ANNE CAN

Ulu bir çınar olmak istedim

Köklerim daha derine indikçe, uzayacaktı dallarım

Gölge olacaktım yakınlarıma, kızıma, oğluma

Düşlerimin resmi miydi, gerçek miydi anlamadan

Budanmışım, ne dalım kalmış ne gölgem ne obam

                            Baba yurdu Erzincan’dan çıktım yola

                            Ankara’dan Anamur’a

Sevginin kenti Dikili’ye

El uzattım Şah-ı Merdan Ali’ye

Çocuklarımla torunlarımı sen koru diye…

Savaştan yeni çıkmış ordu değildim

Umudunu yitirmişlerin sokağından geçen biri de

Sarayların yalancı mutluluğuyla sarmalanan hiç olmadım

Ağlayanların ağlayışlarına ağlayabilendim…

-

Sevgi kalesinin burçlarında esen rüzgâr gibiydim,

Değdiğim yerlerin neşesini taşıyıp hüzün tozlarını kaldırıyordum.

Neden hep uzaklara taşıyordum, geç kalmak korkusuyla?

İçimdekilerin, kanayan yaraları olduğunu görmeden…

El uzattım Şah-ı Merdan Ali’ye

Çocuklarımla torunlarımı sen koru diye…

Güneş ışığından daha yakıcı inancımla

Heybemde umut aklımda can gönlümde sevgi

Dilimde türkü, koşturmaktaydım

Beklendiğime inandığım her yere…

Sanırım ya erkenciydim ya da geç

Ne zaman bana aitti ne ben zamana...

-

Olanları, onları anlayamıyordum ve anlatamıyordum

Anlamama anlaşmazlığa dönüşüyordu

Umut endişeye sevgi ıstıraba türkü kedere

Ağlamak geride bıraktıklarıma düşüyordu…

-

Kemerimi kement yaptım boynuma

Bakmayı bilseydiniz, bulabilecektiniz

Hep sığındığım gözlerimin içine

Siz kavgaya tutuşmadan önce…

-

Kardeşlik ağır gelmişti

Yağmurun değil kalleşliklerinin soğuğunda üşüyorlardı

O yağmurlar ki tanrının gözyaşıydı, insanın acısına ağlarken

Mutluluğu dört bir yana yağmur taşıyan karabulutlara mı saklamışlardı

Gök mavisinde pamuk beyazı bulutlara mı?

-

Toprak kokan ölümlerin peşine düştüm

Yitirdiklerimi ya ver ya beni de al!

El uzattım Şah-ı Merdan Ali’ye

Çocuklarımla torunlarımı sen koru diye…

Duyanım mı vardı?

Ne ses bana aitti ne ben sese

***

 Sevgiyle, sağlıcakla kalın…