Ajans Bakırçay
2022-03-31 10:17:52

Atatürk’ün Gözlerini Konuşturan Sanatçı; Şükrü Ertürk

Mehmet Gülümser

31 Mart 2022, 10:17

Hayatımız ilginçliklerle dolu bir yaşam... Yıllar önce deselerdi ki, 40 yıl sonra bir öğretmeninizle karşılaşacaksınız ve onun hayat hikâyesini de yazacaksınız. Buna hiç ama hiç inanmazdım; ama bu benim başıma geldi ve bu ayrıcalığı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu değerli şahsiyet kim mi?

O, Lise yıllarımızda bizim resim öğretmenimiz ve sonra da Merkez Bankası Banknot Matbaasına geçip, Taille-douce (tay dus) çukur baskı tekniğini ilk defa kullanarak, 1990 -2005 yılları arasında tedavülde olan banknotlardaki o muhteşem Atatürk portresini ve diğer resimlerin gravürlerini yaratan kişidir. Yani kullandığımız kağıt paralardaki 'Atatürk portresini de çizendir' derim.

Bu yazıyla banknottaki o muhteşem gravür Atatürk portresinin gizemlerini ve yaratılış hikâyesini sizlere sunmak istiyorum...

Orta Anadolu kentlerinde öğrenim görmek biraz zordur. Zaman zaman öğretmeni olmayan derslerimiz boş geçer gürültü yapmayalım diye nöbetçi öğretmen de bizi okul bahçesine salıverirdi. Okuduğumuz lisenin genellikle resim hocaları pek olmazdı. Gerçek öğretmen yerine azıcık resimden anlıyor denilen bir başka branş öğretmen, bu derslere gelirdi. Sezon başı sulu ve kuru boyalar aldırılır ama hiç kullanılmazdı. Bu öğretmenlerimiz ya ortaya bir vazo koyar ya da bir arkadaşımızı sandalyeye oturtur hadi bunu çizin derdi. Neyi nasıl yapıldığını hangi oranları nasıl alacağımızı bilmeden yapmaya çalışırdık. Çoğumuz için o dersler sıkıntılı saatlerdi. 1971 yılı başında genç bir resim öğretmeni okulumuza tayin olunca çok sevindik. Artık gerçek bir eğitimciden resim dersi alacaktık. Bu genç adam, daha ilk günden güler yüzüyle ve sakin tavırlarıyla hepimizin güvenini kazanmıştı. Okula geldiğimiz her gün onu başka bir işle uğraşırken bulurduk. Okul paydos olur ama o hala okulda atölyeye dönüştürdüğü bir sınıfta arı gibi çalışmaya devam ederdi. Bir bakarsınız testereyi eline almış, kesip biçip bir şeyler monte ediyor, ya da resim yapıyordu. Arasıra atölyesinin kapısını aralayıp hocamız bu hafta ne yapmış diye meraklı gözlerle bakardık. Sadece resim mi yapardı? Hayır, bir bakarsınız sazı eline almış yöre türkülerini çalıyordu. Daha sonraları iyi hatırlıyorum halk oyunları ekipleri kurmuştu. Kızlı erkekli ekipler yöre halk oyunlarını çalışıyordu. O da yetmez deyip tiyatro oyunları da sahnelemişti. Okulumuzda artık, bizim tam komple bir hocamız vardı. O, herkese sevgiyle yaklaşıyordu. Biz de ona sevgimizi dışarıda gördüğümüzde saygıyla selam vererek gösteriyorduk. Hatta Suşehri Lisesi 6 fen sınıfı yıllığımızı da ona yaptırmıştım. Orijinalini hala saklarım. Ve bu başarılı çalışmalar, onun, önce Gazi Eğitime asistan olarak daha sonra da T.C. Merkez Bankası Banknot Matbaası bölümüne gitmesini sağladı.

Ve 40 yıl sonra facebook arkadaşım N. Özdemir sayesinde ona ulaştım ve konuşmaya başladık. Bizden sonraki yaptıkları ve başarıları bana çok ilginç geldiği için hayatını yazma kararı aldım.

Geçenlerde Ankara’ya gittim, hem annemi hem de onu ziyaret edip, onunla canlı olarak sohbet etmek istedim; ama geçirdiği Covit hastalığı buluşmamızı engelledi. Çare tükenmez deyip bu röportaj için onunla saatlerce telefon görüşmeleri yaptım. Gelin, onun 26 yıl süren Banknot Matbaası çalışma hayatına dönelim.

1977 yılında Gazi Eğitim Resim Bölümünde asistan olarak çalışırken Merkez Bankası Banknot Matbaasından bir heyet, okulu ziyaret eder. "Bizim için bir gravür sanatçısı arıyoruz, her ne kadar tüm kurumlara bilgi verdikse de yine okulunuzu ziyaret edip ilgisi olanları sınavlarımıza davet etmek isteriz" demişler. Okulun öğretim görevlileri de o gün onları Şükrü hocamızla tanıştırıyorlar. Çok çetin sınavlar sonucunda hocamız T.C Merkez Bankası Banknot Matbaasına geçiş yapıyor ve serüven başlıyor.

Türk lirası Merkez Bankasının Beşevler semtinde bulunan Banknot Matbaasında basılmaktadır. Ben de Gazi Eğitim Enstitüde okurken, o binanın köşe durağında otobüsten iner binaya gıptayla bakarak okulumuza giderdim. Kesme taş duvarlar, demir kapı, ağaçlı bir bahçe ve gizemli bir yapı. Matbaadaki Banknot basımı titiz bir çalışma gerektiriyormuş. Banknotların ön ve arka yüzdeki portre ve resimleri gravür çalışmasıyla oluşuyormuş. Sanatçı Şükrü Ertürk hocamız, Banknot basımındaki portreler, resimler için kullanılan Taydus gravür tekniğini şöyle açıklamaktadır.

"Doğrudan el ile oyulmuş Taydus gravürler sahtecilik için en güvenli tasarımlardır. Bir sanatçıya ait olduğu için özgündür, taklit edilemez bir ikincisi üretilemez. Taydus tekniğinin başarısı sanatçının başarısına bağlıdır. Genellikle küçük çelik ya da bakır levha üzerine mikroskop eşliğinde çelik uçlu kalemlerle bir milimetrekareye 5-7 mikron derinlikte 40-50 çizgiler çekilerek eser ortaya çıkarılmaktadır. Bir gravür çalışması aylarca sürmektedir. Çizgileri çizerken öncelikle nefesinizi tutacaksınız, iyi bir göze sahip olup, mikroskobu itinalı kullanacaksınız. Titremeyen ellere, ışığı, gölgeyi, çizgi ilişkisini doğru kurabilen yeteneğe ve beyine sahip olmanız gerekmektedir. Çünkü hatadan geri dönüş yok. Mükemmeli yakalamak zorundasınız. Taille-douce tekniği; banknot, pul, çek gibi kıymetli kâğıtlardaki Portreler için kullanılan ve çelik kalıplara el ile oyma tekniğidir. Benim bu teknikle tanışmam 1981 yılında yurt dışı seminerinde oldu. Önce Lozan’a gidildi. Biz iki arkadaş, Roma’ya iki haftalığına eğitim için geçtik. Bu tekniğin uzmanı İtalyan Prof. Trento Çionnini bizi beklemekteydi. Heyecanımız dorukta, eğitim alacağız ama ortada dil sorunu var. Türk pratikliğine başvurarak hemen bir tercüman bulduk eğitime başladık. Bu Taydus teknikte en önemli öğretim usta çırak ilişkisidir. Sabır gösterip 2 hafta boyunca otel odasında zor da olsa ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştık. İlk hocam Prof. Çionnini ama Prof. Mario Bairdi’nin çalışmalarının daha çok etkisinde kaldım. İtalyanlar bu tekniği gelenek haline getirmişler ve 200 yıldan beri sürdürmektedirler. Bize ve çoğu ülke Banknot Matbaalarına hizmet vermekteler. Bu durum biraz beni üzdü ama azimlendirdi de. Dünyada banknotun kullanıldığı 16 yüzyıldan itibaren bu teknikle kağıt paralar basılmaktadır. Aslında bu tekniği yaratan, İtalyan bir kuyumcuymuş. Bundan dolayı da bu işte onlar en ön sıradalar. Ne yazık ki bizim banknot çizimlerinde de onlar vardı".

Banknottaki İlk Çalışmalarım

Sanatçı Şükrü Ertürk hocamızın, ilk gravür çalışması, 1979 yılında basılan 10 TL banknotun arka yüzündeki Çocukların Atatürk’e çiçekler sunma anı için yaptığı gravür çalışması olmuş. Daha sonraki çalışması ise ünlü Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un portresi ve Efes Antik kent gravürleridir; ancak 1980 yılında tedavüle çıkan 100 liranın arka yüzündeki Konya Mevlana Yeşil Türbenin gravür çalışmasının gizli yönünü de, bana şöyle açıkladı.

"Mevlana Yeşil Türbe çalışması daha önce yapılmıştı fakat yarım kalmıştı. Ben bir fotoğrafçı arkadaşımla Konya’ya geçtim. Yeni fotoğraflar çekip geri döndüm. Fotoğrafların arasından seçtiğim en güzelini, çelik kalıba işledim. Bu gravürümde pek çok kimsenin bilmediği bir şeyi Mehmet kardeşim, sana açıklayayım" dedi. "Bu çalışmamda kimsenin bilmediği, dikkat etmediği kubbe altındaki Ayet el Kürsi’nin fotoğrafta görünen kısmını da gravüre işledim. Arapça bilenler banknottaki Ayetel kürsi’yi okuyabilmişlerdi". Ondan aldığım bu müthiş bilgiyi ben de sizlerle paylaşıyorum. İçimden- İşte Mükemmeliyetçi olmak böyle bir şey demekmiş geçiyor.

Ata’nın Konuşan Gözleri

Şükrü Hocamızın bir en özel eseri de Atatürk portresidir. Kendisinin de iddiası da bu yönde; "Çünkü bu eserimde Ata’nın gülen gözlerinin, sizi izlemesi için çok çaba sarf ettim. Bu çabam bana -Atatürk’ü gülen gözlerle sunan sanatçı Şükrü Ertürk’tür- ünvanını kazandırdı." Yani hocamız Büyük Önder Atatürk’ün gözlerini konuşturmuştur.

Bu çalışmanın hikâyesini de sevgili Hocam şöyle anlatıyor; "Merkez Bankası Banknot matbaasında çalışıyorum, üretiyorum; ama bazen de kıskançlıklarla boğuşuyorum. İstiyordum ki banknotun ön yüzü için bir özel Atatürk portre gravür çalışmam olsun. Pek çok eserim banknotların arka yüzünde kullanıldı ama ön yüz Atatürk portresi çizimleri için hiç görevlendirilmemiştim. Evet, Banknotların arka yüzü çalışmalarını yapıyordum; ama paranın ön yüzü çalışmasında da görev almak istiyordum. Buna sebep ise, paramızın ön yüzündeki Atamızın resimleri benim kriterlerime göre ona tam benzemiyordu. Yüreğimin yandığı nokta buradaydı. Bu konuda Avrupa’daki eğitimlere katılıyorum evde de kendi kendime başarılı çizimler yapıyorum, yani bu konuda kendimi hazır hissediyordum; ama bir türlü görevlendirme yapılmıyordu. 1990 yılında Merkez Bankası 100 binlik kâğıt para basımını planladı. Hatta bu paraların tedavüle çıkması için yurt dışındaki bir kuruluşa kalıplar bile sipariş edilmişti. Ben ve grafik tasarımı yapan Hüseyin Şaşmaz arkadaşımla birlikte gözlemci olarak oradayız. Üstelik tüm bu işlemleri De La Rue Giori şirketinin sanatçı ve teknisyenleri yapacaktı. Ben bir yandan çalışmaları izlerken bir yandan da portre çalışmamı orada yapıyorum. Ayrıca Atatürk portresi yapmam için bana hiç kimse yazılı ya da sözlü görevlendirme de yapmadı; Üzerinde çalıştığım fotoğraf, Atatürk’ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel tarafından çekilmiş. Mustafa Kemal’in direkt objektife bakan bu resmini, yurt dışındayken ülkeye dönmeden polyester aydınger kâğıda yaptım. Yanımdaki masada diğer çalışmalarını sürdüren İtalyan hocam Çionnini, bu çalışmamı görünce beni yüreklendirdi. Eseri yaklaşık 17 günde bitirmiştim. Banknot için gerekli orijinal çizim ve filmleri elde ettikten sonra Ankara’ya döndüm. Başarıyı yakalamak için şansımı zorlamak zorundaydım. Hazırladığım portreyi önce Banknot Matbaa Müdürümüze gösterdim sonra da Emisyon Genel Müdürüne. O ise, bu beğendikleri çizimimi, benden alıp Merkez Bankası Müdürü Rüştü Saraçoğlu’na gösterdi. Tüm yetkililerinin beğenisi ve onayından sonra çelik kalıp üzerine portre çalışmasına heyecanla başladım. Üzerinde çalıştığım bu fotoğraf, Hürriyet gazetesinin 1978 yılı Atatürk albümünde yayınlanmıştı. O bize bakan gözleri, konuşturup çelik kalıba en iyi şekilde işlemem gerekir diye düşünüyordum. İşin zor tarafı buradaydı. Aylarca bir fotoğrafa bir de çelik kalıba baktım. Bu arada tüm Atatürk’le ilgili ne kadar kitap elime geçtiyse onların hepsini okudum. Onu iyice tanımadan onun başarılı portre çiziminin olamayacağını düşünüyordum. Çünkü o bir Deha ve bakışlarındaki gizem hala çözülememiş ve de o ifadeyi en iyi şekilde aktarmam gerekiyordu. İçselleştirdiğim Atatürk’ü yaratmalıydım. Günde 4-5 saat çalışıyorum, milimetrekareye bazen 80 çizgi düşüyordu. Benim için delice bir koşuşturmaydı. Tam 4 ay sonra gravür hazırdı. Portre çelik kalıp ise 52x36mm ebadında idi. Yani bir kibrit kutusu büyüklüğünde."

Dudağa Adımı Yazdım

"Bu güzel eserimin benim olduğunu ve bir Türk sanatçının bunu başardığını belgelemem gerekiyordu. Çünkü banknot işlevsel bir baskı resimdi ve yurt dışındaki sanatçılar gravür çalışmalarında eserin üzerine adlarını kazırlardı. İlerde silinebilmesin diye de alt dudak çizgilerin arasına çıplak gözle görülemeyecek şekilde Ş.ERTÜRK yazıverdim. Kimseye de bundan hiç bahsetmedim. Yalnız bu sırrımı, yurt dışında kalıbı çok ince mikroskopla inceleyen teknisyen tespit etmiş ve çelik kalıbı yurt dışına götüren arkadaşıma göstermiş. Yani bu gizli imzayı yıllarca 3 kişi biliyordu. Oysaki banknot matbaaları için çalışan Avrupalı sanatçılar eserlerine imzalarını rahatlıkla atıyorlardı. Bizde böyle bir gelenek şimdiye kadar oluşmamıştı. İmzalar, belki de bizim banknotlar için yaptırılan gravürler yabancılara yaptırılıyor diye eleştiri gelmesin diye yönetimce arzulanmıyordu". Şükrü Hocamız, bu konudaki bir sırrını daha benimle paylaştı. 1994 yılında kuruma bir başka nedenle soruşturmaya gelen başmüfettiş Gürbüz Ali Çilara’nın kapısını çalar. "Efendim, müsaade ederseniz size bir sırrımı açıklamak istiyorum" deyip konuya giriş yapar. "Efendim, bilginiz olsun, bu Atatürk portremde gizli bir şekilde adımı yazdım. Bu eğer suç ise ve cezam neyse çekmeye razıyım" der. O da "Siz sanatçı değil misiniz" diye sorunca sakin bir şekilde "Sayılır" diye cevap verir. Bunun üzerine müfettiş Çilara "Rahat olunuz ve siz çalışmalarınıza devam ediniz Sayın Ertürk" diyerek hocamızı yüreklendirir. Ondan sonra da emekli olana kadar tam 11 Atatürk portresi çalışması daha yapar. Bu güne kadar ikisi kullanılır 9 tanesi daha Merkez Bankası kasalarında saklanmaktadır. Ve bundan da çok mutlu olduğunu söylemektedir.

Aziz Sancar Ekslibrisinin Öyküsü

Hocam Eselerinizin arasında ülkemizin gururu Nobel ödülü sahibi Aziz Sancar’ın ekslibrisini de gördüm. Hikâyesi var mıdır varsa onu da açıklayın diye lafa girdim. "Aslında Aziz Sancar Ekslibris için bana görev verilmemişti.

2015 yılında Nobel ödülü alan ve Nobel’in altın madalyasını - Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin Eseriyim, Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerine bağlıyım - diyerek Anıt Kabir müzesine bağışlaması bende büyük bir etki bırakmıştı". PTT Genel Müdürlüğü'nün onun için bastığı hatıra pul Facebook'ta paylaşılınca, dostlarımın arasında PTT’nin sanki ilerde pul basacağı duygusu oluştu. Arkadaşlarımın, "Gravürde en iyi portre ressamı Şükrü Ertürk hocamıza iş düştü ve bu ekslibris ona yakışır" söylemleri sonucunda, onun Eklibrisini çalıştım. PTT veya başka bir kurum bana böyle bir görev de vermemişti. Bu benim ona gönlümden gelen bir sunumdu. Üstelik PTT nin gravür pul basan matbaası da yoktu. Ben çalışmaya devam deyip, önce onun bir fotoğrafını bulmaya çalıştım; ancak kendisiyle hiç tanışıklığım yoktu. Daha sonraları görseller için, onun Nobel’e Giden Yol kitabını yazan Yazar Orhan Bursalı’dan yardım talep ettim. O bu niyetimi Sayın Aziz Sancar’a aktarınca, Aziz beyin kendisi, bir teşekkürle görsellerini bana yolladı. Ana eksene onun Portresini, altıgen kutular içine annesinin ve babasının portrelerini koydum. Yine orta eksende Ayyıldız ve onun çok sevdiği Yunus Emre’nin bir şiirinin ilk dörtlüğünü yerleştirdim.

-

Adım adım ileri

Beş âlemden içeri

Onsekiz bin hicabı

Geçtim bir dağ içinde

-

Atatürk’ün imzasını da eklemeyi de unutmadım. Bu tasarımı kendisine yolladım. Olurunu aldıktan sonra tam 18 ayda bu gravürü tamamladım. Tabii ŞE logomuda ekledim. Bir 10 Kasım günü bu ekslibrisi Facebookta paylaştım. Daha sonra 10 adet orijinal baskıyı yapıp, kendisine yolladım.

Ülkemin değeri olan Aziz Sancar’a bu armağanı sunmak benim için çok özeldi. Sevgili Hocam eserleriniz arasında Nazım Hikmet Ekslibris çalışmanızı da gördüm. Bu konuya da açıklık getirir misiniz deyince, şöyle cevap verdi: "Bu da benim zevkle yaptığım Ekslibris çalışmalarımdan biridir. İstanbul Akademisi Derneğinin Nazım Hikmet Ekslibris yarışması için Dostum Rıza Reçber adına yaptığım ekslibristir. Çok beğeni almıştı".

Bu röportaj için teşekkür ettiğim Sevgili Öğretmenimiz Şükrü Ertürk, emeklilik günlerini mütevazı bir şekilde şimdi Ankara da geçiriyor. Aslında O, ülkemizin dünya çapında nadide sanatçılarımızdandır. Kendine ait bir atölyesi var. Özel ve keyfi çalışmalarını orada sürdürmektedir. Ayrıca Türkiye Ekslibris Derneği Başkan Yardımcısıdır. Ve Sofya’da kazandığı özel ödülü derneğine bağışlayacak kadar da bir gönül insanıdır. Şu sıralar Taille-douce tekniğini anlatan bir kitap hazırlığını bitirince mutlu olacağını söylüyor.

Ben de bundan sonraki yaşamında Hocamıza sağlık ve mutluluklar diliyorum.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.