Kuzey Ege'nin nev-i şahsına münhasır beldesi Ayvalık'a dair dikkat çekici bir 'karşı' anlatı ''Zeytinleri Kim Toplayacak / Ayvalık'ın Gerçek Tarihi''. Kentin gayri resmi tarihine pencere açan kitapta patronların, politikacıların ya da ağaların değil emekçilerin, yoksulların, sömürülenlerin hikâyesine mesken olmuş Ayvalık anlatılıyor.
Ayvalık son yıllarda özgün kimliği en hızlı yok olan kentlerin başında geliyor. Bin yıllardır zeytinin anavatanı olmuş, Türk-Yunan nüfus mübadelesine tanıklık etmiş çok özel bir coğrafya olan Ayvalık'a dair farklı bir perspektif sunan ''Zeytinleri Kim Toplayacak / Ayvalık'ın Gerçek Tarihi'' başlıklı bir kitap geçti elimize.
Ayvalık'ın Cumhuriyet öncesi ve sonrası dinamiklerini, bu dinamikleri yaratan olayları ve aktörleri bir karşı-tarih bakışıyla ele alan kitapta, Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi sonrası bölgede oluşan yeni dengeler ve sosyo ekonomik değişim, bu değişimi yaratan aktörler, kurumlar, sermaye sınıfı ele alınıyor.
''Cumhuriyetin ilanı sonrası hükümet devlet eliyle bir sermayedar sınıfı yani 'milli bir burjuvazi' yaratmaya çalışıyordu. Bu politikanın bir parçası olarak Ermeni ve Rumlardan kalan mallar belirli bir plan dâhilinde dağıtılıyordu.
Tarihçi Dr. Yücel Terzibaşoğlu'nun araştırmasına göre Türkiye çapında resmi mübadele için Kızılay'a bağlı ''Mübadele Muhtelit Komisyonu' kuruldu. Komisyonun her önemli merkezde bir şubesi vardı. Ayvalık'ta da bir şubesi kuruldu. İlke gereği Yunanistan'daki mallarını belgeleyenlere oradaki mallarının yüzde 40'ı nispetinde mal veriliyordu. Sözlü tanıklara göre Ayvalık'ta sorun çıktı. Çünkü 30 bin Rum Ortodoks mübadele ile gitmiş ve 10 bin Müslüman Türk gelmişti. Dağıtım bittiğinde malların yarısı duruyordu. Ayvalık Komisyon üyelerinden birisi geriye kalan malların aileler arasında eşit olarak paylaştırılması gerektiğini söyledi. Devrin kaymakamı eski Duyun-u Umumiye memuru Sadık Emini, eşrafın 'herkes mal sahibi olursa zeytinleri kime toplatacağız'' şeklindeki tepkisini dikkate alarak malların mevcut nispet korunarak dağıtılmasını emretti. Komisyonda kavga çıktı, silahlar çekildi. Öneriyi yapan üyelerin hemen tayini çıktı. Birçok mübadil mal varlığını ispatlayamadığı için bir anda yoksullaştı, kimi de sahte belgelerle büyük arazi, fabrika ve evlerin üzerine kondu''.
Yukarıdaki alıntıda anlatılan mallara ''çökme'' hikâyesi bugün de farklı biçimlere bürünerek devam ediyor. Çokuluslu maden şirketlerine verilen ayrıcalıklar, bu şirketlerle el ele veren ''yerli ve mili'' holdinglerin Kaz Dağları'nda, Akbelen'de ve ülkenin dört bir yanında yol açtığı geri döndürülemez doğa tahribatı, tarım arazilerinin el değiştirerek yapılaşmaya açılması ve bundan nemalanan irili ufaklı sermaye grupları, kıyılara çöken mafya, tüm bunlara yol verenler.
Kıyı ilçeler, siyaset ve sermaye ilişkileri açısından akla gelmedik oyunların döndüğü yerler bu ülkede. Ayvalık da ne yazık ki bu tür bir oyun alanı olarak kurgulanmak isteniyor. Tanınan yerli bir şirketin, siyasi ikbal ve güç adına her bir aile üyesini farklı partilere üye yapmasının başka izahı olabilir mi?
Ayvalık'ın iki tarihi var; 1922 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesinden önceki tarihi ve Cumhuriyet sonrası günümüze gelen dönem. 1922'den önce 30 bin kadar Rum'un yaşadığı, Türklerin birkaç devlet memuru ve askeri birlikten oluştuğu tipik bir Rum kasabası. 60'tan fazla kilise, dört manastır, bir akademi, sabun imalathaneleri, zeytinyağı fabrikaları, lokantalar, meyhaneler, yayınlanan günlük gazeteleri, sanatçıları ile canlı bir sosyal ve kültürel hayat.
Bugün kiliselerden ayakta kalan dört ya da beşi cami olarak hizmet verirken, yıkık dökük olanları ya otopark mafyasının elinde ya da çöp-atık alanı olarak kullanılıyor. Sabun imalathaneleri ise çoktan sizlere ömür. Meşe palamudu ihracatı yapılmayalı herhalde bir yarım asır geçmiş.
Osmanlı'nın imtiyazlı kentinden talan edilen Ayvalık'a
Osmanlı döneminde 1770'lerde verilen imtiyazlı konumu nedeniyle uzun yıllar kendi özgün kimliğini koruyabilen Ayvalık 19. yüzyıl ortasına dek süren vergi imtiyazları sayesinde gelişmiş bir kent haline geliyor. Kentin ayrıcalıklı konumunda Rusların Ortodoks toplumu üzerindeki etkisi önemli rol oynuyor. Sonraki yıllarda bu rol, Osmanlı çatısı altında yaşayan Rumlar başta olmak üzere farklı kimliklerin kendi milli devrimlerine uzanan sürecin de başlangıcını oluşturuyor.
Kitap bu tarihi planı anlattıktan sonra Mübadele sonrası Ayvalık'a yerleştirilen Girit ve Midilli mübadillerine yer veriyor. Zeytin ve tütün işlerinden iyi anlayan mübadiller sayesinde Ayvalık yaklaşık bir asır boyunca yeterli tarım üretimi yapabilen bir kent oluyor. Ne zaman ki uluslararası tütün tekelleri devreye giriyor, tütün tarımı da bitiyor. 80'lerden sonra hızlanan yazlık kültürü ve siteler ile bölgenin en verimli tarım arazilerine binlerce konut yapılıyor. Yapılaşma nedeniyle tarım bitiyor. Madencilik faaliyetleri ise Kuzey Ege'nin neredeyse her noktasında geri döndürülemez doğa tahribatı yaratmakta. Köyler bütünşehir yasasından sonra sağlık ve eğitim başta olmak üzere temel olanaklardan yoksun bırakılıyor, köylü üretimden de uzaklaştığı için madenlerde, fabrikalarda işçileştiriliyor. Arazisi olanlar ise topraklarını pazarlayınca mülkiyet hızla el değiştiriyor.
Dilin kemiği, gerçeklerin tadı yok
Ayvalık özelinde anlatılan hikâye aslında ülkenin pek çok yerinde yaşananlardan farklı değil. Kıyılardaki tahribat özellikle 12 Eylül darbesinden sonra başlıyor ve yıllar içinde yerel yönetimlerin de katkısıyla bugünkü noktaya ulaşıyor. Özal dönemi ise tam bir yıkım ve talan dönemi. Ruhsatsız otellerin dikildiği, Ayvalık adalarının yapılaşmaya açıldığı, yerel yönetimin elindeki kaynakların özelleştirildiği, iş bitiriciliğin, çalıyor ama çalışıyor söyleminin rağbet gördüğü, sendikaların çökertilip taşeronlaşmaya yol verilen yıllar.
''Zeytinleri Kim Toplayacak/ Ayvalık'ın Gerçek Tarihi'', sadece Ayvalık'ın başına gelenleri değil, günümüz Türkiye’sinin pek çok yöresinde yaşananları da yansıtan bir mikro tarihin görülmeyen yüzünün anlatısı.