Geldi, geliyor, bugün, yarın derken ‘geldi’ ve komisyondan apar topar geçti. Yangından mal kaçırır gibi TBMM de görüşüldü. Teklif, 467 kabul oyuyla TBMM’de 10 Ağustos’ta kabul edildi. Oylamada 87 milletvekili “ret”, 7 milletvekili ise “çekimser” oy kullandı. Neden mi bahsediyorum? İktidarın “Terörsüz Türkiye” diye nitelediği süreç kapsamında hazırlanan ve “çerçeve yasa” diye anılan kimlerin hazırladığı, kimlere danışıldığı, tam metin olarak basılı halde milletvekillerinden bile saklanan, bir gün önceden ‘laf ola beri gele’ açıklanan, terörist başının İmralı’dan onayladığı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine dair yasadan…”
Devlet Bahçeli’nin Kürt sorununa ilişkin 22 Ekim 2024 tarihli çağrısının ardından başlayan “Terörsüz Türkiye” sürecinin son halkası olan bu yasayla amaçlanan; 15 Ağustos 1984’den bu yana 42 yıldır süren, 15 bin asker, polis, sivil vatandaşın şehit edildiği, 46bin teröristin etkisiz hale getirildiği ve 1,5 trilyon dolar maliyet üreten terör belasından kurtulmaktı.
Kurtulmaktı ama dünden bugüne bir anda gelinmedi. “Dünü bilmeyen bugünü anlayamaz, bugünü anlamayan yarını göremez” sözünden giderek düne bir bakalım…
İlk Kürt ayrılıkçı örgütü 1900 yılında İstanbul’da kurulan “Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti” idi. Sonra 20’den fazla bölücü Kürt örgütü kuruldu. İlk Kürt ayaklanması 1806 yılında Abdurahman Paşa yönetimindeki “Baban Aşireti İsyanı” ardından “49 Kürt isyanı” tarihe kaydedildi…
27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır’ın Lice ilçesi Fis Köyü’nde sosyalist bir Kürt devleti kurmak hedefiyle Türkiye’ye karşı ‘Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi’ verecek uzun süreli halk savaşında silahlı mücadele amacıyla PKK (Kürdistan İşçi Partisi) kuruldu… Hedefleri 1921 anayasasında 11’nci madde ile belirlenen “Vilayetlerin özerklikleri ile 12 ve 13ncü maddelerde ki vilayet şuralarının kurulmasıydı… 15 Ağustos 1984 tarihinde Şemdinli ve Eruh baskını ile devlete karşı ilk kurşunu sıkan PKK terör örgütünün saldırıları tam 42 yıl devam etti…
Önce “Kürt Sorunuydu” problemin adı ve çözümü için çareler üretti siyasiler; “Kürt realitesini tanıyoruz”, “Dağda silah tutacaklarına düz ovada siyaset yapsınlar”, “Kürt sorunu benim sorunum”, “Kürt kardeşlerimizin kendi dillerinde şarkı söylemesine karşı değiliz” benzeri açıklamalarla… Kürt Sorununun “Terör Sorunu” olduğunu anlamaktansa sorunun çözümünü güvenlik güçlerine bıraktılar. Ne zaman ki bölgedeki feodal yapıya hakim olan toprak ağaları siyasallaşıp bölgede PKK ile müşterek faaliyetlere başlayınca Açılım, Oslo görüşmeleri ve Dolmabahçe Mutabakatı gibi çözüm süreçlerini başlattılar. 2010 Şubat ayında akp iktidarı silahlı kuvvetlere bölgede yapılacak operasyonlar için mülki amirden izin alma şartını ortaya koydu… 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, 16 Temmuz 2014 tarihli Resmî Gazete ‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Özellikle akp iktidarı zamanında süreçle ilgili yapılanları TBMM de ki konuşmasında sorgulayan İyi Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’in değerlendirmeleri ışığında yasanın dününü ortaya konmaktadır ve dünü anlamak adına mutlaka incelenmelidir bu konuşma…
Yine dünden kısa iki alıntı ile bugüne gelelim;
MHP lideri Bahçelinin 4 Kasım 2014 de TBMM Grup Toplantısında yapmış olduğu konuşmadan birkaç satır. “…2002’de sıfırlayan terör AKP’yle canlanmıştır…”, “…İmralı ve Kandil arasında tam bir pazarlık hattı kurulmuş, Türkiye’nin akıbeti buraya zincirlenmiştir…”, “…Kırmızı kitabı kaleme alanlar, Türkiye’nin üzerine kırmızı kalem çekmek üzeredir…”
15 Ağustos 2009 tarihinde hazırlanan 156 sayfalık 10 ilke ile 3 aşamalı plan içeren “Türkiye’de Demokratikleşme Sorunları, Kürdistan’da Çözüm Modelleri (Yol Haritası)” başlığı adını taşıyan belgenin hazırlayıcısı terörist başı ve bugün yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” yasasının ana fikri…
Yeni yasa ile ilgili değerlendirmeden önce TBMM de görüşülmesi için seçilen tarihin Sevr Antlaşmasının 106’ncı yılı olmasını tesadüf olarak değerlendirenlere terörist başının bir açıklamasını hatırlatmak gerektiğini düşünüyorum. “…Bin kilometrelik yol bir adımla başlar.
Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız…” “…Henüz her şey çözülmüş değildir…” Verdiği mesaj yeni bir Cumhuriyet ve bu cumhuriyette Kürt realitesinin yol haritası ve hedef 100 yıl sonra Sevr’de yarım kalan Kürdistan olmazsa özerk yönetim!
Ve de bugünde; “12 maddeyi içeren “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine dair yasa” ile;
PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete ‘de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır.
Ancak bu amaca ulaşacak maddelerde Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içerdiği hukukçular tarafından dile getirildiği gibi yasa teklifinin TBMM’deki görüşmelerinde de gündeme getirilmiştir.
Yurt dışındaki örgüt elemanlarının durumu belirsizdir. Terörün finansmanının görmezden gelindiği, örgütün ekonomik gücü, elde ettiği mal varlığı ve bunların tasfiyesinin gündeme alınmadığı, kurulacak üst kurulla yürütmenin yargıyı yönlendireceği, infaz kolaylığı ile cezaların ertelenmesinin örtülü af düzenlemesi olduğu, aynı suçlardan mahkûm olanlar arasında örgüt adına dayalı imtiyaz yarattığı, yasa kapsamındaki görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağı maddesinin cezasızlık zırhı olarak kabulü ile yargısal denetimin engellendiği ana başlıklarını içeren bu anayasal aykırılıklar çözülmeden yasanın kabulü bundan 10 yıl önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması sırasında söylediği ve uyguladığı “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” yaklaşımının devamı olarak kabul edilemez bir uygulamadır.
Bu aykırılıklara karşı Yeni Partinin hukuki bir çalışma yaparak konuyu Anayasa Mahkemesine götürmesi ve çözümün hukuki dayanaklarının Anayasaya uygunluğun sağlanması gerekmektedir. Yeni Parti yönetimi yasasın görüşülmesi esnasında ‘iki arada bir derede kalarak’ ‘ne şiş yansın ne kebap misali’ siyasi stratejisini “barışın önünde durmayacaklarını belirterek, teklifin oylamasında parti yönetimi olarak “evet” oyu vereceklerini, milletvekillerini ise bölgesel olarak serbest bıraktıklarını” açıklaması bundan sonraki yol haritasında şüpheye yol açsa da sürecin Lozan Antlaşması ve Anayasal ilkeler ışığında devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile Cumhuriyetin temel nitelikleri çerçevesinde yürütülmesi beklenen yol haritasıdır…
Ve de bugünün özeti MHP lideri Bahçelinin 4 Kasım 2014 de TBMM Grup Toplantısında yapmış olduğu konuşmadan aldığım yukarıda ki birkaç satırdır… Dün dündür, bugün bugündür sözüdür bu satırların özü.
Peki, yarın ne olacaktır? Görünen o ki Beştepe’den alınacak talimatla yasada ki işlemler “danışıklı dövüş” ile ‘al gülüm, ver gülüm’ hesabı ile zamana yayılacak seçim sürecine kadar yeni anayasa yapılması ve RTE nin bir dönem daha Cumhurbaşkanı olması için gerekli değişikliklerin olması aşamasında verilecek tavizlerle yürütülecektir… Anlaşma ve sürecin yürütülmesindeki pazarlıkların kesilmesi ise önceki açılım ve görüşmelere bakıldığında hiç de sürpriz olmayacaktır.
Bir vatandaş olarak “hayır” denilmesi gerektiğine inandığım bu yasaya evet oyu verenlerin yasa teklifinin gerekçesinde ki devletin görevleri bölümünü ve maddelerini, Anayasanın 81’nci maddesindeki yemin ettikleri ilkeler ışığında Anayasaya uygunluk açısından bundan sonraki süreci bu ilkeler doğrultusunda değerlendirmeleridir…
Son söz olarak terörü önlemek adına bir yola girilmiştir. Terörsüz Türkiye hepimizin özlemidir. Terörle müzakere değil mücadele edilir. Adına Kürt sorunu diyerek Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun sorunlarını çözemezsiniz. Bugün Kürt vatandaşlarımızın Anayasal hakları, kültürel, sosyal ve ekonomik ve tüm vatandaşlık haklarından kısıtlanan hiçbir hakkı yoktur. Tüm vatandaşlar eşittir ancak terör sorunu ile bölge siyaset ağalarının çıkarları doğrultusunda ötekileştirilmektedir. Burada ki vatandaşlarımızı etnik bir ayrımcılıkla ayrıştırmak ve bölgenin sorunlarına bu şekilde bakmak çözüm değil çözümsüzlük getirir. Çözümde meşru organ terörist başı değildir burada meşru organ devlet, halk ve yerel yönetimlerdir. Devlet terörle mücadelede teröristle vatandaşı ayırsın. Bu bölgeye özel ekonomik, sosyal, kültürel, kalkınma planları ile devreye girsin, bu bölgenin öncelikle ekonomik olarak kalkınmasını sağlayacak, refah seviyesini yükseltecek tedbirleri alsın vatandaşı siyaset ağalarının elinden kurtarsın çözüm gelecektir…
Tüm olumsuzluklarına rağmen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi…” Yasasının hayırlara vesile olması dileği ile kalın sağlıcakla.