Efendinin ölümü

Temmuz ayının sonunda Fas kıyılarından İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprakları Ceuta ve Melilla’ya binlerce kişinin katıldığı düzensiz göç akımı oldu. Avrupa topluluğuna üye – özellikle İtalya ve İspanya -ülkeler arasında sınırların korunması konusunda ciddi tartışmaları yaşatan bu olay, kapitalizmin sömürgeci tarihini bizlere bir kez daha anımsattı. Avrupa’nın (Efendi) bugüne değin yapmadığı öz eleştiriyi yapmasını, dünyanın ve özellikle Avrupa’nın yeniden daha adil bir şekilde oluşturulması gerektiğini gündeme getirdi.

Gandi’ye, batı medeniyeti hakkındaki ne düşündüğü sorulduğunda ‘iyi bir fikir olabilirdi’ diye yanıtlamış.

Efendinin tarihi; yıkım ve felaketlerle dolu olayların bir anlamda özeti değil mi? Tarihte hiçbir dönem ona, deliler gibi özlem duymamızı, geri dönmemizi isteyecek yoğunlukta anlam yüklü değildir. Çünkü zaman; geleceği kurma mücadelesinde, kurallarının sürekli değiştiği bir oyun alanıdır. Geçmişin hiçbir dönemi ‘’Asr-ı Saadet’ adı altında referans olamaz. Bu özlemi dile getirenler, insanın, insan olma onurunu geçmişin zindanlarına hapsetmek isteyen, gelecekten umudunu kesmiş çağdışı zihinlerdir.

Ölüm döşeğindeki Efendi-Potpuri tadında

‘Her ölüm erken ölüm’ (1) ve her ölü, yaştan bağımsız onurlu ölüdür ama yüzyıllardır süren zulmün müsebbibi Efendi’yi bu saptamadan aykırı tutmak kolaylıkla yapabileceğim, -konu ölüm bile olsa- hak etmediği onurla ödüllendirmek, kendimi zorlasam da beceremeyeceğim bir şarlatanlıktır.

Avrupa artık dünyanın efendisi değil. Bu bir dünya gerçeği. Avrupa açısından sonucun daha acı kısmı ise; bu neticenin akıllı Avrupalı tarafından fark edilmesi. Ayrıcalığın sona ermesinin, ayrıcalığını kaybeden açısından her zaman acı veren bir yönü vardır.

Avrupa dünyanın geri kalanından sadece 5 dakika uzaklıkta ama dünyanın geri kalanına ellerini uzatıp tutamıyor. Yalnız ve kimsesiz kalmanın hüznünde denizin derinliklerinde gözlerden kayboluyor.

Batının itiraf edemediği realite, geçmişin kölesi günümüz göçmenin kendisinin kurtarıcısı olacağı gerçeğidir.

Geçmişte bolca; tarihsel vakaların ekonomik rakamlara dayalı yorumları, filozof saptamaları, dünya halklarını körelten misyonerleri ile köleliğin altyapısını oluşturan, toplumsal yıkımları yapan Avrupa artık kullanışlı cellatlar yaratamıyor. Celladı tükenmiş batı, bu kez köleleştirici yöntemler yerine kendi inkârı üzerinden kurtuluşu arıyor ama yine de yaşlı Efendi, kölesinin kollarında, anlamsız, boşluğa bakan gözlerle son nefesini, onursuz bir şekilde vermekte.

Efendi, sonsuzluğa giderken yanında Hristiyan tanrısını da taşıyor ama bu durum potansiyel tehlike olarak Müslüman tanrısının oluşan boşluğu doldurma riskini de içeriyor.

Yüzyılların sessiz, boynu bükük kölesi intikam peşinde. Kölenin, efendisinden alacağı en acımasız intikam; son nefesini veren efendinin, yalvaran gözlerle boşluğu süzerken kölesinin gözlerine bakamaması, yılların utancı adına af dileyen kelimeleri söylemek istese de dilinin ucuna gelen sözleri dile getirecek gücü kendinde bulamamasıdır.

Tarihsel Gerçekler- Potpuri tadında

Batı endüstriyel kapitalizmin gelişmesi 15. yüzyıldan itibaren Avrupalı devletler ile dünyanın geri kalanı arasında başlayan, sürekli ivme kazanarak gelişen iş bölümü, doğal kaynakların sömürülmesi, askeri tahakküm ve köleci uygulamaların tarihsel yansımasının bir sonucudur. Kapitalizmin sömürgecilik tarihi işlenmeden yapılacak değerlendirmesi birçok yönüyle eksik ve hatta hatalı bir analizdir. Kenneth Pomeranz’ın yazdığı gibi ‘küresel ölçekte hammadde tedariki ve işgücü mobilizasyonu için sistem kurulmasaydı, Batı’nın endüstriyel gelişimi kısa sürede büyük bir ‘ekolojik ‘kısıtlamayla karşı karşıya kalacak’ (2) ve Avrupa bugün olduğu Avrupa hiçbir zaman olamayacaktı.

İngilizlerin Hindistan’ı tekstil rekabetinde saf dışı bırakmaları modern dünyadaki bir büyük sanayisizleştirme hareketinin ilk örneğidir. (3)

1519’dan 1939’a kadar tahminlere göre 5.300.000 insan İngiliz gemileriyle dünyanın farklı yerlerine taşınmıştır. Bu insanların %58 kadarı Afrikalı köle, çoğu Hindistanlı olmak üzere %36 altısı sözleşmeli köle, %6 ise Hindistan’dan ve diğer sömürgelerden toplanmış mahkumlardı. Onlarca ülkenin nüfus yapısının değişmesine sebep olan bu durum bugün bile izlerini göstermektedir (4)

Tek kelimeyle İngiliz sömürgeciliği dönemi 1757 ile 1947 arasında Hindistan’da kişi başına gelirin hiç artmadığını söyleyebiliriz. (5)

Saptama

Avrupa, günümüzde, aydınlanma sürecinde geliştirdiği, yazılı ve sözel ilkeleri yadsıyor ve bu yadsımayı; ‘ilke’ kılıfıyla yeniden pazarlayarak, kendisini ve çevresini ‘değişik’ kurgulamaya çalışıyor. İşin trajedi- komik yönü ; bu rezaleti modernite olarak sunması. Ahlaksızlığı yeni ahlak adıyla pazarlamak Avrupa’nın bilinen eski bir uygulamasıdır çünkü ‘ahlak günümüzde Avrupa’da sürü hayvanı ahlakıdır’ (6)

Öneriler- Potpuri tadında

Avrupa (bırakınız) evrensel boyutta tüm insanlığı kapsayacak ideolojilerin oluşturulması, kendi dar sınırları içerisinde bile bir bütünlük oluşturabilecek kuramsal ve kurumsal örgütleri geliştirecek yetkinlikte görülmüyor. Bundan dolayı Avrupa merkezli abartmalı tarih analizleri terk edilmeli, gelecek çözümlemeleri uluslararası dinamiklerin ulaştığı gerçekleri kapsayacak şekilde önerilmelidir.

Ekonomik eşitsizliğin algılanması gerek ulusal ve gerekse uluslararası düzeyde genellikle duyarsız bir şekilde olmakta, eşitsizlik kendi alt gelir gruplarını zorlayan can alıcı bir seviyede ulaştığında, görüş belirtmek tavır koymak kaçınılmaz olduğunda, çözüm önerileri ulusal söylemde faşizan bir söylemde yabancı düşmanlığı üzerinden göçmenleri sorumlu tutan politika uygulamaları olarak pratik politikaya yansımaktadır. Avrupa’da ki ilerici unsurlar artık toplumsal dinamiklerin yadsınamaz gerçeği göçmenlik konusunda gizli ırkçılık; bilmiyor ve görmüyorum deve kuşu aldatmalarından sıyrılmalıdır.

Dünyanın bütününü algılayan, sorunları saptayıp, öneri sunacak, kuramsal altyapı ve onun üzerine oturacak örgütler geçmişte hiç olmadığı kadar günümüzde gereklidir. Gelişen teknolojinin sağladığı imkanlar sayesinde bu yapılanmayı oluşturma kolaylaşmıştır. Küçülen dünyamızda; sorunları, eşitsizlikleri çözmeye yönelik öneriler, kaçınılmaz olarak matematiksel formülleri içerse de kalıcı ve kapsamlı çözüm; ezilenleri kapsayan ve onların öncülüğünde olmalıdır.

Avrupa, ilk ve sonucu kez kendi geçmişi üzerinde düşünmeye başlayabilir, yüzyılların köleci, sömürücü politika ve uygulamalarının nedenleri üzerinde değerlendirme yaparak, yeniden kurulması gerekli olan dünyada geçmişin öz eleştirisi üzerinden yeryüzünün sömürüsüz topraklara dönüşmesine katkıda bulunabilir.

Ölmekte olan Avrupa’yı yaşatma gayretleri beyhude uğraş olacağından, ölüm sürecinin uzaması, çekilen acıların devamı anlamına geleceğinden terk edilmeli, sonuç vermeyecek kurtarma operasyonları yerine, yeni bir Avrupa’nın kurulması için eski Avrupa’nın yaşam fişinin çekilmesi en iyi çözüm olarak uygulanmaya geçilmelidir.

Efendi ölüyor, şölene davetlisiniz.

Potpurimizi(karmaca) yüzyılların sömürü zulmünü yaşarken ölen ‘Kölenin’ ve zulmü yaşatan can çekişen ‘Efendinin’ ölümünü işleyen iki şiir dememesiyle bitirelim.

***

Zulüm Defteri

Yüzyılların kimsesiz yığınları

Ah ne kadar da çok

Ne kadar da zavallı

Yoksulluk tutmuş ellerinden

Mezar taşlarında oynaşan

Açlıktan ölmüş çocukların

-

Oysa güneş ne kadar da sıcak

Deniz ne kadar da mavi

Yoksulluktan ölmüşlerin bağrında açan papatyalar

Ne kadar da beyaz

-

Uçuşan kuşların özgürlüğünde

Acının akıttığı, gözyaşlarının tutsaklığı

Hesabı yüzyıllardır açık zalim zulümleri

Ah ne kadar da çok

Ah ne kadar

***

Efendinin Ölümü

Çalınmayacak kapıyı gözler

Destansı yılların sonu.

Köle kırbaçladığım eller

Sahibine yabancı.

Öpüşmelerin şarap tadındaki dudakları, kurumuş

Emir veren haykırışlar

Konuşma oyununda aksak kekeme.

-

Sevincin tadı uzaklarda kaldı

Karanlık gecelerin sessizliğinde

Ölümün ayak sesleri bekler beni

-

Çiçeklerin arasında toprağın nemli kokusu.

Mezar taşının görkeminde

Zavallı kimsesizliğin sahipsizliği.

-----------------

Kaynakça

(1)Cemal Süreya

(2) Kenneth Pomeranz Büyük Ayrışma

(3) Shashı Tharoor Utanç İmparatorluğu sayfa 32

(4) Shashı Tharoor age sayfa 198

(5) John M.Hobson Batı medeniyetinin Doğulu Kökenleri

(6) F. Nietzsche