Tarihin derinliklerinde yaşamış olanların gerçekte bizi temsil eden insanlar olduğunu, dönemlerinde, bizden hiçte farklı olmayan şekilde, insanlığın bir bütün olan serüveninde tercih ve kararlarıyla zamanın akışıyla örtüşen rollerini oynayan ‘biz’ olduğunu hiç düşündünüz mü? Geçmişte yaşamış her şahsiyet tercih, tavır, eylem, yaptıkları ve yapmadıklarıyla bizi yansıtan bir ögedir.
Kendimizi tarihten soyutlayamayız. Geçmişin değerlendirilmesinde uygulanması gereken yaklaşım, aynı şekilde geleceğe dönük beklentilerin, gelişmeleri okumanın, değerlendirme ve öngörülerin temelini oluşturur.
İnsanlığın serüveninde; ilk insanla başlayan ve gelecekte son insanla bitecek piyeste kişi oynayacağı rolü; içinde yaşadığı maddi koşulların oluşturduğu algılamanın ve düşünce sürecinde değerlendirmesi sonucunda yazar.
Aynı ortamda yaşayan insanlarda maddi durumun algılanmasının farklılık göstermesi, yaşam koşullarının aynı şekilde dayatmasına rağmen farklılık göstermesi, bazılarının(çoğunluk); özgür iradi bir değerlendirme sürecini işletememesi yanında, bazılarının(azınlık); zoru becererek süreci doğru algılaması sonucunda bilinçlenmesi, alternatifi seçme yetkinliğini gösterebilmesidir. Kimileri (azınlık), bilinci; alternatifin olmadığı durumda dahi kurgulayarak veya başkaldırarak sergiler. Kimi ise başkalarının geliştirdiği alternatiflere ortak olarak bilinç sergiler. Kişi işte orada
‘ancak çok sayıda alternatif arasında bir alternatifi seçebilme özgürlüğü olduğunda kendisinin ve tarihin öznesi olabilir’ (1).
İnsanlığın rol aldığı çok uzun zaman önce başlayıp çok uzun zaman sonra bitecek piyeste çok küçük bir azınlık kendi özgür iradesiyle satırların arasında dolaşarak, kendi rolünü yazar ve bu rolü oynar. Çoğunluk ise işin kolayına kaçar, iradi bilinç sergilemek yerine eline tutuşturulmuş metinleri okuyarak sadece yaşar. Derin mezarlarda yatan ölülerin bir zamanlar yaşamış ve şimdilerde ölüm denen oyunu oynayan bizim gibi insanlar olduğunu unutmayın. Çok küçük bir kesim, döneminde yaşadığı mağaranın dışındaki ışıkları görerek ya da düşsel bazda şekillendirerek kendisini aydınlatarak bilinçlenir ve geri kalan çoğunluğa mağaranın karanlığı dışındaki ışıkları anlatarak yaşar.
‘Ne tuhaf bu sahne, anlattığın ve ne tuhaf tutsaklar’(2)
Ben iyimserim. Birgün; insan kendisiyle olan hesaplaşmayı korkmadan sonuna kadar yaptığında büyüklüğünü hissedecek, sonsuz boyutlarının bilincine varıp dünyanın ne kadar da küçük, tarih denen geçmişin ne kadar da kısa ve çok uzaklarda, bilinmez, karanlık denilen geleceğin ne kadar da yakın ve aydınlık olduğunu görecek.
Siz, mağaranın karanlığında mutlu yaşadığını sananlara şimdiden acıyın.
Yaşam aslında basit bir tercih oyunu. Bir tarafta her şeyi akla yatkın, akılcı, olması gerekenin bu olduğunu düşünerek sorgulamadan kabullenerek mağaranın karanlığında yaşayanların mutluluğu, diğer yanda, çok net bilmediği ve görmediği mağaranın dışındaki aydınlığı sürekli özlemenin ve bunun bitmeyen savaşımını vermenin mutsuzluğu. ‘Bu dünyayı anlamlı bulsaydım kalemi elime almazdım’ (3) Aslında anlamsızlığa anlam aramak farklıyı istemenin en kestirmeden anlatımı. Tercih sizin.
Biz kimiz sorusuna felsefi yanıtlar
Kişinin kendisini oluşturması kendisiyle ve maddi çevresiyle yaptığı hesaplaşmanın sonucudur. Kendisiyle hesaplaşmayı yapan kişi bireyleşir, bilinçlenip verili yapının onu yabancılaştırdığı dayatmaya gücünce karşı koyar.
Varlıkla düşüncenin birlikteliği, içselin dışsalla birleştiği, karar verme, tavır koyma özgürlüğünün düşünce sürecinin maddi temelle uyumunu ve harekete geçme iradesini sergiler. Fiziki ortamla, düşüncenin kişinin karakterinde birleşmesi insan davranışlarında tavır olarak somutlaşır. Ben senden farklı tavır sergiler, bazı zorlukları göğüslemeye cesaret ederken, sen harekete geçme yerine yetinmeyi, kabullenmeyi tercih edebilirsin. Ya da ben kendimi merkeze alıp çıkarcı bir bencillikle durağanlığı seçerken, sen soylu bir duruş sergileyip başkaları adına hiç çekinmeden çile çekmeyi göze alabilirsin.
Düşünceyle(soyut) sonsuzluk(soyut) somut düzlemde tavır olarak birleşebilir. Kavram maddi durumun kendisiyle ilişkili olarak farklılıkları da içerir. Kavramın farklı algılanması tavrı farklılaştırır. Bu arada bizim dışımızda doğanın determinist akışı hiç durmadan devam eder. Sonuç olarak nicel birikimin nitel değişime evrilmesi mutlak olarak nicelin bir zorunluluk olarak kendini yaşamda dayatması ve bu durumun insan bilinciyle birleşmesiyle somutlaşır ve insan olarak karar alıp tercih yaparız.
Unutmayalım! Yaptıklarımızdan olduğu kadar yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Bilinç; duruş sergilemenin somut yansımasıdır.
Bütün bu saptamaları sevgili dostum Ahmet Sayar’ın bana yolladığı aşağıda sizle paylaştığım link yaptırdı. Link, soyları aynı yolları farklı, bildiğimiz, tanıdık insanları anlatıyor.
https://youtube.com/shorts/pnp5XU2hN4A?si=qixRpA3tTxuKgAY1
Seyrettikten sonra bakalım sizde ne tür düşünceler oluşacak.
Saygılar.
------
(1)Fritz Reheis
(2) Platon
(3) Camus