Dünün tektip, bugünün özgür öğrencisi ve sonuç

106’nci yılını kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftasında dünden bugüne milli egemenlik ve çocuk haklarını değerlendirecek bir yazı yazmayı planlamıştım ama olaylar öyle gelişti ki çocuk hakları konusu bir anda çocuklarımızı şiddetten, dijital bataklıktan nasıl koruruz a dönüştü…

İlk haberi duyduğumuzda sarsıldık nasıl olurdu böyle bir olay? Şanlıurfa Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ndeki silahlı saldırıda 10 öğrenci, 4 öğretmen, 1 polis, 1 kantin işletmecisi toplam 16 kişi yaralanırken, 19 yaşındaki saldırgan intihar etmişti. Neden, niçinini sorgularken ikinci bir olay bomba gibi düştü gündeme Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde bulunan Ayser Çalık Ortaokulu’nda gerçekleşen silahlı saldırıda 1 öğretmen ve 8 öğrenci hayatını kaybetmiş, 13 kişi yaralanmış okul öğrencisi 14 yaşındaki saldırgan da ölü ele geçirilmişti…

Her iki kentimizde yaşananlar sonrasında hayatını kaybeden “Eğitim Şehitleri” mertebesine ulaştıklarına inandığım ve devlet tarafından da bu makama layık görülmesi gereken öğretmen ve öğrencilerimize Allahtan rahmet, kederli ailelerine sabırlar, yaralananlara da acil şifalar diliyorum.

Kahramanmaraş’ta ki olaydan hemen sonra İçişleri Bakanı ile Milli Eğitim Bakanı 81 ilin valisi ile ortak bir toplantı yaptılar ve okullarda en az iki polisin güvenlik amacıyla görevlendirilmesi kararı alındı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın bu toplantıda bulunmaması ise olayların polisiye tedbirlerle çözüleceğini düşündürürken okullardaki eğitim ve öğretim faaliyetleri yanında okul, öğrenci, öğretmen ilişkileri, şiddet, akran zorbalığı, dijital bataklığın ve sosyal medya bağımlığının, mafyatik dizilerin sosyal ve psikolojik etkileri sorgulanmaya ve suçlu çok yönlü olarak aranmaya başlandı. Olayların çözümü için pek çok tedbirler öne çıkarken Cumhurbaşkanı polisiye, adli ve eğitimle ilgili alınacak tedbirleri “aile yapısı, sosyal çevre, okul ortamı, dijital maruziyet, medya içerikleri ve kurumsal müdahale kapasitesini” bir bütün olarak ele alacaklarını açıkladı ve hedefleri sıraladı;

“Siber devriye faaliyetlerine daha fazla ağırlık vermeyi, siber birimlerimizin kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Okul kolluk iş birliğinin artırılması, yeni çalışma modellerinin geliştirilmesi bu süreçte atacağımız adımlardan biri olacaktır. Veli randevu sistemini daha etkin hale getireceğiz. Öğretmenlerimize, okul yöneticilerimize kriz yönetimi, sınıf içi müdahale eğitimleri vereceğiz. Öğrencilerimiz için psiko sosyal destek mekanizmalarını güçlendireceğiz. Riskleri erkenden fark eden etkili bir şekilde müdahale eden yapıyla, rehberlik uyarı sistemi çalışmalarını daha hassas hale getireceğiz. Şiddeti özendiren, çarpık ilişkileri meşrulaştıran yapımlardan ziyade aileyi merkeze alan, iyiliği, merhameti, şefkati teşvik eden yapımlara ekranlarda daha fazla yer verilmesi gerekiyor. 15 yaş altı çocuklara sosyal ağı kullanmayı sınırlayan düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle çok önemli boşluğu dolduracağına inanıyorum.” “Dikkat yükümlülüğünü yerine getirmeyen ateşli silah sahiplerine, silahın çocuk tarafından ele geçirilmesi halinde verilecek cezayı artıracağız. Silah sahipliğinin sınırlandırılması konusunda ilave hukuki düzenlemeleri devreye alacağız. Tüm bu alanlarda kapsamlı bir politika belgesini ve eylem planını hayata geçireceğiz”

Bu kararlar alınırken konunun bu kadar kısa sürede değerlendirilmesi ve en kısa sürede sonuca ulaşması beklentimizdir derken bir konuyu merak ediyorum. Akran zorbalığı olarak adlandırılan ferdi saldırılarla ortaya çıkan olayların bu toplumsal saldırılara dönüşebileceği neden öngörülememiştir? 2025 yılında 14-17 yaş grubunun 900 cinayet işlediği belirtilirken bu konuyla ilgili sosyal, psikolojik tedbirler alınması için bu iki saldırının gerçekleşmesi mi beklenmiştir? Açık ve net olan konu bu olaylara yüzeysel ve tekrarlanan siyasi söylemlerle yaklaşılmış, bilimsel veriler ve somut politikalarla çözüm göz ardı edilmiş ve geç kalınmıştır. Bu geç kalınmanın yanında 2012 – 2013 Eğitim ve Öğretim yılında uygulamaya geçirilen okullarda serbest kıyafet kararı bu olayları tetikleyen ana unsur olduğu göz ardı edilmiştir ve halende edilmektedir.

2012 yılında Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in “öğrencileri tek tiplikten kurtarma ve özgürleştirme” Başbakan Erdoğan’ın “Tek tip kıyafet uygulamasını komünist ülkeler bile terk etti” diyerek açıkladığı bu kararın ana gerekçesinin başörtüsünün serbest bırakılmasına dayanak olduğudur. Bu gerekçe ile serbest bırakılan kıyafetle öğrenciler siyah eşofmanı tek tip elbiseye çevirirken öğretmenlerde kılık kıyafet de özgürlüğün tadını yırtık pantolon ve kirli sakalla rol model olmayı hedeflemişlerdir. Öyle ki bu uygulama resmi törenlere de yansımış kot pantolon ve tişörtle İstiklal Marşını söyleten öğretmen yanında eşofmanlı öğrenciler Türk bayrağını taşımaktadırlar. 2025 yılında kılık ve kıyafetin serbest olmasını öngören hükümde değişiklik yapılsa da uygulanamamıştır… Ve bu kıyafet serbestisi ile öğrenciler her alanda boy göstererek özgürlüğün tadını çıkarmanın yanında kötü alışkanlıklar edinecekleri sığınaklara ulaşmada kullanabilmişlerdir…

Bu kararlar alınırken psikologların, sosyologların, velilerin, sivil toplum örgütlerinin görüşleri ne derece alınmıştır bilmiyoruz ama Sosyologlar bu durum için şunları söylemektedir: “Giysi gençler için kendini ifade etmenin önemli bir aracıdır. Özellikle 7-17 yaş dönemi bireyin kimlik oluşturma dönemidir. Bu yıllar, hayata tutunma arayışı ile karar verme yıllarıdır. Bu yüzden kıyafetin önemli bir yeri vardır. Nasıl algılanmak istiyorlarsa öyle giyinmek istiyorlar. Kıyafet alma da ailenin imkânları buna uygun olmadığında çatışmalar başlıyor. Bu noktada okulların kendine özgü bir standart getirmeleri önem taşıyor. Tamamen serbest denildiğinde ciddi riskler oluşabilir. Çocuklar istediği gibi görünme ihtiyacını gidermek için bu imkânların sağlanmasını ebeveynlerinden isteyebilirler. Bu da karşılanmadığında aile içi şiddet baş gösterecektir. Serbest kıyafet uygulaması zamanla olacak bir uygulamadır. Bu erken alınmış bir karardır. Aileler olarak alt yapımız buna uygun değildir. Okullarda kıyafetlerde marka savaşı başlayacaktır. Geçiş dönemi yaşayan ülkemizde büyük kaoslara, sosyal dengesizliklere yol açacaktır”

Bilim insanları; üniformanın, okulun toplumdaki imajına olumlu katkı yaptığını, sınıf disiplinine olumlu katkı yaptığını, akran baskısını azalttığını, okula aidiyet düşüncesini arttırdığını, derslere konsantrasyonu arttırdığını, öğrenciye bir güvenlik bariyeri oluşturduğunu, akademik başarıyı arttırdığını iddia ediyorlar. Bu iddialarını da çeşitli araştırmalarla destekliyorlar. Forma giyilmeye başlandıktan sonra Okul çevresi suç oranlarında %91, Disiplin cezalarında %90, Taciz olaylarında %96, Vandalizm olaylarında ise %69’luk düşüş kaydedildiğini belirtiyorlar.

Disiplinin temeli aidiyet duygusudur okul, aile, öğrenci birlikteliği sağlanmalıdır. Öncelik şekil disiplinin sağlanması ve kontrolüdür. Saygı ve sevginin her kademede gösterilmesi ve kurallara uyumdur. Öğretmenler rol model olarak görülmeli veli terörü önlenmelidir. Okullarda rehber öğretmenler yanında psikologlar görevlendirilmelidir. Dijital bataklık ve sosyal medya bağımlılığına karşı müfredata dersler konulmalı yetkili bilim insanları bu konularda aileler ve öğrencilerle söyleşiler yapmalıdır. Aileler çocuklarını sadece okula göndermek veya götürmekle yetinmeyip okul içinde ki davranışları yanında okul dışında da takip ve kontrol etmelidir. Cumhurbaşkanının açıkladığı önlemler paketi siyaset dışı bir konu olarak bilim insanlarının görüşü ile çağdaş uygulamalarla yürürlüğe girmeli ve uygulanmalıdır…