‘Cehalet ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır’
***
Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin doymak bilmeyen kâr hırsları sonucu dünya büyük bir kaosa sürükleniyor. Savaşlar ve iç çatışmalar dünyanın farklı bölgelerinde yayılarak genişliyor. Latin Amerika’dan Afrika’ya, Asya’dan Orta Doğu’ya, Avrupa’dan Güney Çin Denizi’ne savaş tam tamları daha hızlı çalıyor, dünya fokur-fokur kaynıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde Amerikan emperyalizminin savaş örgütü NATO askeri tatbikatlar düzenleyerek rakipleri olan Çin ve Rusya’ya göz dağı vermek istiyor. Emperyalistlerin amaçları ülkeleri ele geçirmek, rakip emperyalist güçlerinin elini zayıflatmak, nadir toprak elementlerine sahip olmak, sermaye birikimlerini daha da artırmak, dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden paylaşmaktır. Pedofili sanığı Trump ve onun Filistin’de, Gazze’de, Lübnan’da yaptığı katliamlarla övünen kan emici Siyonist ortağı Netenyahu bu nedenle İran’a saldırdı. Savaşlar, kapitalistler ve silah şirketleri için kârlarına kâr katmak, halklar için ise ölüm, yıkım, sefalet demektir. Bertoldt Brecht’in dediği gibi; ‘Savaşlardan geriye üç ordu kalır. Ölüler ordusu, yas tutanlar ordusu ve hırsızlar ordusu.’ Savaşlara dur diyecek tek güç, halkların örgütlü birleşik mücadelesidir.
Türkiye savaşa girmese de savaştan en fazla etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. AKP-MHP destekli Tek Adam İktidarının sermayeden yana izlediği ekonomik politikaların yanına bir de savaşın getirdiği yükleri ekledi. Bütün yükler işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, üretici köylülerin ve esnafların sırtına yüklendi. İzlenen ekonomik politika sonucu (OVP-Orta Vadeli Program) İşçilerin ücretleri düşürüldü, baskılandı, dolaylı ve dolaysız vergileri artırıldı. Türkiye’de işçilerin sömürü oranı 2023 yılında %77.7 iken 2025 yılında % 640.5 seviyesine yükseldi. Uzun çalışma şartları Türkiye’dedir. Avrupa’da çalışma saatleri ortalama 36-37 saat iken bu oran Türkiye’de ortalama 43-46 saattir. Bunun nedenlerinden birisi de güvenceli iş ve sendikal örgütlenmelerin önüne konulan kimi zaman görülen kimi zaman da görülmeyen yasaklardır. Asgari ücretle çalışanların ve emeklilerin aylıkları açlık sınırının altında kaldı. Tarım ve hayvancılık bitme noktasına getirildi. Tarım üreticilerinin Anayasal ve yasal hakları olan her yıl almaları gereken milli gelirden %1’lik payları hiçbir zaman tam olarak ödenmedi. Gıda enflasyonu dünyada düşerken ya da stabil kalırken Türkiye’de bu nedenlerden dolayı (ilaç, gübre, mazot vb. gibi verilmeyen teşvikler, ÖTV ve KDV oranlarının yükseltilmesi) arttı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Eskişehir Mihallıçık’ta bulunan Doruk Maden işçilerinin maaşları aylarca ödenmeyince Ankara’ya yürüyen işçilerin önü kolluk güçlerince kesildi, Ankara’ya girişleri engellenmek istendi. İşçilerin kararlı tutumu sonucu polis barikatları aşıldı. Doruk Maden işçileri Enerji Bakanlığının önünde günlerce aç, susuz, yarı çıplak eylem yaparlarken şiddete ve gaz sıkmalara maruz kaldı. Gaziantep’te Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası Başkanı (BİRTEK-SEN) Mehmet Türkmen maaşlarını alamadıkları için eylem yapan Sırma Halı işçilerinin eyleminde ‘Barikatları işçilere değil, patronlara kurun’ dediği için tutuklandı. Mehmet Türkmen 40 günü aşkın bir süredir tutuklu. Patronlar rahatça işveren sendikalarında, sanayi ve ticaret odalarında örgütlenebilirken, işçilerin sendikalarda örgütlenmeleri, insanca yaşayacak bir ücret istemek için eylem yapmaları engellenmektedir. Gazeteciler (Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardağ ve diğerleri), gazetecilik yaptıkları için ‘halkı kin ve düşmanlığa teşvik, casusluk yapmak) gibi kanıtlara dayanmayan nedenlerle tutuklu bulunuyorlar. Merdan Yanardağ’ın genel müdürü olduğu TELE 1’e çökmek için her türlü ali cengiz oyunları devreye sokulmaktadır. Ülkenin her bir karış toprağını, merasını, ormanını, suyunu uluslararası ve yerli tekellere peşkeş çekenlere karşı doğayı savunmak için direnenler Esra Işık örneğinde olduğu gibi tutuklanmaktadır. İş, kadın ve çocuk cinayetlerinin önü alınamamaktadır. Laik, bilimse, nitelikli eğitimden vazgeçilmesi sonucu okullarda şiddet olayları artmakta eğitim emekçisi öğretmenler ve öğrenciler İstanbul, Urfa ve Maraş örneklerinde olduğu gibi katliamlara maruz kalmaktadır. Bolu Kartalkaya Otel yangını, orman yangınları, iş ve kadın cinayetleri, Okullarda şiddet ve katliamlar sonucu bir tek yetkili çıkıp ta istifa etme erdemini gösterememektedir. Her yetkili bakan, bürokrat pişkinlikte sınır tanımamaktadır. Yapılanların altı biraz kurcalanınca (Gülistan Doku örneğinde olduğu gibi) Tunceli Valisi, oğlu, polisler, Hastane bürokratları vb., gerçekler bir-bir ortaya dökülmektedir. Hiçbir yetkili unutmamalıdır. Gerçeklerin eninde sonunda su yüzüne çıkma gibi bir huyu vardır. Ve yapılanlar hiç kimsenin yanına kâr kalmaz.
İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs yaklaşırken; emeğin hakkını savunmak için, iş ve kadın cinayetlerine dur demek için, insanca yaşanacak bir ücret için, demokrasi için, barış için, doğa katliamlarına dur demek için, tutuklu siyasetçiler, belediye başkanları, gazeteciler, sendikacılar, doğa savunucuları serbest bırakılsın demek için HAYDİ 1 MAYIS’A.