Ajans Bakırçay
2022-07-21 09:21:00

Auschwitz

Dr. Ceyhun Balcı

21 Temmuz 2022, 09:21

Görselini paylaştığım kitabı okurken Auschwitz’in aklıma düşmemesi olanaksızdı. Bugüne değin gidebildiğimiz pek çok yer arasında belleğimizde özgün bir yer edindi burası. Aradan geçen 70 yılı aşkın süreye karşın burada yaşananlarla ilgili yüzeysel bilgiler bile etkileşimi kaçınılmaz kılardı. Orada geçirdiğimiz birkaç saat belleğimize çivilendi desek yeridir.

Eddie Jaku’nun öz yaşam öyküsü olarak da nitelenebilecek “Dünyanın En Mutlu Adamı” dokunaklı olduğu kadar ilginç iletiler içermekte.

Yeri gelmişken Auschwitz izlenimlerimizi paylaşmak istedim…

AUSCHWİTZ’DE BÜYÜK İNSANLIKLA TANIŞMA!

Polonya turumuzun ikinci durağı Krakov’u programa ekleme nedenimiz Auschwitz’i mutlaka ziyaret etme isteğimizdi. Auschwitz-Birkenau ev yapımı Polonya turunun profesyonel yardımlı bölümüydü. Yeri gelmişken vurgulamakta yarar var. Bu sıra dışı yeri ziyaret etmeyi düşünür de yolunuzu buralara düşürürseniz kesinlikle kendi başınıza davranmayın! Bu ayrıcalıklı yer mutlaka ve mutlaka rehber gerektiriyor. Ve kesinlikle de turistik bir etkinlik değil!

Gezerken ilk kez göreceğiniz önemli bir yere ulaşmadan önce coşkunun eşlik ettiği bir heyecan duyulması olağandır. Auschwitz’e varmadan önce de fazlasıyla heyecanlıydık ama bu kez heyecanımıza eşlik eden duygular coşku yerine kaygı, korku ve ürpertiydi. Tanıklık edeceğimizi öngördüklerimiz sorumluydu elbette bu durumdan.

Auschwitz ve Birkanau toplama/ölüm kampları Krakov’un 70 km batısında. Almanları en üstün sayan ve görkemli bir Germanya İmparatorluğu peşinde olan Nazilerin ele geçirdikleri her yerin adını değiştirmelerine şaşırılmamalı! Auschwitz ve Birkenau’nun Lehçe adları sırasıyla Oswiecim ve Brzezinka.

Her iki yerleşim birimindeki tüm yapılar yerle bir edilmiş buralar toplama/ölüm kampına dönüştürülmeden önce. Hatta, yıkılan yapılardan arta kalanlar her iki kampta gereken yapılar için kullanılmış.

Ünlü Nazi önderi Heinrich Himmler bu iki kampa Yahudilerin izlerinin silinmesi işlevini yüklemiş. Haritaya bakıldığında buranın Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden insan taşınması için uygun bir konuma sahip olduğu kolaylıkla anlaşılabiliyor. Her ne kadar başlangıçta Polonyalı siyasi tutuklular çoğunlukta olsa da Sovyet Rusya’nın da savaşa katılmasıyla birlikte Sovyet siyasi tutuklular eklenmeye başlamış kamptakilere. Başta Polonya olmak üzere Macaristan, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Norveç, Fransa, Macaristan, Avusturya ve başka ülkelerden Yahudiler çok geçmeden kamptakilerin çoğunluğunu oluşturmuşlar.

Bu arada, zaten aşağının da aşağısı kabul edilen 21 bin Çingene’nin burada yok edildiği notunu paylaşmış olalım.

Sağlıklı bir kayıt sistemi olmadığı ve kamplara getirilen tüm bireylerin kayıt altına alınmadığı düşünülüyor. Ancak, yapılan kestirimler bu kampların 1.5 milyonu aşkın kişiye mezar olduğu doğrultusunda.

Doğrudan Gestapo ve SS yönetiminde olan kampların tanınmış Nazi hekim Joseph Mengele’nin deney laboratuvarı olarak da işlev gördüğünü eklemekte yarar var. Özellikle, ikizler, cüceler ve farklı göz renklerine sahip olanlar Mengele’nin ilgi duyduğu denekler olmuşlar.

Naziler bir yandan aşağı ve değersiz ırkları ortadan kaldırmayı amaçlarken diğer yandan da üstün saydıkları Almanların hızlıca üremeleri adına ikiz deneylerine özel önem vermişler. Polonya’yı işgal gerekçelerinden önde geleni ise bu komşu ülkeyi üstün ırk Almanlar için bir “yaşam boşluğu/alanı” (Lebensraum) olarak görmeleri.

İlk olarak 1940’da Oswiecim (Auschwitz)’le oluşturulmaya başlanan yerleşkeye 1941’de Brzezinka (Birkenau) ve 1942’de Monowitz eklenmiş. Kampların yanı başında ise savaş sonrasının Nürnberg yargılamalarına konu olan Farbenindustrie (Kimya Endüstrisi) yer alıyor.

Çok sayıda çocuk, kadın, mental hastalıklı ve düşkün durumdaki Yahudi kamplara ulaşır ulaşmaz ortadan kaldırılmış. İşgücü gereksinimi, çalışmaya uygun olanların ölümünü geciktirmiş. Sağlıklı ve çalışabilir durumda olanlar da son derece olumsuz koşullar nedeniyle kısa zamanda ölmeye aday duruma geldikleri için uzun süre çalışmak ve sağ kalabilmek söz konusu olamamış.

Kampa ulaşan aileler 14 yaşına kadar çocuklar anneleriyle kalmak üzere hemen bölünmüşler. Kampa adım atmış olup da sonradan bir araya gelen aile yok gibidir.

Üçlü kamp yerleşkesindeki Monowitz ziyarete açık değil.

Auschwitz (Oswiecim)’le başlıyoruz “Büyük İnsanlık”la tanışmamıza.

Polonya için çok da olağan olmayan bunaltıcı bir temmuz gününde varıyoruz Oswiecim müze alanına! Park yerleri oldukça kalabalık. Sürücümüzün peşine düşüp müze girişine eriştiğimizde uzunca bir kuyrukla karşılıyoruz. Önceden belirlenmiş randevulara göre hazır bekleyen gruplar tercih ettikleri dilde konuşan rehberlere bölünüyorlar. Yirmi dolayında kişiden oluşan gruplaşma oldukça uygun bir ortam sağlamış oluyor müze gezisine. Girişte müzenin oluşmasına katkı veren ülkeler listesinde Türkiye’nin de adına rastlıyoruz. Bu parasal katkı kadar diplomatlarımızın olağanüstü çabalarıyla ölümden kurtardıkları Yahudileri anımsayarak da gururlanıyoruz.

 

Kitapçı raflarında bolca yazılı ve görsel gereç çarpıyor gözümüze özelde bu kamplara ve genelde II. Dünya Savaşı vahşetine ilişkin.

Rehberimizle kısa bir tanışma sonrasında kendimizi filmlerden bildiğimiz demirden bir takın altında buluyoruz.

“Arbeit Macht Frei!”
(Çalışmak Özgürleştirir!)

Arbeit Macht Frei

Nazi ideolojisinin en kalıplaşmış ve tanınmış savsözlerinden birisiyle bir çalışma/ölüm kampının girişinde karşılaşmak son derece doğal. Hiç olmazsa görüntüde ölümün kutsanmaması da şaşırtıcı değil! Yerleşkeye getirilen kurbanların fotoğraflarına bakıldığında hiç birisinin yüzüne ölüme giden insana özgü korku ve kaygının yansımamış olduğu da kolaylıkla görülebiliyor. Nazilerin bu korkunç sonu başlarına gelene dek kurbanlarından ustalıkla saklayabildikleri gerçeğiyle tanışmış oluyoruz. Ustalık sıfatıyla nitelediğimiz bu davranışın ne feci ve dehşet verici bir yaklaşım olduğunu düşünmekten alamıyoruz kendimizi!

 

Kampta ölüme sürülenler

Buraya getirilenler ölüme gideceklerini ilk anda fark edemeseler de kaçma isteği hep var olmuş. Ne çift sıralı elektrikli dikenli teller, ne keskin nişancılar ve ne de başka engeller insanoğlunun bu karşı konulmaz isteğinin önüne geçememiş. Bu durum karşısında ise Naziler kendi denetim düzeneklerine tutsakları eklemişler. Belirli gruplar içinde kaçışlardan geride kalanları sorumlu tutan yaklaşımla kendilerince özdenetim uygulamışlar.

 

Bu arada, Auschwitz’de Naziler tutsaklara çok özel cezalar da vermişler. Örneğin, 11. Bina’nın bodrum katında 90×90 cm boyutlu hücrelerde 4 kişi aç bırakılarak ölüme terk edilebilmiş. Kamp kurallarına uyulmaması ya da kaçışlara engel olunamaması gibi gerekçeler bu hücrelere atılmak için yeterli neden olmuş. Bu arada, Alman kökenini yadsıyarak Nazilere karşı duran Polonyalı din adamı Maximillian Kolbe de önce tutuklanıp Pawiak hapishanesine atılırken; daha sonra Auschwitz’e gönderilmiş. Burada da Nazilere karşı direnişini sürdürmüş. Haksız yere ölüme gönderilen bir Yahudi tutsağa arka çıkması bardağı taşırmış. Ölüm hücrelerinden birisinde yaşamı sonlandırılmış.

Auschwitz, ağırlıklı olarak çalışma kampı olmakla birlikte; toplu öldürmelerin yaşanmadığı anlamına da gelmiyor. Hem ölüm duvarında ateşli silahlar kullanılarak hem de gaz odalarında Zyklon B’yle topluca öldürülüp, krematoryumda küle dönüştürülenlerin sayısı hiç de az değil Auschwitz I’de.

 

Boş Zyklon B kutuları

Yeri gelmişken Zyklon B gazından da söz etmekte yarar var. Bu gazın 5-7 kilosuyla 1500 kişiyi ortadan kaldırmak olasıymış. Auschwitz yerleşkesindeki toplu öldürmeler için yaklaşık 20 ton Zyklon B kullanıldığı kestiriliyor. Kimyasal yönüyle öne çıkan I. Dünya Savaşı’nda Zyklon A Almanlar tarafından kullanılmış ve savaş sonrasında yasaklanmış. Geliştirilerek B sürümü elde edilen Zyklon gazı bu kez nükleer yanıyla kendini gösteren II. Dünya Savaşı’nda yüz binlerce insanın topluca öldürülmesinde kullanılmış. Görgü tanıkları Zyklon B ile öldürülen insanların çığlık çığlığa 20 dakika içinde can verdiklerine tanıklık etmişler.

Müzeye dönüştürülen kamptaki yapılar tek tek düzenlenerek bu insanlık suçundan geriye kalan belgeler, gereçler, kurbanlara ait saçlar, ayakkabılar, kişisel eşyalar, bavullar ve kol-bacak protezleri sergilenerek o günlerin unutturulmaması amaçlanmış. Savaşın yitirildiği fark edilince Naziler işledikleri suçun telaşıyla hem kamptaki yapıları hem belge ve gereçleri olabildiğince ortadan kaldırma çabası içinde olmuşlar. Ancak, zaman darlığı ve acele bugün o müzede görüşe sunulan pek çok nesnenin günümüze ulaşması sonucunu doğurmuş.

Naziler bu kamplara taşıdıkları Yahudilere o zamanın da gönenç ve varsıllık simgesi olan Kanada’ya gönderilecekleri bilgisini vermişler. Böylelikle gelenlerin geride tek bir değerli eşya bırakmamaları sağlanmış. Bu nedenle değerli eşyaların toplandığı yere Kanada adı verilmiş.

İnsan türünün unutkanlıktan kaynaklanan engelliliğine Auschwitz’de bir özlü sözle göndermede bulunulmuş.

“Tarih ders alınmazsa, yinelenir!” sözünü anımsamış olduk biz de. “The one who does not remember history is bound to live through it again!”

Ders almazsanız tarih yineler

İlk kez burada öğrendik ölüme gönderilenlerin saçlarının tekstil ürününe dönüştürüldüğünü. Büyük İnsanlık gerçekten de yaratıcı ve tutumluymuş demek geçti içimizden. İnsana kıyma vahşetine eşlik eden, kıydığı insanların saçını değerlendirme inceliğine şapka çıkartası gelecek insanın. Kızıl Ordu kampları özgürleştirdiğinde 7 ton insan saçı bulmuş.

Saç yığınları: Herhangi bir şekilde değerlendirilemeyip kampta bulunanlar

Auschwitz kampı turunu gaz odaları ve onların ayrılmaz parçası krematoryumla tamamlıyoruz. Fırınlar insanla dolup, daha fazlasını almaz olunca Büyük İnsanlık işini kolaylaştırmayı da unutmamış. Her fırının ağzında göze çarpan fırın ağzıyla uyumlu boyutta metal bloklar görüyoruz. Fırın dolup da içine konulanları almaz olunca bu metal bloklarla ittirilmiş olabildiğince çok insan bedeni bir an önce küle dönüştürülmek için.

 

Krematoryumun yanındaki darağacına takılıyor gözlerimiz. Kampta gaz ve ateşli silah dışında da öldürme yöntemleri kullanılmış olduğu anlaşılıyor. Gazın seçilme nedeni öldürme kolaylığı ve kesinliği. Kitlesel öldürmede gazın eline su dökecek bir başka araç nükleer olabilir belki ama onun uzaktan atılması gereği ve uygulayıcısına da zarar vermesi önde gelen sorun. Ayrıca, o tarihte Almanların elinde böyle bir teknoloji de yok! Buradaki darağacında ibretlik bir olay da yaşanmış! Kamptan ve dolayısı ile burada yaşanan insanlık suçlarından sorumlu Rudolf Höss (Hess değil) yakalandıktan ve yargılandıktan sonra suçsuz insanları infaz ettiği bu darağacında 16 Nisan 1947’de asılmış. İç karartan bu ortamda yüreklere serin su serpen bir ayrıntı.

Kamp komutanı Rudolph HÖSS’ün de asıldığı darağacı!

Deyim yerindeyse cehennemi cehennem sıcağında gezmek zorunda kaldık! Sırada Birkenau var!
Rehberimizle birlikte bir kaç kilometre öteye geçiyoruz.

BİRKENAU

Buradaki genel görünüm daha önce belleğimize çakılmış olan sahnelerden tanıdık. Başta çeşitli ülke Yahudileri olmak üzere Çingeneler, eşcinseller, sabıkalı suçlular Birkenau’ya demiryoluyla getirilmişler. Kampın girişindeki kemerli kule karşılamış onları. “Cehennem” ya da “Ölüm Kapısı” olarak adlandırılan kapıdan girip de sağ kalanların sayısı son derece sınırlı. Kızılordu buraya eriştiğinde 7000 dolayında şanslı(!) insanla karşılaşmış. Şanslı nitelemesi elbette göreceli bir durum. Çünkü, pek çok uygulama bu kamplarda ölmenin değil yaşamanın şanssızlık olduğunu düşündürecek türden.

Tutsakların taşındığı hayvan vagonu

Kamplardaki olumsuz fiziksel koşullara bireyleri aşağılayan, mahremiyet duygularını hiçe sayan uygulamalar eklendiğinde çoğunluğu kadın olmak üzere çok sayıda tutsak canına kıymayı anlık çıkar yol olarak görmüş! Kaçma girişimine karşılık kurşunlarla canını yitirenlerin yanı sıra elektrikli dikenli teller de intiharı göze alanların yardımcısı olmuş!

Buraya Macaristan’dan çoğunluğu Yahudi olmak üzere 450 bine yakın insan getirilmiş. Onları 300 bin dolayında Polonya kökenli izlemiş. Geri kalan ülkelerden gelenlerin toplamı Polonyalılarınkine eşdeğermiş.

Cehennem Kapısı’ndan geçerek perona yanaşan ve hayvan taşımak için kullanılan vagonlardan indirilenlerin yazgısını aralarında hekimlerin de bulunduğu SS görevlileri belirlemiş. Sağa yönelmeleri istenenler çalışmaya uygun olanlarmış. Yaşamları kurtulmuş gibi görünse de acılı bir döneme hazır olmaları gerektiğini çok da bilemeden çileli bir yaşama adım atmışlar böylelikle. Sola yöneltilenler ise kısa yoldan ölüm kuyruğuna sokulanlar olmuş. Hangi yönün iyi olduğunu okurun yorumuna bırakmak en iyisi!

 

Cehennem/Ölüm Kapısı

Kitlesel yok etmelerin merkezi Birkenau bu amacın yoğunluklu biçimde gerçekleştirildiği yer olmasıyla ayrıcalıklı bir konuma sahip. Gaz odalarının ve krematoryumların kapasitesi çok daha fazla bu kampta. Savaşın sonu yaklaşırken yenilgiden kaçış olmayacağını kabullenen Naziler suç ortamlarının ve kanıtlarının çoğunu ortadan kaldırmaya yeltenmişlerse de izleri tümüyle silmeyi başaramamışlar.
Bugün gezdiğimiz açık ve kapalı alan müzelerinin o beceriksizliğin bir ürünü olduğunu fark etmiş oluyoruz. Müzeye dönüşüm sonradan olduysa da altındaki imza Büyük İnsanlık’a ait!

Bin hektarı aşkın bir yüzölçümüne sahip Birkenau kampına sonradan eklenen tek yapı bir anıt. Auschwitz Kurbanları Anıtı 1967’de yapılmış. Burada öldürülen insanların ait oldukları ulusların dilinden yazılmış plaketlerin eşlik ettiği son derece yalın anıt yoruma açık bir manzara sunuyor.

 

Yazının sonuna yaklaşırken sözü görüntüye bırakalım! Biliyoruz ki, görüntünün anlatabildiğini sözün anlatması neredeyse olanaksızdır. Görselde yüzlerce kişinin bir arada yaşadığı bir barakadaki tuvaletler izlenebilir. Kişiselliğin, mahremiyetin hiçe sayıldığı koşullar altında canına kıyanlara hak vermemek söz konusu olabilir mi?

Yüzlerce kişinin barındığı barakada tuvaletler!

Kaygı ve ürpertiyle karışık heyecanın öne çıktığı saatlerin sona ermesinden yakınacak durumumuz yok! Tersine, bir an önce bu ortamdan uzaklaşma isteği içindeyiz. Bizi bekleyen aracımızın bulunduğu noktaya giden otobüsü yakalamak için adımlarımızı sıklaştırmadan önce İsrail bayraklarına sarınmış bir grubu görüntülüyoruz.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.