“Ateşi ve ihaneti gördük.
…
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu köle olmamak
için iki kat,
iki kat soyulmamak için…
Ateşi ve ihaneti gördük.
…
İnsanlar uzun asker kaputluydu,
yalınayaktı insanlar.
İnsanların başında kalpak
yüreklerinde keder,
yüreklerinde müthiş bir umut vardı…”
(Nazım Hikmet-Kuvayı Milliye Destanı)
Koca bir Kurtuluş Savaşı.
Yeni bir ulusun doğuşu.
Devrimler, devrimler…
Tüm bunlar, Erzurum ve Sivas Kongreleri’ni takiben,
23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi’nin yürütücülüğünde gerçekleşti.
O gün,en yaşlı üye sıfatıyla Meclis’e başkanlık eden Sinop Milletvekili Şerif Bey
kürsüden şöyle sesleniyordu:
“….Bu duruma baş eğmek,
ulusumuzun bize sunulan yabancı köleliğini kabul etmesi demekti. Ancak tam bağımsızlık (İstiklal-i tam) ile
yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri özgür ve başına buyruk
yaşamış olan ulusumuz,
kölelik durumunu son derece sertlik ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak Yüksek Meclis’imizi meydana getirmiştir. Bu Yüksek Meclis’in en yaşlı üyesi niteliğiyle ve Tanrı’nın yardımıyla ulusumuzun iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın
yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip,
kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün cihana duyurarak Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum…”
Dünyada başka bir örneği var mıdır ki, hem emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı gerçekleştirecek, hem yeni bir ulus devlet yaratılacak;
bunları da halkın bağrından seçilmiş temsilcilerin oluşturduğu Büyük Millet Meclisi kararlarıyla yürütecek…
Çocuklığumun ilk Ankara anısı, babamın elimden tutup, Kurtuluş Savaşı’nı yürüten o ilk Meclis binasına götürüp göstermesiydi.
O günkü koşulların zorluklarını okuyup öğrenmem çok sonralarıdır…
Açılışı takiben, 24 Nisan 1920’de, Antalya Milletvekili
Hamdullah Suphi Bey de kürsüden şöyle sesleniyordu:
“Bu güç durumda vatanı çökmek ve yok olmak tehlikesinden korumak için gerekli tedbirleri almak,pek doğaldır ki yüksek kurulunuza düşer.Yüksek Meclis’imiz denetleyici ve inceleyici bir parlamento değildir. Böylece, yalnız yasama ve kanun koyma ile görevli olarak sorumlu bir kattan ulusun alın yazısıyla ilgili işleri gözetim altında bulunduracak değil,
bununla eylemli olarak uğraşacaktır…
Ve artık Yüksek Meclis’in üstünde bir güç yoktur…”
Büyük Millet Meclisi,
Mustafa Kemal’i oybirliği ile başkanlığa seçer.
Kürsüde Mustafa Kemal :
“… Yaşamımın bütün evrelerinde olduğu gibi,son zamanların bunalımları ve felaketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve rahatlığımı her çeşit kişisel duygularımı ulusun esenlik ve mutluluğu için feda etmekten zevk duymayayım.Gerek askerlik hayatımda,gerek politik yaşamımın bütün dönem ve evrelerini kapsayan savaşlarımda her zaman tuttuğum yol, ulusun ve vatanın gereksindiği amaçlara yürümek olmuştur.Bugün saygıdeğer kurulunuzun oybirliği ile açıklanmış olan güveni,layık olduğumun çok üstünde görmekle birlikte,
kendim için bir amaç olarak değil, elbirliğiyle giriştiğimiz kutsal savaşın yöneldiği amaçları elde etmek için, ulusun armağan ettiği bir destek sayıyorum…”
23 Nisan.
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…
Ulusal Egemenlik’in anlamı açık.
Peki, ya Çocuk Bayramı olması?
Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşundan hemen on gün sonra, 3 Mayıs 1920’de Halk Hükümeti programını okur.
Programın eğitim ile ilgili bölümünden:
“…eğitimin onları yaşam savaşında başarılı kılacak,dayanaklarını kendi kişiliklerinde bulmalarını sağlayacak, onlarda girişim gücü ve kendine güven gibi karakter üretici bir düşünce ve bilinç uyandıracak yüksek bir aşamaya ulaştırmayı amaçlar…”
Çocuklarını,gençlerini bu amaçla yetiştirmek isteyen Meclis’in açılışının Çocuk Bayramı olarak kabul edilmesi de anlamlıdır.
Hem de dünyada ilk kez…
Emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşımız gibi…
Bir İslam ülkesinde ümmetten millete,kuldan bireye dönüşümün ilk kez gerçekleşmesi gibi…
İlk kez bir ulus devletin bir halk meclisince yaratılması gibi…
Övünmek?
Elbette…
Peki ya layık olmak?…”
2000 yılının 23 Nisan’ında ‘Dünya’ gazetesinde yazmışım bu yazıyı…
26 yıl sonra…Bugün mü?..
Prof.E.Kalaycıoğlu’nun,
“Neo Patrimonyal Sultanizm”
(yeni geleneksel sultanlık)
olarak nitelediği günümüz Türkiyesi…
Yani?
Tek adam saltanatı…
Oysa,106 yıl önce, açılışından bir gün sonra ne diyordu Hamdullah Suphi Bey?
“Artık Yüksek Meclis’imizin üstünde bir güç yoktur!..”
Çocuklar,gençlik ve eğitim mi?
Daha altı gün önce…
Meclis’in ilk eğitim programı doğrultusunda yaşama geçirilen Köy Enstitüleri’mizin açılışının 86. yıldönümünü kutladık…
Kapatanların ve onların izinde giderek, ‘kindar ve dindar’ nesil yetiştirmek isteyenlerin eğitimimizi ne hale getirdiklerini acıyla yaşıyoruz…
Yazıyı anımsayıp paylaşmak istedim.
23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun…