‘Cehalet ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır’
***
Özgür Özel ve CHP’den istifa eden milletvekilleri Yeni Parti’yi kurdular. Daha doğrusu buna mecbur bırakıldılar. Saray Rejimi iktidarını bırakmamak için ‘her yol mübah’ mantığıyla hareket ediyor. Ana muhalefet partisinin başına ‘butlan’ atıyor, hemen hemen her gün seçimlerde kazanamadığı muhalif belediyelere operasyonlar düzenliyor, düzenli denetimlerde Sayıştay’ın suç bulamadığı seçilmiş belediye başkanlarını ve bürokratlarını eften püften gizli tanık beyanlarıyla tutukluyor. Kendilerine muhalefet eden milletvekilleri ve genel başkanlar hakkında fezlekeler hazırlıyor. Gazeteciler gazetecilik yaptıkları, sendikacılar sendikacılık yaptıkları için tutuklanıyor. Maaşlarını alamayan bu nedenle Ankara’ya yürümek isteyen işçilerin önüne barikatlar kuruluyor. Her türlü haksızlığı ve hukuksuzluğu yapan patronlara hiçbir şey yapmayan kolluk güçleri, siyasal iktidardan aldıkları güçle işçilere ve emekçilere karşı acımasızca davranıyor. Hak, hukuk ve adaletin yerlerde süründüğü bir dönem yaşanıyor.
Yandaş basının ön almasıyla yalanların hakikat diye gösterilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiliyor. Kamuoyu yoklamalarında hukuka ve adalete güvenin yerlerde süründüğü görülüyor. Özgür Özel ve ‘Yeni Parti’ kurmayları değişimden bahsediyor. Çok doğru bir tespit. Gerek Tek Adam İktidarı gerekse de ‘butlancılar’ tarafından haksızlığa uğradıkları için halkın kalbinde her geçen gün daha fazla değer kazanıyorlar. Halk da onları bu kara düzenden kurtulmak için değişime zorluyor. Değişim ama nasıl bir değişim? Eğer emekten ve halktan yana bir program ortaya konulmazsa buna değişim denemez, rötuş yapıldı denir. İşçiler, emekçiler, emekliler, üretici köylüler, esnaflar, kadınlar, gençler halkların söz ve karar sahibi olduğu bağımsız ve demokratik bir Türkiye istiyorlar. Her birey, halkların, inançların eşit ve özgürce yaşandığı bir ülkede yaşamak istiyor.
25 yıla yakın bir süreden beri AKP iktidarda. 2018 yılı içinde de ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denilen ‘Tek Adam Sistemi’ne geçildi. Güçler ayrılığı ve denetim nerdeyse ortadan kaldırıldı. ‘Ben ne dersem o olur’ dönemi yaşanmaya başladı. Hukuk ve adalet siyasallaştırıldı. Halkın bu sisteme tepkisi giderek büyüdü ve Tek Adam İktidarı kamuoyu yoklamalarında meşruiyetini kaybetmeye başladı. Trump’ın Ankara ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack ‘ Başkan Trump, Erdoğan’a meşruiyet vereceğim,’ dedi. Trump ise ‘O benim her dediğimi yapıyor, Rahip Brunson’u bırak dedim hemen bıraktı’ diyerek Türkiye’nin ulusal gururunu ayaklar altına aldı. Meşruiyeti halk verir, bir başka ülkenin liderleri değil, hele hele dünya halklarının baş belası Filistin’i, Lübnan’ı, İran’ı, Yemen’i kana bulayan binlerce çocuğun, kadının, yaşlının ölümüne neden olan savaş ve Epstein (Küçük çocuklara cinsel saldırı) suçlusu Trump hiç değil.
Tek Adam İktidarı döneminde işçiler, emekçiler, emekliler, köylüler ve esnaf daha da yoksullaştı. Açlık ve yoksulluk sınırında yaşayanların sayısı ülke nüfusunun üçte ikisine yaklaştı. Tarım ve hayvancılık bitirilme noktasına getirildi. AKP öncesi dönemde ülkede yetiştirilen bir çok ürün yurt dışından ithal edilmeye başlandı. Enflasyon bu ay düşecek, olmadı öbür ay düşecek, o da olmadı ‘İnşallah gelecek yıl bitireceğiz’ vaatleriyle bir türlü durdurulamadı. Halk yoksulluk cenderesi altında her yıl daha da çok ezilirken bir avuç milyarderin sermayesi, mal varlığı daha da arttı. Ülkenin yer altı ve yer üstü kaynakları, değerli mineralleri (nadir toprak elementleri) yerli ve yabancı tekellere peşkeş çekildi.
Özgür Özel 19 Mart’ta üniversite öğrencilerinin Saraçhane önüne konan barikatları yıkması sonrası dik duruşuyla, halkın kalbinde yükselen bir ivme yakaladı. Bu ivmeyi yükseltmek veya düşürmek onun ve ekibinin elinde. Avrupa’da kendilerine sosyal demokrat partiyiz diyenlerin durumu ortada. Her biri neo liberal politikaları uyguladıkları için halk nezdinde çöktüler. Halk için değil, sermaye için çalıştılar. Bugün oy oranlarına bakıldığında yerlerde sürünüyorlar. ’Bir musibet bin nasihattan iyidir’ sözü ortada. Yaşananlara bakarak emekten, halktan yana bir programla ortaya çıkmayanlar emekçilerden, halktan en kısa zamanda gereken cevabı alıyorlar.
Evet gün birlik olma günü. Ama ilkeli ve ortaklaşılacak bir program etrafında birlik olma günü. Bu tarihi fırsat kaçırılmamalı. ‘Yeni Parti’ bu iradeyi gösterebilecek mi bunu hep birlikte göreceğiz.
Sermaye için değil halk için bütçelerin yapılacağı, evrensel hukukun ve adaletin, barışın sağlanacağı, emeğin ve emekçilerin haklarının korunacağı ve geliştirileceği, eşit yurttaşlık temelinde halkların kardeşleşeceği, din ve vicdan özgürlüğü temelinde gerçek laiklik ilkelerinin hayat bulacağı, eğitimin, sağlığın tamamen kamusallaştırılacağı ve parasız olacağı, herkesin insanca yaşayabileceği ve barınabileceği bir ülke yaratmak için bir araya gelelim. ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe’ demek için birleşelim, ‘ya yeni bir yol bulalım ya da yeni bir yol açalım.’ Bağımsız ve demokratik yeni bir ülke yaratalım. DEĞİŞİM HALK İÇİN, HALKLA BİRLİKTE. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz.