-Hücuma çıkmak isteyen Almanlar, soldan Brehme ile atakta, Matthaus’a riskli bir pas, araya giren Donadoni kaptı topu, Roberto Baggio’ya, bir ara pası Schillaci’ye, kaleci Köpke ile karşı karşıya sağından vuruyor. Ve gol, ve gol ve gol, işte gol, işte gol, bravo Schillaci! Diye haykırdı Taner, 1989’da İlker Yasin’in Prekazi’nin attığı golde bağırdı gibi. Annesi Nilgün girdi odaya;
-Ne bağırıyorsun, ortalığı yıktın.
-Anne oyun oynuyorum, bir şey yok.
-Yine mi futbol, yine mi maç. Bütün mandallarımı almışsın. Kaç dakika var maçının bitmesine?
Taner, kurduğu tavşanlı çalar saate bakarak;
-5 dakika bilemedin 10 dakika var uzatmaları saymazsak.
-İyi madem, çamaşırları sıktım, mandallar lazım bana.
-Tamam vericem. Dedi maça devam etti.
Küçük Taner’in hayal gücü kendisini aşıyordu. Dünya Kupası heyecanını maç yayınından önce halının üzerinde yaşıyordu. Mavi mandalları İtalya yapmıştı, beyaz mandalları ise Almanya. Milliyet Gazetesi’nin eki olan İtalya 90 Dünya Kupası Rehberi’ni dayısından almış, fikstüre bakarak maçları mandalları futbolcu yapıp oynatıyordu. Maçları da usta spikerler gibi anlatmaktan geri durmuyordu. Cam bilyeleri önemliydi. Futbol topuydu bu renkli cam kürecikler. Marangoz babasının yaptığı tahta iskemlelerin bacakları da halının çizgilerine paralel kale direkleriydi. Odanın ortasında Taner’in futbol arenası kuruluydu. 1990 Dünya Kupası’nın en önemli maçları buradaydı. Dünya Kupası’nda henüz grup maçları oynansa da Taner’in stadyumunda çeyrek finale gelinmişti bile.
Taner bugün İtalya-Almanya maçını oynatmıştı, İtalya galip geldikten sonra mandallar tek tek kutuya girdi. Nilgün bir eli çamaşır sepetinde bir eli belinde balkon kapısının önünde belirdi. ‘Ver mandallarımı’ dedi. Taner kutuyu annesine uzattı. Bir kalem aldı ve fikstürde İtalya ve Almanya yazdığı yere ‘2-1’ olarak sonucu yazdı. Yarı Final bölümüne ‘İtalya’ yazdı. Dayısı rehberin yazılarla ve maç sonuçlarıyla doldurulduğunu görse çok kızardı. Taner dayısından korkmuyordu annesinden korktuğu kadar.
Televizyonda maçın başlamasına 20 dakika vardı. Divana uzandı Taner. Akşamüzeri saatlerinde oturma odasının camına vuran günün son ışığı keyifli saatler yaşatıyordu. Elinde tuttuğu bilyeyi günü terk etmeye hazırlanan güneşe tutuyordu Taner.
Sokaktan gelen ses dikkatini bir anlık dağıttı. ‘Taze eriğim var, çağla, bademim var! Triportörlü satıcı sokağın başında motorunu durdurdu. Apartmanlara sesleniyordu. Taner tekrar bilyesine odaklandı. Az önce yıldız futbolcuların ayağında top olan cam bilye güneşin vedasını bünyesinde toplamış, ışık oyunlarına ev sahipliği yapıyordu. Taner en çok mavi desenli bilyesini seviyordu. İtalya’nın formasıyla aynı renkti. Güneş binaların arkasında kayboldu, bilye normal haline dönerken, Taner duvardaki saate baktı. Maç az sonra başlayacaktı. Yerinden doğruldu ve televizyona giderek, açma düğmesine bastı. Brezilya ve Kostarika takımlarının kadroları sırasıyla ekrandaydı. Brezilya futbolla yatıp kalkan bir ülkeydi. Uzun süredir de şampiyon olamamışlardı. Taner bu turnuvada da şans vermiyordu. Sarı mandalları ile oynattığı Çeyrek Final maçında Brezilya, portakal mandallara yenilmişti. Hollanda, Gulit ve Van Basten’in golleriyle Yarıfinale yükselmişti.
Sahada ısınan futbolcular maça hazırdı. Kostarika takımı çok dikkatini çekti Taner’in. Dayısının rehberinde gördüğü Kostarika kırmızı formalıydı. Ama bugün siyah-beyaz çubuklu formalarla çimlere çıkmışlardı. Adeta Juventus takımı, Brezilya karşısındaydı. Çok geçmeden spiker bu durumu açıkladı. Kostarika futbol federasyonu maçın Torino’da Juventus’un sahasında oynanmasından dolayı, İtalyan taraftarların sempatisini kazanmak için böyle bir karar almıştı. Taner güldü bu duruma, ‘bizde mahalle maçlarında giyelim takımların formasını, sanki kazandıracak’ diye söylendi.
Maç Careca ve Müller'in paslaşmasıyla başladı. Brezilya kendinden emin. Kosta Rika ise tecrübeli rakibi karşısında daha dikkatli.
Televizyonun ekranında saniyelik donmalar başladı. Dün akşam da aynı sorun yaşanmıştı. Tüplü televizyonların kaderi bu. Televizyonun arkasındaki ampulün ömrü biterse ev halkının da dış dünyayla bağlantısı kesiliyor. Birbirleriyle ilgilenmek, kitap okumak veya gazete okumak zorunda kalıyorlardı.
Tekleyen televizyona rağmen maç devam ediyordu. Brezilya tehlikeli ataklarla Kosta Rika kalesini yokladı. Taner maça tam ısınmıştı ki ekran karardı.
— Anne, televizyon gitti! diye seslendi Taner.
Annesi odaya geldi. Televizyonun kararmış ekranına bakarak:
— Bir bu eksikti, dedi.
Televizyonu kapatıp fişini çekti. Biraz bekledikten sonra tekrar fişi takıp televizyonu açtı. Çalışıyordu ve Brezilya ataktaydı. Kosta Rika direniyordu.
Taner mutluydu. Annenin tamir bilgisine hayranlık duyarak teşekkür etti.
Dakika 33'tü. Brezilyalı futbolcu karambol anında kafayla topu geriye bıraktı. Müller yere kapaklanarak güzel bir vole vurdu, gol oldu. Brezilya 1-0 öne geçti.
Taner tam golün tekrarını izleyecekti ki televizyon büsbütün karardı.
— Hayır, olamaz! Hayır... diye bağırdı.
Öfkeyle kalktı yerinden. Annesinin yaptığı gibi düğmeden kapattı, fişi çekti, biraz bekledi. Tekrar fişi taktı, televizyonu açtı ama ekran zifir karanlıktı. Yeniden denedi, sonra yeniden ama televizyon çalışmıyordu. Bir iki tokatladı ama hayati fonksiyonları yerinde değildi.
Annesini çağırdı. Nilgün Hanım da denedi ama nafile. Suni teneffüs ve kalp masajı yapılan hasta gibiydi televizyon.
— Yapacak bir şey yok, baban gelince tamirciye götürür ya da yarına kalır, dedi Nilgün Hanım.
Maçın geri kalanını merak ediyordu Taner. Brezilya 1-0 öndeydi, ya sonrası...
Sonunda bir karar verdi. Gizlice balkona çıktı, tabureyi çekti, üstüne çıktı. Biraz sarı mandal, biraz da beyaz mandal toplayıp maça devam etmek istiyordu. Bakalım kendi oynayacağı maçın sonucu ile gerçek sonuç aynı olacak mı?
Bazı çamaşırları tek mandala tutturdu. Bazı kurumaya başlayanları da sepetin içine attı. İki tane daha sarı mandal alabilse maça başlayabilirdi.
Dikkatini kaybeden Taner bir çorap ve bir tişörtü elinden kaçırdı. Üçüncü kattan düşen çamaşırların biri alt komşunun balkonuna, diğeri ise aşağıdaki ağacın dalında asılı kaldı.
— Eyvah, dedi Taner.
Düşen çorabın diğer çiftini de balkondan aşağı atıp aklınca delil bırakmamaya çalıştı. Tişört için de:
— Yarın ağaca tırmanır alırım, diye düşündü.
Mandallarla odaya geri dönen Taner, annesine de:
— Ben biraz ders çalışacağım, beni rahatsız etmezsen sevinirim, dedi.
Maçı tamamlamak için az bir zamanı vardı. Kısık sesle maçı anlatmaya, oynatmaya başladı.
— Orta sahada pas yapan Sambacılar atağa kalkıyor. Aldair'den Dunga'ya, şimdi Valdo. Bir orta... Careca vuruyor, goool! dedi.
Bağırmadan kendi ağzını kapattı, annesini hatırlayınca.
Taner maçı bitirmek üzereydi ki kapı çaldı. Babası gelmiş olmalıydı. Hemen mandalları topladı, tabureyi yerine koydu. Koridora koştu.
Gelen babası değildi. Alt komşu Neriman Teyze'ydi.
— Nilgün Hanım, hayırlı akşamlar. Sanırım bu çorap sizden bizim balkona düşmüş, dedi.
Nilgün Hanım şaşkındı, teşekkür etti.
Taner endişeyle banyoya kaçtı, kapının arkasından annesini gözetliyordu. Çemberin daraldığının farkındaydı.
Kapıyı kapatan Nilgün Hanım balkona gitti. Önce çamaşırların gelişigüzel asıldığını gördü, sonra balkondan aşağıya baktı. Dut mevsimiydi ve kararmaya yakın havaya rağmen beyaz tişörtünün karadutlarla bütünleştiğine şahit oldu.
Öfkesi diline vurmuştu.
— Seni gidi eşek sıpası seni, futboluna da sana da şimdi! dedi.
Ayağından birini kaldırıp en etkili terliğini eline aldı.
— Nerdesin? Çık ortaya! dedi.
— Bir şartla çıkarım, dövmeyeceksin.
— Gel buraya!
demesiyle sesin geldiği yere yönelen Nilgün Hanım, Taner'i saklandığı yerden çıkardı.
Taner o an aklından:
‘ Neden fakiriz, neden daha büyük bir evde yaşamıyoruz, hemen enselendik’
diye geçirdi.
Poposuna iki terlik darbesi vurduktan sonra kıyamadı Taner'e annesi ama söylendi:
— Futbolla kafayı bozdun. Buna kafa yoracağına matematik çalış, ileride bankacı olursun. Ne bileyim, kitap oku, yazar olursun, dedi.
— Haklısın anne, tamam ders çalışacağım, dedi Taner, kendi söylediğine fazla inanmayarak.
Ertesi sabah okula giderken sokağın başındaki bakkalın önünde durdu Taner. Bakkala çaktırmadan bir gazete aldı, arka sayfasını çevirdi. Sonuç karşısında şaşkındı.
Brezilya 1, Kosta Rika 0.
— Yaa, madem maç böyle bitecekti, değer miydi bunca maceraya?