayışı ile ekonominin savrulduğu her noktada programı değil günü geçiştirmektir. Ve de bunun en doğru açıklamasını OVP hakkında ki düşüncelerini açıklayan Maliye Bakanı Şimşek vermektedir. “…Bugün “Evet, arzuladığımız noktada değiliz. Başlangıçta hedeflerimiz tabii ki iddialıydı. Biz ataleti muhtemelen düşük ölçtük”

O düşük ölçtüğü ataletin (kişinin, kurumun ya da toplumun bir işi mutlaka yapması gerektiğini ve yaparsa neler kazanacağını bilmesine rağmen, yapması gereken zamanda, yapması gereken yerde ve yapması gerektiği gibi yapmamasıdır. Bir sistemin veya aygıtın çalışmaz duruma gelmesi, görevini yapmaması.) Ağustos ayına yansıması bu ifadenin göstergesidir.

Ağustos ayı verilerine göre TÜRK-İŞ’in araştırmasında dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık asgari gıda harcaması ‘açlık sınırı’ 37.388,30 TL. Gıda harcamasının yanı sıra giyim, konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu ihtiyaçlar için yapılması gereken toplam aylık harcama tutarı olarak hesaplanan ‘yoksulluk sınırı’ ise 121.786 TL seviyesine yükseldi. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 48.305,38 TL olarak hesaplandı.

TÜİK’in daha düşük açıklanan rakamlarını baz alsanız dahi bugünkü ekonomik çöküntünün rakamları ile geçmiş OVP ile ne derece uyumludur? Bir yılını tutturamayan 3 yıllık programı yapsan ne yazar, yapmasan ne yazar ortaya çıkan sadece ‘dostlar alışverişte görsün’ anlayışıdır…

Ve de bir başka gündem de olan konu ise TARİŞ (Tariş İncir, Üzüm, Pamuk ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri) tarafından açıklanan kuru üzüm alım fiyatı. “TARİŞ” sözcüğü, kuruluş yıllarında Birliğe destek olan bankalardan Tarım Bankası (Ziraat Bankası) ile İş Bankası’nın ilk hecelerinden oluşmakta olup amacı “Kooperatifçilik ilkeleri doğrultusunda, ürünün gerçek değerini bulabilmesi için piyasada denge unsuru olmak, kaliteli üretimimiz ve pazar odaklı yaklaşımımızla ortaklarımızın ürünlerini en iyi şekilde değerlendirmek” olarak belirlenmiştir.

TARİŞ; Ege Bölgesi’nde 7 ilde, yaklaşık 100.000 üretici ortağın örgütlendiği, 106 kooperatifin bağlı olduğu üzüm, incir, pamuk ve zeytinyağı olarak dört ayrı üretici örgütünün ortak markası olmaya devam etmektedir. Üzüm birliğine bağlı olarak 13 Üzüm Tarım Satış Kooperatifi faaliyet göstermekte olup 10.000 yakın üretici ortağı bulunan Tariş Üzüm Birliği kuru üzüm fiyatını 2024 yılında 100 TL/kg, 2025 yılında 120 TL/kg açıklamışken 2026 yıl avans alım fiyatını 80 TL/kg olarak açıkladı. Gerekçesi ise geçen yıllara göre rekoltenin çok yüksek (200 bin tondan 300 bin tona) olması ve geçen yıldan kalan satılmamış 60 bin tona yaklaşık kuru üzüm olması yanında iklim değişikliği nedeniyle üzümde ki kalite düşüşü.

TARİŞ yönetimi gerekçelerde haklıdır ancak değerlendirmesi gereken 2 konu vardır ki bu da ücretlendirmenin olmazsa olmazı enflasyon farkıdır ve de kuruluş amacında ki “…ortaklarımızın ürünlerini en iyi şekilde değerlendirmek” ilkesidir. Bugün resmi rakamlarla %30 civarında olan enflasyona üreticinin emeği de katılarak fiyat açıklanmalıydı. Bugün üretici sendikalarının belirlediği 150 TL’nin çok altında kalan avans alım fiyatı üreticinin zarar edeceğinin açık ve net göstergesidir.

Sergide kuruyan üzümün fiyatının geç ve düşük açıklanması yanında geçen yıl kuru üzüm piyasasında görülmeyen Toprak Mahsulleri Ofisi bu yılda sessizliğini korumaktadır. Aklıma gelen ise TARİŞ ile TMO arasında bir danışıklı fiyat anlaşması mı olduğudur. Bugün Tarım Bakanı ile Maliye Bakanı arasında yapılacağı açıklanan görüşmeden TMO ‘nin alım fiyatı beklenti kadar olmasa da enflasyon farkı ile artırılır ve bu iktidara oy vermeyeceğini açıklayan üreticiye bu bir siyasi yatırım olarak sunulur mu?

Konu üzümden açılmışken bir sözümde belediyelere ‘Bağ Bozumu Şenlikleri’ yapılıyor sazlı, sözlü, en güzel üzüm seçiliyor, kelter taşıma yarışmalı… İyi hoş ta bu fiyatla zarar edeceği ve önümüzde ki yıla bağını sökme düşüncesinde olan üreticinin hakkını arama konusunda neredesiniz ne yapıyorsunuz? Hani şenlikten önce üreticileri toplayıp bir hak arama, bir eylem, sorgulama. Kavgasız, gürültüsüz “Sessiz Çığlık” sergi yerinde, köyde, bağda…

Bir diğer konu ise bugün bağcılıkla uğraşan çiftçinin yaş ortalaması 57 olarak açıklanıyor ki ben buna şahidim. Ekonomik dengesizlikle baş edemeyen çiftçi yarın yaşı nedeniyle bağcılıktan vaz geçecektir ve bağını sökecektir. Üzümün yerine ikinci ürün ne olmalıdır ve gençleri bağcılığa teşvik için neler yapılmalıdır? Var mıdır bu sorunun cevabını verecek…

Son söz; ekonomi yönetiminin OVP deki “niyeti” ile üreticinin ve tüketicinin yaşam gerçekleri uyuşmuyor hayatın gerçekleri ve yaşam maliyeti saraydan değil bizzat tarladan, fabrikadan, pazardan üreticiden, tüketiciye maliyet müessiriyet faktörü sorgulanmalı ve planlanmalıdır… Sağlıcakla kalın.