Zırhlı araç diriyi korumak içindir diye bilirdik ama Kahramanmaraş’taki okula giden zırhlılar, bir ölüyü korumak içinmiş. O “ölü” sanki kıymetli bir “diri” imiş gibi… e kıymetlidir de belki, babası birinci sınıf emniyet müdürü imiş ya hani!
Çok mühim bir devlet yetkilisi, diri sandığımız katil eşşoğlueşşeğin ölü olduğuna dair, çocuklarının başı üstüne yemin etti dün. Bizlere de “diri” sandığımız katilin “ölü” olduğuna inanmak dışında bir seçenek kalmadı. Haliyle hemen inandık. Hem zaten çabuk inanırız biz. Hele de bir devlet yetkilisi söylüyorsa…
Tunceli valisi, şüpheli oğlunu kurtarmak için Gülistan Doku’nun intihar ettiğini söylediğinde de hemen inanmıştık örneğin, o oğul, yıllar yıllar sonra dün, içeri atıldı.
Eynesil belediye başkanının yeğeninin, arabasıyla çarparak öldürdüğü Rabia Naz’ın da intihar ettiğine inandırılmak istenmiştik. Babasının deli olduğunu söylediklerinde ve tımarhaneye attıklarında da inanmıştık.
Rojin de intihar ederek ölüvermişti di mi Van Gölü civarında bir yerlerde? Öyle demişlerdi. Öyle olduğuna inanmamızı istemişlerdi. İsteyen rektör müydü neydi…
Münevver Karabulut’u parça parça doğrayarak çöp konteynerine atan Cem Garipoğlu’nun cezaevinde intihar ettiğine de inanıvermiştik.
Galiba işimiz gücümüz ne söylense ona inanmak bizim… ya da inanmış gibi yapmak.
***
Sevdiği kimsesi, inandığı bir değeri ve yaşamda herhangi bir hedefi olmayan; umutsuz, geleceksiz ve sevgisiz bırakılmış bir çocuk, bir değer sahibi olmak için dokuz çocuk ve bir öğretmen öldürmüş. Bu sayı bize söylenen sayı ve söylemesi çok kolay: Dokuz çocuk ve bir öğretmen…
İşitilince kavranması, algılanması, anlaşılması; görülünce inanması, inandıktan sonra dayanması zor, çok zor olan, dokuz çocuk ve bir öğretmenin ölmüş, onları bir çocuğun öldürmüş olması…
Akla zarar. Kalbe zarar. İnsana zarar. İnsanlığa zarar.
***
Şiddet ile oyun oynanmaz. Şiddet, toplumu sarınca frene basmak işe yaramaz. Plazalar, kaleler, sağlam duvarlar, yüksek güvenlikli yapılar, köşkler, saraylar falan, hiç kimseyi şiddetten koruyamaz. Toplumları ısrarla şiddete yönlendirenler, kendilerinin asla şiddet görmeyeceğini düşünüyorlarsa yanılırlar. Çünkü şiddet bulaşıcıdır ve kontrolden çıkması çok kolaydır. Kadın öldürmeyi, çocuk öldürmeyi, kedi köpek öldürmeyi, doğayı, ağacı, suyu öldürmeyi kışkırtanların, toplumu ikiye, üçe bölerek düşmanlık yayanların, ortak değerleri, ortak sevinçleri yok edenlerin, kendilerinden başka herkesi “öteki” görenlerin, şapkayı önlerine koyup düşünmelerinin zamanı geldi geçiyor.
Haydi beyler, düşünün artık biraz, bir zahmet!